Yazarlar Bazı şeyler değişmiyor

Bazı şeyler değişmiyor

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İstikrar güzeldir ama her zaman ve her konuda değil! İyinin güzelin ve doğrunun muhafazasında istikrar güzel. Daha iyiye, doğruya ve güzele doğru bir istikrar yakalanabilirse bu çok daha güzel. Ancak, kötünün, çirkinin ve yanlışın değişmeyişinde istikrar iyi değil. Daha kötüye, çirkine ve yanlışa doğru gidiş varsa, bu hepten kötü. Yıllar evvel yazdığım bir yazıyı okurken bazı şeylerin hiç değişmediğini üzülerek fark ettim ve o yazıyı nazar-ı dikkatinize arz etmek istedim. Buyurun lütfen ve siz karar verin paçozluğumuzun nişanesi olan bu konuda değişen bir şey var mı yok mu?

Birisi çıkıp bir şey söylüyor. Başlıyoruz kavga etmeye. Söyleneni konuşmuyoruz hiç. Doğru mu, gerekli mi, zamanı mı, böyle mi ifade edilmeli? Bunlar aklımıza bile gelmiyor. Söyleyeni sevenler savunma pozisyonu alıyorlar hemen, sevmeyenler hücuma geçiyor. Ortalık kan revan... Kafalar çalışmadığı için ekseriyetle kalpler kırılıyor bu kavgada. Lüzumsuz düşmanlıklar ortaya çıkıyor. Gerek var mı?

Tahiyyatlarda okuduğumuz ‘Rabbenâ’larda; “Beni, ana babamı ve bütün müminleri bağışla” diyoruz. Yani az sonra hiç de üstümüze vazife olmayan bir kavgada kalbini kıracağımız, hakaret ve hatta küfür edeceğimiz kardeşimizin ebedi saadeti için dua ediyoruz. Hem de kendimizden, anne babamızdan hemen sonra... Ya namazımız namaz değil yahut biz o namazın adamı değiliz. “Veyl olsun o namaz kılanlara...” ayetini hemen her gün namazlarımızda okuyoruz. Ama ikaz içeren her nasihatte olduğu gibi bu ayet de hep başkalarından (!) bahsediyor nedense... Kavga ettiklerimize dua etmeyelim diyemeyiz; hiç olmazsa dua ettiklerimizle kavga etmeyelim, olmaz mı?

Hemen her konuda böyleyiz. Siyasetten futbola kadar... Kavga ediyoruz çünkü fikrimiz yok. Fikrimiz yok zira bilgimiz yok. Malumat da yetecek ama o da yok. Söylenene dair malumatımız bile olmayınca geriye bir tek şey kalıyor: Sözü söyleyene duyduğumuz sevgi yahut nefret. Bunun üzerinden yürüyor bütün anlamsız didişmelerimiz. Basit bilgi kırıntılarının, sahte aidiyetlerin ya fahişesiyiz yahut zamparası. Ahvalimiz budur.

Söylediğin vakit entelektüel sınıfına dâhil edilmene sebep olan iki kelime: Modern zamanlar... Suçu modern zamanlara atmadan bitirdiğiniz her yazı biraz yarım kalıyor. Atalım biz de. Modern zamanlar bizi sığlaştırıyor. Kimsenin tefekküre, tenkide, ilme, hakikate tahammülü yok. Soru belli ve tek: Sen kimden yanasın? Bu kadar! Davamızı anlatacak dertlilere değil, sloganımızı atacak amigolara ihtiyaç duyuyoruz. Bilgi gayret istiyor, tefekkür ıstırap, hakikat bedel, dert nasip... Slogan öyle mi ya? Karış kalabalıklara sesin kısılana kadar bağır kâfi. Hatta sesini de menfaatini de seviyorsan slogan atanların arasına karış, sadece dudaklarını kıpırdat, bağırıyormuş gibi yap. ‘Playback’ini fark ettirmediğin sürece namuslusun!

Meselenin din olduğu yerde durum çok daha vahim. Takım tutar gibi hoca tutuyoruz, farkında mısınız? Başkasına futbolun anlamsızlığını, takım tutmanın edebini anlatıyor, ama kendimiz, hocamızın fanatiği oluyoruz. Futbolda tezahüratın küfürlüsü ayıp; burada küfrün tezahürat olması marifet! Ah ki ah... “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe.

Konuşması gereken yerde susan adamlar mı daha çok zarar verirler inandıkları değere susması gereken yerde konuşan adamlar mı? Bilmem.

Herkes Yavuz bekliyor ama kimsenin Zenbilli olası yok. Yahut bazıları kendisinin Gazâlî olduğunu düşünüyor ama Nizamülmülk’ün yokluğundan şikâyetçiler. Hangisi olmadığı için diğerinden mahrumuz? Sadece din değil, kültür ve sanatta da böyleyiz. Siyasetin gözlerini denetleyen ulemadan, ayağına giden sanattan hayır gelmez! ‘Evet’ gelir ama hangi zamana kadar, orası meçhul!

Yazının buradan sonraki kısmını okumadan önce lütfen biraz ara verin ve bu ilahi beyandan bu zamana kadar ne anladığınızı samimi bir şekilde düşünün. Bendeniz de Ahmet Tahir Daylan Hoca’dan duyduğum vakit çok şaşırdığım bu ayete dair bir tefsiri size -haddim olmayarak- nakledeyim.

Konstantiniyye kuşatmasındayız. Ebâ Eyyub el-Ensârî (r.a.) yanımızda... Muhacirlerden bir kişi aniden düşman safına bir hamle yapıyor ve o esnada diğerleri diyorlar ki: Kendi eliyle kendisini tehlikeye attı.

Şimdi söz Ebâ Eyyub el-Ensârî’de: (radıyallahu anh)

“Ey insanlar, siz bu ayeti doğru olmayan şekilde tevil ediyorsunuz. Bu ayet biz Ensar topluluğu hakkında nazil olmuştur. Allah dinini yüceltip, İslam’ın destekçileri çoğalınca, biz kendi aramızda; artık mallarımızın başına dönüp onları ıslah etsek diye konuştuk. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Bu ayette söz konusu olan tehlike; cihadı terk ederek mal ve çoluk çocuk yanında oturmaktır, (düşman saflarına pervasızca atılmak değil)!”

Bu apaçık ayeti ben hep böyle anlamıştım zaten diyorsanız size söyleyecek hiç bir sözüm olamaz. Bildiğiniz yolda bize de dua ile uygun adım yürümeye devam edin. Ama ‘hiç böyle düşünmemiştim’ diyorsanız, Kur’an-ı Kerim’de böyle kaç ayet daha olduğunu hatırlayın lütfen. Neml suresinin 1. ayetinin de anladığınız gibi olmayabileceğini bir düşünün. Yusuf suresinin 2. ayetinin hatırına Arapça öğrenin mesela. Hocanızı sevmeyin demem ama oturun bir de bir kaç tefsirden mukayeseli okuyun apaçık kitabın ayetlerini. Yıllar alır bu iş diyorsanız Nisa/80, Haşr/7, Al-i İmran/31, Teğabun/12, Nur/54-56’dan başlayın okumaya.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.