Yazarlar Okuma Notları-1

Okuma Notları-1

Sema Karabıyık
Sema Karabıyık Gazete Yazarı

Mark Twain’in dediği gibi gerçek ayakkabılarını giyerken yalan dünyanın yarısını dolaşabilir. Bir “gerçekçiğin” doğrululuğunu araştırmak için çok az çaba gösteririz. Söylenti ve dedikoduları genelde sorgulama adetinde olmadığımız güvendiğimiz arkadaşlarımızdan duyarız. Haberleri ise sadece haberleri dinlemek için açarız ve genelde sunulan bir gerçeğin yanlış taraflarını irdelemeye hazır değilizdir. Gerçekçikler çoğunlukla iknaya karşı koyduğumuz savunma barikatlarımızın arasından sıyrılıp geçiverir. Bir gerçekçiğin doğruluğunu araştırmaya kalksak bile bu genellikle zordur.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Sema Karabıyık : Okuma Notları-1
Haber Merkezi 21 Ağustos 2017, Pazartesi Yeni Şafak
Okuma Notları-1 yazısının sesli anlatımı ve tüm Sema Karabıyık yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Gerçekçikleri kabul ederiz çünkü bunlar genelde psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılar. Pek çok gerçekçik eğlendiricidir ve böylece dikkatimizi çeker. Gerçekçiklerin en iyileri en temel korkularımızı ve endişelerimizi rasyonalize edip onları doğrulamamıza yardımcı olur. Bir gerçekçik yayılırken genelde psikolojik ihtiyaçlarımıza daha iyi hizmet etmek üzere değiştirilip bezenir.

Gerçekçikler bir ön ikna olarak görev görürler. Gerçekçikler sosyal gerçekliği yaratır. Dünya hakkındaki görüşümüzü inşa ederken kullanılan parçalar olarak görev görürler. Böylece gerçekçikler dikkatimize yön verir ve dünyayı nasıl yorumlamamız gerektiğini söyler. Gerçekçiğin yalan olduğu ortaya çıksa bile yine de ilgi ve düşünme yönünü tayin edebilir.

(Propaganda Çağı-İknanın Gündelik Kullanımı ve Suistimali/Anthony Pratkanis-Elliot Aronson)

*

Singapur’da yaşayan bir Çin göçmeni ve bir Hint kökenli Singapurlu, kokusunun duvarlardan sızması üzerine, köri pişirme hakkı üzerine kavgaya tutuşurlar. Çinli, komşusunun, tipik Singapurlu tarzında sürekli olarak, kimseye aldırmadan körü pişirdiği kanısındadır. İkili aralarındaki anlaşmazlığı çözmek amacıyla bir arabulucunun karşısına çıkartılırlar. Bir anlaşmaya varılır: Hintli ancak komşusu şehir dışına çıktığı zaman köri pişirecektir. Olay burada kapanır, ta ki günün birinde arabulucu hikayeyi açığa vurana kadar. Singapur’da yaşayan Hint topluluğu Çinlilerin kendilerine ne zaman köri pişirip ne zaman pişiremeyecekleri fikrini dayatması fikrinden öfkeye kapılır. Ulusal köri pişirme günü ilan edilmesiyle başlayan süreç binlerce beğeni alır. Tüm ülkenin ilgisini üzerinde toplayan sanal bir harekete dönüşür. Köriye ilişkin online ajitasyon kitlesel sokak gösterilerine dönüşmedi ama yine de bu söylem o tarihte oldukça yoğun eleştiri topladı. Aslında Singapur’daki protestoların köriyle ilişkisi pek azdı daha çok ülkeye gelip işlerini ellerinden alan yabancılarla ilgili endişelerin çoğalmasından kaynaklanıyordu. Bu gündemi canlı tutma gayretindeki muhalefet grupları körügatei kolayca istismar edilecek bir olay olarak gördüler. (Yeni Dijital Çağ/ Eric Shcmidt- Jared Cohen)

*

1998 tarihinde iki psikolog 10-11 yaşlarındaki 128 çocuğa bir dizi matematik problemi verdiler. Problemleri tamamlayan çocukları iki farklı cümleyle övdüler. İlk cümle doğrudan zekayla ilgiliydi: çok iyi sonuç aldın ne kadar akıllısın. İkinci cümle ise gösterilen çaba ile bağlantılıydı, çok iyi iş çıkardın ne kadar gayretlisin. Arkasından çocuklara daha zor problemler verdiler. Bu seferki test sonuçları dramatikti. Çabaları ve gayretleri için övülen çocuklar yeni yaklaşımlar denemeye hevesli ve dirençliydiler. Başarısız olduklarında dahi bunu zeka noksanlığına değil yeterince çabalamamaya bağladılar. Çok zekisin diye övülen gruptaki çocuklar problemler zorlaştığında çaba göstermekten vazgeçiyordu. (Düşüncenin Coğrafyası/Richard E. Nisbett)

*

Bizler evrensel olarak fedakarlığı över, takdir eder ama bizim ya da yakınlarımızın yaşamına hükmetmesini beklemeyiz. Yani verdiğimiz nasihati uygulamayız. Kuşkusuz bu son derece akılcı bir yaklaşımdır. Diğer insanlar ne kadar çok fedakarlık sergilerse, bizim için o kadar iyidir.

Diğer insanlara bir tokat atılıp canları yandığında diğer yanaklarını dönmelerini fakat yakın akrabalarımız ve arkadaşlarımız söz konusuyken intikam almayı arzulamamız gibi, tıpkı erdemli davranmaktan ziyade erdemli olmayı teşvik etmemiz gibi, çevrecilik de uygulamaktan çok öğütlemeyi yeğlediğimiz bir kavramdır. Görünen o ki, herkes kendisi için bir yol açılmasını ama öte yandan daha az karayolu inşa edilmesini istemektedir. Herkes ikinci bir arabaya sahip olmak isterken yollarda daha az araba görmeyi arzulamaktadır.

(Erdemin Kökenleri/ Matt Ridley)

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.