Yazarlar Sevgiliyi bekler gibi

Sevgiliyi bekler gibi

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı

Bir bekleyen ve beklenenden söz ettiğimiz vakit, bir malum ve bir meçhulü dile getirmiş oluruz. Malum olan, bekleyenin varlığı ve beklemekte olduğudur. Zira bekleyenin var olmadığı yerde beklenen diye bir şey yahut kimsenin varlığından söz etmek imkânsızlaşır.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Serdar Tuncer : Sevgiliyi bekler gibi
Haber Merkezi 07 Haziran 2018, Perşembe Yeni Şafak
Sevgiliyi bekler gibi yazısının sesli anlatımı ve tüm Serdar Tuncer yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Hülasa bekleyen yoksa beklenen yoktur. Tam aksini iddia ederek beklenen yoksa bekleyen de yoktur diyebilirsiniz. Bu da yanlış bir düşünce olmaz sanırım. Beklenen ve bekleyeni insan olarak düşündüğümüzde ikisinin varlığı birbirini anlamlı kılmaktadır denilebilir. Böylesi bir durumda bekleyenin adı üstüne beklemekte olduğunu bilmiş oluruz ancak bilmediğimiz şey, beklenenin gelip gelmeyeceğidir. Bu durumun galiba bir tek istisnası var: Müslüman ve Ramazan.

Ramazan, Müslüman için özlenen ve beklenendir. Gelişiyle memnun, gidişiyle mahzun edendir. Ramazan Müslümana sevgilidir. 1439 Ramazan-ı Şerif’i alıp başını giderken son iftar sevinçlerimize tarifsiz bir hüznü katık eyledik. Gidiyor ve biliyoruz ki tekrar gelecek. Hatta nazenin zatların zarif ifadesi ile bizi öylesine özleyecek ki seneye on gün daha erken gelecek. Bilmediğimiz şu, o geldiğinde biz burada olacak mıyız? Bunu bilme imkânımızın olmaması bir Ramazan-ı Şerif’e daha kavuşmak için niyaz etmemize mani değil. Duamız odur ki 1440 hilali nazlı nazlı göz kırptığında, sağlık ve huzur içinde hamd ederek gelişine sevinenlerden olalım.

Ramazan ayı beklenen, Müslüman bekleyense şayet, şöyle bir tarif yapmak galiba haddi aşmak olmaz: Müslüman daha arife gününe kavuştuğu an bir sonraki Ramazan-ı Şerif’i bekleyen kişidir.

Bekleyen ve beklenen arasındaki irtibat Ramazan ayı ve Müslüman söz konusu olduğunda işte böylece tam tersine dönüyor. Beklenen mutlaka gelecek de bekleyen için iki meçhul söz konusu: Birincisi gerçekten beklemekte midir, ikincisi beklenen geldiğinde burada olacak mıdır? İkinci sorunun cevabını bilme imkânımız yok ama ilki için bir şeyler yapabiliriz. 1440 Ramazan’ını beklemeye başlamalıyız ki Müslümanlığımızın şahidi olsun. Göçersek gideni beklerken göçenlerden olalım, kalırsak gelenin beklerken bulduklarından.

Bekliyorum demek, dil ile olmaz, kalbimizden, gözlerimizden en çok da halimizden o bekleyiş ve hasret süzülmeli. Cemil Meriç gittiği için üzülen sevdiğine “üzülme” diyordu, “ne ben gidiyorum; ne sen kalıyorsun, sen biraz benimle geliyorsun ben biraz seninle kalıyorum, ayrılmıyoruz.” Ramazan biraz bizimle kalmalı gitse bile. Biz biraz Ramazan’la gitmeliyiz kalsak bile. Diyeceksiniz ki bu nasıl olacak?

Ramazan ayının gelişiyle bir şeyler değişti hani. Zaman biraz daha yavaş akmaya başladı. Gökyüzüne bakmak için fırsatımız oldu, latifleşmiş ruhlarımızla çiçeklerin kokusunu biraz daha yakından almaya başladık, olmazsa olmaz zannettiğimiz pek çok şeyin olmasa da olacağını fark ettik. Bayramdan sonra bu hali bir müddet daha taşımak, on bir ayın sultanına lisan-ı hal ile seni bekliyorum demektir.

İmsakle iftar arasında aç kalmadık sadece; gözümüzü haramdan, dilimizi ve kulağımızı gıybet, yalan, dedikodu ve malayaniden uzak tutmaya gayret ettik, elimize ve ayağımıza sahip çıktık yanlış işler yapmasınlar diye. Bayramla beraber bu güzellikleri geride bırakmayıp devam ettirmeye gayret etmek, seni bekliyorum demektir mağfiret ayına.

Kitab-ı Kerim’i edeple elimize alıp gücümüz yettiğince okumaya, hatimler yapmaya, anlamaya, tefekkür etmeye gayret ettik karınca kararınca. “Bir kişi Kur’an-ı Kerim okusa ve Rabbimle konuştum dese yalan söylemiş olmaz” fehvasınca Rabbimizle konuştuk, acz içre boyun büküp haddimizi bilip, hece hece yakararak. Mushaflarımızın kokusu değişti nazarlarımızın ihlasınca, gözlerimiz ve kalbimiz ziynetlendi samimiyetimizin nispetince. Bayramdan sonra hiç olmazsa ikindi namazlarının akabinde Kur’an-ı Kerim’lerimizi elimize alıp bir cüz okuyarak hasret gidermek Kur’an ayına seni bekliyorum demenin en güzel ispatıdır.

Teravihle dindirdik on bir ayın yorgunluğuyla bitkin düşmüş ruhlarımızın sızısını. Gece namazları ve teheccüdlerle süsledik Rabbimizin örtü kıldığı geceleri. Yıl içinde hiç olmazsa cuma geceleri saatlerimizi sehere kurup, o vakitler secde edilmesini özleyen seccademizin başında iki rekât namaz kılarak gözyaşı dökmek, “sen gitmedin, bak biraz bende kaldın” demenin sessiz feryadıdır Ramazan-ı Şerif’e.

Oruçlu vakitlerimizde alıp verdiğimiz nefesler boyunca “Rabbim beni görüyor” idrakine erdik, en azından yasaklanan hususlarda. Bayramın akabinde tutulacak şevval oruçları ile ihsan sırrının temrinini taçlandırmak, keşke biraz daha kalsaydın demek olur rahmet ayına. Yıl içinde en azından bazı perşembeleri oruçla şenlendirmek, “ben öylece geride kalmadım bak biraz seninle geldim” diyerek oruç ayına tebessüm ettirmenin dilsiz dudaksız ifadesi olur.

Orucu açların halinden anlamak için tutmadık ama tuttuğumuz oruçların bize bir ikramı da açların halinden biraz olsun anlamak oldu. Yetimin, garibin, fakir fukaranın, ihtiyaç sahibinin derdiyle bayram sabahından başlayarak hemdert olmalı o zaman, elimizden geldiğince onlara kol kanat germeli. Zekâtın kırkta bir olmazsa az ama sadaka ve infakın kırkta kırk olsa bile çok olmayacağını idrak etmek, “seni seviyorum ey Allah Resulü’nün coşkun sellercesine cömert olduğu mübarek ay” diyerek bekleyişi aşkla taçlandırmak olur.

Muttakilerden olmanın nasıl ve nereden geçtiğinin şuuruna nasibimiz kadar ersek de bu devletin farkına hiç farkına varamasak da her oruç bir şeyler fısıldadı kalbimize takvanın hakikatine dair. Kesinlikle men edilen haramlardan uzak durmakla eşiğinden girilen ittika sarayının helalden istiğnâ ve iktifâ ile geçekleşeceğini kimimiz anladık kimimiz neyi anladığını anlamadan zevk ettik, kalbimize düşen neşeyi. Bayram sabahından başlayarak mübarek on bir ayların Rabbinin Ramazan-ı Şerif’in Rabbinden ayrı ve gayrı olmadığını şuurlaştırarak helal haram çizgisinin hatlarını daha bir belirginleştirmek ve şüphelilere bile tereddütle yaklaşmaya gayret etmek rahmet ayına sadece seni bekliyorum demenin değil; gel artık yakarışının da ta kendisi olur.

Ramazan-ı Şerif’i bekleyenlerden olmanın bir nasip olduğunu fark etmeli öyleyse. Yakarmalı Rahman ve Rahim olana, sen lütfetmezsen bu nasip ele geçmez diyerek. Ben bekleyemem ama sen beklenenin Rabbisin beni de bekleyenlerden eyle diye dualar etmeli. Ellerimiz dua için açılırken göklere, kalbimiz kendisine şu hakikati mütemadiyen susmalı aşkla: bekliyorum demek dil ile olmaz sadece ve beklenen o güzel gerçekten bekleyenlere gelir ancak!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.