Yazarlar Çözüm üzerine kafa yorsak

Çözüm üzerine kafa yorsak

Süleyman Gündüz
Süleyman Gündüz Gazete Yazarı

Coğrafyanın içinden geçtiği süreç birhaylı girift ve zorlu. İç savaşların, istikrarsızlıkların, darbelerin ve tehditlerin, ölümlerin, göçlerin gündelik yaşamın bir parçası haline dönüştüğü; insanların bir anlık huzura, sükûnete ve dinginliğe ihtiyaç duydukları bir dönemi yaşıyoruz.

Oysa milenyuma ne kadar büyük umutlarla başlamıştık. Milenyumun başlangıcından kısa bir sure sonra ülkemizde güçlü bir iktidar oluşmuştu. 11 yıllık bir zaman diliminde 50 yıllık sıçrama gerçekleşmişti. Bölgemizde rol model ülke olarak gösterilmeye başlanmıştık. Şüphesiz her şey mükemmel değildi ama mükemmele doğru gidiş için umut ve güçlü bir irade vardı. Müttefiklerimiz bizleri tebrik ve takdir ediyordu. Bunun semeresini toplamaya başlamıştık.

AB ile müzakere sürecini başlatmış, 50 yıllık müttefikimiz ABD ile var olan siyasi üslup değiştirilerek yeni bir siyasi kavram geliştirmiştik; " Model Ortaklık". Dış politikada yeni açılımlar yapıyor 80 yıllık bir zaman diliminde varılmamış coğrafyalara ulaşılıyorduk. Kıta yılları ilan ediyorduk, Afrika, Asya ve Latin Amerika gibi. Hükümet komşu ülkelerle bakanlar kurulu toplantıları düzenlemeye başlamış, kabine üyeleri her gün yeni bir ülkeyle siyasi, ekonomik ve kültürel anlaşmalar imzalıyordu. Örneğin Yunanistan ile bir günde Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan anlaşmaların iki katı kadar anlaşma imzalanmıştı.

Batılı ittifaklar içinde öncü roller üstlenmiştik. Kurucusu olduğumuz ve bu iktidarın çalışmalarıyla denetim sürecinden çıktığımız Avrupa Konsey Parlamenterler Meclisinin dönem başkanlığına, o günkü adıyla İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliğine, NATO Genel Sekreter yardımcılığına ve başta üçüncü dünya ülkelerinin katkılarıyla BM Güvenlik Konseyinin geçici üyeliğine seçilmiştik. Kendi sorunlarımızı hızla çözerken; dünyadaki sorunların çözümüne de katkı sağlamaya başlamıştık.

11 yıllık dönem bölgemizi derinden etkilemişti. Nereye gitsek ülkemizden övgüyle bahsediliyor, izleniyor ve örnek alınıyorduk.

Tek eksiğimiz bireyle devlet arasındaki ilişkileri belirleyen özgürlükçü bir anayasa metniydi ve bununla ilgili de çalışmalar yapılıyordu. Bu çalışmalar tarafların dayatmaları yüzünden akamete uğradı.

Ne olduysa son iki yılda oldu.

11 yılın sonunda geldiğimiz nokta da içine kapanan bir ülke haline döndük. Kaotik bir süreç yaşanıyoruz ve ne olacağı belirsiz. Bu süreçten nasıl çıkacağımızı düşünmek zorundayız.

Dilimiz, üslubumuz, siyasetçilerin ve entelektüellerin çözüm üretememesi dâhil nedenlerini objektif yaklaşımlarla korkusuzca tartışabilmeliyiz.

Bu olayları ders olarak ele almalı, anı kurtaracak girişimlerden çok: tüm dünyaya örnek olacak, bireyin özgürlüğünü, haklarını ve refahını teminat altına alacak bir anayasa hazırlamalıyız. Şeffaflaşmayı sağlamalı ve devleti ele geçirilmesi gereken bir aygıt olmaktan çıkartmalıyız.

Siyasetçi sınıfı mevcut durumu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmamalı sorumluluğunun idrakinde olmalıdır. Ötekileştirmeden ve şeytanileştirmeden biraz da çözüm üzerine kafa yorsak daha doğru olacak.

Gelişmeler daha yıpratıcı bir sürecin yaşanacağının gösteriyor. Bundan herkes zarar görecek.

Unutmamalıyız ki içteki algıyla dışarıdakisi farklı. Dışarıdan bakıldığında büyüleyici ülke algısı kaybolmaya başladı.

Kul Nesimi"nin dediği gibi "Kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni."

Hep beraber bir çıkış yolu bulmalıyız.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.