Yazarlar Amerikanın itibar kaybı

Amerika'nın itibar kaybı

Sami Şener
Sami Şener Gazete Yazarı

Dünya kamuoyu, sistemli bir şekilde Amerika'daki saldırıya kilitlendi. Dünya toplumlarının bu olay ile bu derece yüzleşmesinde, medyanın Amerika'dan yana tavır koymasının büyük rolü vardı.
Birçok yerli ve yabancı yazar ve araştırmacıların dediği gibi; dünya, birinci sınıf bir ülkede olan bir olayın, nasıl diğer ülkelerden farklı bir şekilde değerlendirildiğini gördü. Böylece, halklar arası ayrımcılığın dünya ölçeğindeki fotoğrafı, derin izleri ile bir kere daha farkedilmiş oldu.
Amerika'daki terör eyleminin suçlusu olarak, Usame bin Ladin ilan edildi. Bu ilanın temel dayanığı "şüphe ve zan" dı. Bu konuda, söylenti ve iddiaların dışında herhangi bir maddi delil ortaya koyulamadı.
Amerika Birleşik Devletleri, bu tavrı ile bütün dünyaya insanlık, hürriyet ve hukuk alanında bir ders verdiğini zannederken, aslında uluslar arası alanda, kaba kuvvetin ve güç gösterisinin rahatsız edici kabadayılığını gündeme sokarak yanlış bir geleneği başlattı. Hele hele, Üsame bin Ladin üzerine "ölü veya diri" mükafat konulması, ister istemez kanun ve nizamın hakim olmadığı, eski Amerikan kasaba düzenine geri dönüldüğünü düşündürdü. O dönemde de, silaha ve güce hakim olanlar; adalet ve sistemi belirlemekteydiler. Halbuki hukuk; hiçbir şeye dayanmaksızın, hak ve haklının yanında olmaktı.
Geçen yazım da da belirttiğim gibi, Amerika'daki terör; aslında batı şuuraltı'ndaki bazı "önyargılar"ı gün ışığına çıkarıyordu. Bu önyargı, müslüman toplumların barbarlığı ve saldırganlığı idi! Medeni batı(!)'ya karşı, sürekli ayakbağı ve karşı olan bu kültür, ancak batı tarafından yönetilmeli ve güdülmeliydi!..
Tarihi batı emperyalist düşüncesinde yer bulan bu anlayış; hala bazı batılı yöneticilerin temel referansları oluyordu. İşte bunun için, Amerika'da Bush, Almanya'da bir başka üst düzey yetkili; haçlı düşüncesin dile getirebiliyor veya müslümanlarla birarada yaşanmaz ifadelerini kullanmaktan çekinmiyordu. Ama, gerek strateji sebebiyle; gerekse batı'da makul ve barışçı siyaset ve fikir adamlarının tutum ve ikazlarıyla İslam dünyasına yönelen ifadeler, kısa bir süre sonra, yerini ılımlı değerlendirmelere bırakıyordu.
Buna rağmen Amerika, söylemlerini yumuşatmakla birlikte, stratejisini değiştirmiyor ve Usame bin Ladin'i savaş için bir gerekçe göstererek, asıl maksadın, İslam dünyasının bir beldesi ve Asya'nın stratejik noktası Afganistan'ı işgal etmek olduğunu gizlemey çalışıyor.
Bush'un Amerikan kongresindeki "uçağı kaçıranlar, aslında İslam'ı kaçırmışlardır" ifadesi; suçu kesinleşmemiş bir olayı; yine İslam'a maletme saplantısından kurtulmadığını ortaya koymaktadır. Elbetteki, bütün iradelerin üzerindeki gerçek irade, haksızlığı yapanları bir başka haksızlık ile eninde sonunda karşılaştıracaktır.
Halkı müslüman ülkelerde Amerika'nın ekonomik ve siyasi baskısı, bu ülkenin yanlış ve zulme varabilecek stratejisini desteklemeye götürdü. Şurası bir gerçek ki, ekonomik beceriksizlerini ve siyasi desteksizliklerini Amerika'nın yardımı ile gidermeye çalışan bu iktidarların, halkları nezdinde saygınlık ve meşrululukları tartışabilecek durumdadır. Onlar; günü kurtarma adına, tarihi, sosyolojik ve ahlaki değerleri bir kenara itmek suretiyle, kendi varlıklarını sona erdirmek ve dünya ölçeğinde bir katliama ortak olmak durumu ile karşı karşıya kalabilirler.
Amerika, ortak ekonomik çabaların ve kültürler arası ilişkilerin yoğunlaştığı bir dünyada; yeniden eski dünyanın rijit ve kavgacı ortamına girmek suretiyle, büyük devlet olma itibarını kaybetmektedir. Bunu, uluslar arası araştırma ve değerlendirmeler göstermektedir. Kin ve nefreti doruğa çıkarmak yerine; dünyaya daha adil ve huzurlu bir düzenin felsefi temellerini atmak konusunda çalışmak, büyük devlet olmanın en önemli vasfıdır. Afganistan halkı büyük bir zulumle karşı karşı kalacak ama; Amerika'da bağrına yeni düşmanları davet edecek diye iki açıdan üzülüyoruz.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.