YazarlarKırım Gelincik çiçekleri

Kırım: Gelincik çiçekleri

Süleyman Gündüz
SüleymanGündüzGazete Yazarı
Mayıs 2010 baharının son demleriydi, havalar ısınmaya başlamıştı, ağaçlarda ve kırlarda çiçekler yavaş yavaş yerlerini yeşil yapraklara bırakmak üzereydi.

Bir akşam telefonum çaldı. Arayan gazeteci yazar dostum Ahmet Özay''dı. Osman Bostan, Sadi Kizir ve Almanya''dan gelecek birkaç arkadaşla birlikte beni Kırım''a davet ediyordu.

O günler Kafkas İslam Ordusu-1918 belgeselinin çekimleriyle uğraşıyordum.

Birinci bölümde; Kafkaslarda Ruslara karşı 1700''den itibaren verilen var olma ve yok olma mücadelesinin yanı sıra 1853-55 Kırım Savaşı yer alıyordu.

Bu nasıl bir tevafuk diye düşündüm. Kırım savaşının geçtiği yerleri görecektim ve eksiğimi gidermiş olacaktım. Davetin içeriğini bile sormadan hemen kabul ettim.

Belgeselde ''sürgün ve ölüm'' sahnelerini ''gelincik çiçekleriyle'' anlatmayı düşünüyordum. Zamanını kaçırmıştım. En bereketli zaman Nisan ayıydı. Bense Mart-Nisan aylarını Osmanlı askerlerinin izini sürmek üzere Azerbaycan ve Dağıstan''da geçirmiştim.

Arayışlara başladım. Bulduklarım tatmin edici değildi. Son 300 yılda yaşanan olayları düşündüğümde; bana bir gelincik ovası lazımdı. Yapılacak bir şey kalmamıştı eldekilerle yetinmeliydim.

16 Mayıs''ta İstanbul''dan Kırımın merkezi Akmescid''e (Simferopol) gittik. Ziyaretimizin sebebi Kırım Türkeri''nin vatanlarından sürülüşlerinin 66. yılı anma toplantısına katılmaktı.

Kırım Türkleri II. Dünya Savaşında Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin tarafından geride bir çöp dahi bırakılmamacasına 18 Mayıs 1944''de bir gece yarısı hayvan ve eşya taşıyan trenlere bindirilerek sürgün edilmişlerdi.

1864 Büyük Kafkas Sürgünü, 1876-77 Osmanlı-Rus (93 harbi) ve 1912-13 Balkan harbi nedeniyle yaşanan göçlerden sonra insanlığın tanık olduğu en zalim sürgündü.

Bu sürgün esnasında insanların büyük bir kısmı yolda öldüler, geri kalansa vatan hasretiyle geri dönüş yolunu gözlediler.

Akmescid''e yerleştikten sonra ilk işimiz Kırım Türkeri''nin geri dönüş mücadelesinin sembolleşen ismi Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu''nu Kırım Tatar Milli Meclis''inde ziyaret etmek ve hasret gidermek oldu.

Mustafa Bey 1989''da vatana geri dönebilmişti. Ardından 1992''de Sovyetler Birliği''ndeki değişimle birlikte Gorbaçov Kırım Türklerinin vatanlarına geri dönüşüne izni vermişti. Bugün geri dönenlerin sayısı 300 bine ulaşmış durumda.

Kırım''ı dolaşmak ve tarihin izlerini sürmek için Mustafa Bey''den izin alıp yola çıktık. İlk durağımız Bahçesaray''dı.

Bahçesaray''a giderken yol boyunca vatana dönen insanların inşa ettikleri mezar büyüklüğündeki karton ve baraka evleri gördük. Bu evlere bir insanın ayakta sığması mümkün değildi. Ancak cenin pozisyonunda yatabilecek kadardı.

Oradaki insanların dönüş öykülerini diledik. İlk dönenlerin karşılaştıkları manzara hüzün vericiydi. İzinden sonra vatan hasretiyle kavrulan insanların bir kısmı ellerindekileri yok pahasına satarak geri gelebildiler. Gittiklerinde Kırım Rusya toprağıydı döndüklerinde Ukrayna. Evlerinde oturanlar ve topraklarını sürenlerse artık başkalarıydı. Ellerindeki para bedenlerini sığdırabilecekleri kadar toprak alımına yetiyordu. Vatan toprağında yatmak olsun yeter ki diye düşündüler.

Sürgün edilen insanların tek isteği her zaman vatan toprağında bir mezarlık yerdir.

Yüreğimin üzerinde büyük bir acıyla etrafa bakınarak Kırım Hanlığının merkezi Bahçesaray''a girdik. Şehrin tümünü görebilmek için girişte sol yandaki dağın yamacına doğru tırmandım. Aman Allah''ım ne göreyim her taraf gelincik çiçekleriyle dolu. Aradığımı bulmuştum.

Yukarıdan Bahçesaray''ı büyük bir hüzünle seyretmeye başladım. İlk görüşteki kanaatim: Bursa, Üsküp, Kalkandelen, Prizren, Novi Pazar ve Saraybosna''dan yapılma bir yerdi burası. Ne kadar da tanıdıktı. Sokaklarında yaşanan öyküleri duyar gibiydim.

Bir ay önce Kafkaslardaydım şimdi de Kırım Bahçesaray''da.

Giray Han, Tolstoy, Puşkin, Rubo, İsmail Gaspıralı, Numan Çelebicihan, Bekir Çobanzade ve Cengiz Dağcı''nın izini sürmeye devam edeceğiz.

Terek''ten Tuna Nehrine uzanan hat boyunca son 300 yılda yaşanan öykülerle Türkiye anavatan oldu.

Bahçesaray