Yazarlar Soykırım tartışması değil güç mücadelesi

Soykırım tartışması değil güç mücadelesi

Özlem Albayrak
Özlem Albayrak Gazete Yazarı

En sondaki sözümü en başta söyleyeyim; bendeniz İttihatçıların günahlarını savunmak zorunda olmadığımızı düşündüğüm halde, onların verdiği Ermeni tehciri kararının soykırımı amaçladığını düşünmüyorum. Çünkü “madem amaçlanan soykırımdı, Ermeniler neden bulundukları yerde katledilmedi de, göçe zorlandı?” ya da “Madem olanların adı soykırımdı, Doğu Anadolu Bölgesi dışında kalan Ermeniler neden göçe zorlanmadı ve katledilmedi?” sorularının cevap gereksindiğini düşünüyorum.
Bakınız, 1948'de BM Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ndeki (SSECS) hukuksal tanım bir toplumsal grubun belli bir bölümü ya da tamamının katledilmesini soykırım olarak tanımlamak için “niyet”i şart koşuyor:
“Soykırım; Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; [ve] çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.”
Eğer soykırım niyeti olmadan, ırksal, etnik veya dini temelli tüm katliamlar soykırım olarak adlandırılacaksa 10 binlerce kişinin öldürüldüğü, Dersimlilerin çocuklarının kendilerinden zorla alınarak subay ailelerine verildiği Dersim olaylarından tutun, Bosna Savaşı'nda Boşnaklara yapılanlara, İsrail'in Filistinlilere yaptıklarına, Myanmar'da olanlara, Suriye'deki katliamlara “soykırım” dememiz gerekirdi. Bazılarının gerçekten de birer soykırım olmasına, soyu kurutmak için bilinçli ve sistematik olarak gerçekleştirilmesine rağmen bunu söyleyemiyoruz, çünkü dünya kamuoyu sözgelimi 10 bine yakın insanı Srebrenitza'da bir gecede öldüren, binlerce Boşnak kadının ırzına geçen Sırpların Bosna'da yaptıklarını soykırım amacıyla yaptığını kabul etmiyor, “savaş şartları” deyip geçiyor. Keza Filistinliler'e yapılanlar da soykırım değil, zira “onlar terörist”.

Myanmar mı? Myanmar'ın irabda mahalli bile yok. Orada zaten hiçbir şey olmuyor, dünya kamuoyu “kim kimi öldürmüş, biz duymadık” diyerek kulağının üstüne yatıyor.
Elbette bunları söylemem, hak olanla olmayanı ayırmayalım ya da hakikatin yanında durmayalım, anlamına gelmiyor. Bunları söylemem devletin resmi tezlerine eklemlendiğim sonucu da doğurmuyor. Zira, 2013 yılında AK Parti iktidardayken, bir Ermeni vatandaşımız olan Sevag Balıkçıyan hakkında yazdığım (05/04/2013-Yeni Şafak) Sevag Balıkçıyan Meselesi başlıklı yazıda “…göğsünüzün içinde bir kalp taşıyorsanız, taşıdığınız o kalbin kendi meşrebince kurduğu bir adalet terazisi/hakkaniyet ölçüsü varsa ve o terazide ırkına, cinsiyetine, dini inancına bakmaksızın bir insanı haksız yere öldürmek insanlığı öldürmekle eşitse, Sevag Balıkçıyan hadisesinden rahatsız olmamanız mümkün değildir...” demişsem, meselelere hangi noktalardan bakmaya çalıştığım daha net hale gelecektir, düşüncesindeyim.
Ermeni soykırımı iddialarının dile getirilmesindeki sorun ise şu: Ermenilerle ilgili o anıtlar dikilmeden, “soykırım olmadı” demeyi suç sayan o yasalar çıkarılmadan, o kanunlar dayatılmadan, o açıklamalar yapılmadan önce, hiçbir yabancı uzmanın, aktivistin ya da tarihçinin Osmanlı ya da Ermeni arşivlerini (Ermeni arşivleri zaten sıkı sıkıya kapalı) inceleme gereği duymamasının da gösterdiği üzere, bu konunun “kanıtlanma-çürütülme” noktasından çoktan çıkmış olduğu, “doğru-yanlış” değerlendirmesinden uzaklaşmış bulunduğu ve uluslararası algı biçimlendirmede daha güçlü olanın neredeyse bir şov malzemesine dönüştüğü… Oysa, geçtiğimiz yıl, o dönem Başbakan olan Erdoğan'ın, acıları paylaşma yolunda 91 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin gösterdiği ilk refleks olarak ortaya koyduğu taziye mesajı anlamlıydı. Bu yıl Başbakan Davutoğlu'nun yaptığı konuşmanın da değerli olması gerekirdi. Ama görünen o ki, lobicilikte Türkiye'den daha güçlü olduklarını düşünen ve Batı dünyasıyla olan dini relativite avantajını faydaya dönüştürmeyi uman Diasporanın beklentisi daha fazlaymış. Ama beklentilerini bu yolla, yani “baskı” yaptırtarak elde edebilirler mi, çok emin değilim. Zira bu, acılara saygı diye çıkılan yolu hesapçılık taşlarıyla döşemekten başka bir şey değil…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.