Yazarlar Yol ayrımı Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması

Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması

Selçuk Türkyılmaz
Selçuk Türkyılmaz Gazete Yazarı

1920’de Fransızlar Şam’a girdiğinde Türkiye’de de işgal orduları vardı. Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere memleketin üzerinde karabulutlar dolaşıyordu. O dönemi iyice anlayabilmek için bütün bir coğrafyada olan biteni bilmek gerekiyor. Aynı yıl Azerbaycan da yeniden işgal edildi. Benzer bir şekilde Mısır da dâhil olmak üzere bütün Kuzey Afrika, Mağrip’ten başlamak suretiyle Batı Avrupa ülkeleriyle mücadele hâlindeydi. İşgal bütün Osmanlı coğrafyasına yayılmaktaydı. Bu dönemde Misak-ı Millî de kabul edildi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Selçuk Türkyılmaz : Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması
Haber Merkezi 12 Eylül 2019, Perşembe Yeni Şafak
Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması yazısının sesli anlatımı ve tüm Selçuk Türkyılmaz yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Türkiye’de Millî Kurtuluş Savaşı başlarken coğrafyamızın birçok bölgesinde benzer kurtuluş hareketlerini görebiliriz. Yine Fas’tan başlamak suretiyle Azerbaycan’a kadar Türkiye ile doğrudan alakalı olan yerlerde millî kurtuluş hareketleri, emperyalizme karşı varoluş mücadelesini örgütlemeye çalışmıştı. Fransız ordusu Şam’a girmeden önce ilk direniş hareketi Meyselun’da baş göstermişti. Fransa bu direnişi ve daha sonra da Şam’ı şiddetli bir şekilde ezip geçti. Michael Provence, Suriye’de başlayan bu hareketin 1930’ların ikinci yarısından itibaren Filistin mücadelesini etkilediğini söyler. Sömürge yönetimleri tarafından yeni devletler oluşturulsa da insanların zihninde bu sınırlar bulunmamaktadır. Provence, The Great Syrian Revolt and the Rise of Arab Nationalism adlı kitapta Suriye İsyanı’nı örgütleyenlerin eğitimlerini Osmanlı askerî okullarında aldığını da söyler. Birbirine çok yakın tarihlerde Fransızlar Suriye’de, İtalyanlar da Libya’da millî bağımsızlık mücadelesini bastırdı. Rif Cumhuriyeti de aynı tarihlerde sukut etmişti.

Türkiye, Arap coğrafyası ve Kafkasya’daki olayları 1910’lardan başlamak suretiyle ilişkileri açık açık göstererek anlatan bir kitap olduğunu zannetmiyorum. Bağımsızlık mücadelelerinin kaybedilmesine birçok sebep gösterilebilir. Fakat en önemli hususlardan biri Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her bir bölgenin kendi başına kalmasıdır. Bağımsızlık mücadeleleri bölgesel güçlü bir devlet tarafından desteklenememiştir. Her bir bölge ayrı bir mücadele verirken kendi kimliğini de inşa etmiştir. Bağımsızlıkçı fikirler ve hareketler başka bölgelere sirayet ettiği gibi sonraki kuşaklara da aktarılabilmiştir.

Bağımsızlıkçı fikirler ve hareketler sonraki kuşaklar tarafından miras olarak alındığı gibi emperyalizmle işbirliğini tevarüs eden yapılar da çok güçlü ilişkiler ağı içerisinde güç inşa etmişlerdi. Bunun da karşılaştırılmalı bir şekilde incelenmesi gerekir. Bugün özellikle Türkiye’de açık bir şekilde görüldüğü gibi bir taraftan bağımsızlıkçı mücadelenin gereği olarak küresel emperyalist devletlerle çok sert bir mücadele yürütülürken içeride de benzer bir mevzilenme söz konusudur. Bazılarının iddia ettiği gibi bu cümleleri başkalarını ihanetle suçlamak için yazmıyorum. Bir süreç analizi yapmak gerekiyor. Örneğin Suriye’de Fransa’ya karşı mücadele edenlerin Türkiye’den çok şey beklediklerini biliyoruz. Hatta 1946’dan sonra manda yönetimi sona erdiğinde Halep’te Türk bayrağının dalgalanmasını duygularımızı okşayan bir olay şeklinde ele almamak gerekir. Bu olay ve daha niceleri coğrafyanın ürettiği fikirleri gösterir. Aynı anda iki eğilim varlığını sürdürmektedir.

Yüz yıl önce coğrafyayı ayakta tutacak bir devlet kalmamıştı. Şu veya bu şekilde her bir bölge ve devlet kendini bugüne taşıdı. Amerika’nın 1991’de başlayan işgal sürecinden sonra özellikle devlet yapılarının ortadan kaldırılması oldukça anlamlıdır. Millî olanla gayr-i millî olan arasındaki en önemli ayrışma da bu çerçevede yaşandı. Devlet yapılarının çökmesiyle birlikte yerel unsurlar küresel güç merkezleriyle ilişki kurdu. Bunu Osmanlı’nın zayıflama sürecinde gördük. Darbelerin ortaya çıkardığı siyasî sonuçlar da benzer ilişkilere yol açmıştı. Millî olan gittikçe zayıfladı. Köklü bir geleneğe sahip olan devlet düşüncesi derinden yaralandı.

Yüz yıl sonra Suriye Savaşı’nda görüldüğü üzere Türkiye, coğrafyanın yeniden parçalanmasını engellemeye çalışıyor. Bu, Irak için de geçerlidir. 1991’den sonraki dönemi, bölgenin emperyalizme karşı direnişi olarak tanımlayabiliriz. Bu dönem, fikirleri de derinden etkilemektedir. Türkiye’de yaşamakta olduğumuz “yol ayrımı” derin etkilere yol açabilecek bir gelişmedir. Bu süreç, 15 Temmuz’dan ve coğrafyamızın yüz yıllık tarihinden bağımsız değildir. Türkiye’nin mücadelesi daha başka birçok gelişmeye de sebep olabilecek güçtedir. Devlet ve millet birlikteliğinin yeniden sağlanması büyük bir gelişmedir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.