YazarlarSeçimler AK Parti"nin başarısı, ya muhalefetin?

Seçimler AK Parti"nin başarısı, ya muhalefetin?

Süleyman Gündüz
SüleymanGündüzGazete Yazarı
AK Parti kurulduğu andan itibaren 3"ü genel, 3"ü yerel seçim ve 2"si referandum olmak üzere 8 kez sandık başına gidildi. Şüphesiz sonuncusu her ne kadar yerel seçim olsa da içinden geçilen süreç ve seçim kampanyaları AK Parti için güven oylaması niteliğindeydi. AK Parti farklı oy oranlarıyla 8 seçimden de zaferle çıkmasını bildi.

2004 yerel seçimlerinde İzmir"de çalışmıştım. Seçim sonuçlarının değerlendirmesinde "Muhalefet bu anlayışla giderse 100 yıl iktidarda kalırız" demiştim. 30 Mart seçiminin sonuçlarını değerlendirdiğimde abartılı olsa da o gün söylediğim sözün geçerliliğini halen koruduğunu görüyorum.

Halkı etkilemede ve seçim kazanmada AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"ın başarısı üzerine birçok yazı yazıldı ve yazılmaya da devam edecek.

İçinden geçilen sürece bakıldığında şüphesiz bu seçim AK Parti"nin, liderinin, teşkilatının ve onlara güvenerek oy vermiş olan kitlenin bir başarısıdır. Dünya siyasi tarihinde 8 seçimden başarıyla çıkmak, ender rastlanabilecek bir durumdur.

AK Parti iktidarının başarısını, liderinin kitleyi etkilemesini, bunun karşılığı olarak oy alabilme gücünü ve seçmen profilinin %70"inin muhafazakâr bir anlayışa sahip olduğunu bir kenara bırakırsak; bu ülkede ciddi bir muhalefet sorunu olduğunu görmemek mümkün değil. Muhalefet yaşanan süreçleri kendi lehinde değerlendiremiyor, seçmeni anlayıp ve etkileyemiyorsa durup düşünmesi gerekir sanırım. Halk sandık dışı operasyonları demokratik zemine müdahale olarak algılamış ve tercihini bu anlayış üzerine yapmıştır.

Seçim sonuçlarına bakıldığında ülkede siyasi zemin, artık iki buçuk parti anlayışına oturmuştur.

2007"den beri ülkede iktidar değil muhalefet sorunu var. Siyaset ve parlamento zemininde dünyadaki gelişmeleri ve iktidarın karşısında yer alan kitlenin taleplerini algılayamayan bir muhalefet söz konusudur. Muhalefetin en başarılı olduğu alan, dünyada gelişen siyasi atmosferin ve sokakta oluşan illegal muhalif söylemin peşine düşmek olmuştur.

Muhalefet partilerinin liderlerinin ve kadrolarının dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreci anlama yeteneklerinin olmadığını görüyoruz.

İktidar olmak kadar, güven veren, sorunlara iktidarın uygulamalarından farklı alternatifler sunabilecek güçlü muhalefete de ihtiyaç vardır. Bu ülkemiz için önemlidir.

Muhalif kitleler siyasetten umutlarını kestiklerinde ortaya çıkacak sorunların telafisi zordur. Yasal siyasi yapıların ve anlayışların her an alternatif olabilme ihtimali, demokrasilerin sorun çözme gücüdür.

Demokrasilerin bir diğer gücü de sandık galibiyetlerinin ve mağlubiyetlerinin kabul edilebilir olmasıdır. Bunun dışında iktidar mücadelesinde hiçbir mağlubiyet içselleştirilemez ve tüm başarılar kısa erimli olmaktan öteye geçmez. Fırsat yakalandığında başa dönülür.

Gelelim ülkemizdeki muhalif siyasi yapılara.

Ana muhalefet partisi, halkın nasıl düşündüğünü anlamaktan uzak ve tarihten gelen, halkın çoğunluğunda kötü bir hatıra olarak devredilen bir miras taşımaktadır. Bugünkü seçmenin büyük bir çoğunluğu 1923-50 tarihleri arasındaki siyasi atmosferde yaşamamıştır. Ama o dönemde yaşananlar karşılıklı halkın genetik kodlarına işlemiştir. Bu ya büyükbabadan ve anneden devralınan öyküler olarak ya da çağdaş davranışlarda o dönemi anımsatan davranışlara tanıklık olarak tezahür etmektedir. Bu çözümü geçmişe yönelik küçük öz eleştirilerden çok; o dönemin yanlışları ve doğrularıyla yeniden ele alınmasıyla mümkün olabilir. Önce isimden başlanabilir. Bu isim ve Tanrı buyruğu gibi kabul edilip savunulan ilkeler altında halkın güvenini kazanmak zor gözüküyor.

Ülkede milliyetçi ve etnik anlayışla hareket eden siyasi partiler de bölgenin ve dünyanın gidişatına bakarak ilham aldıkları düşünceyi yeniden yorumlamalıdırlar.

Seçim sürecinde kullandığı dil ve üslubu itibariyle, BDP/HDP etnik milliyetçilik ve Kemalist sol anlayışından çıkabilirse gelecekte ana muhalefet pozisyonunu üstlenmeye en yakın siyasi parti kimliğini kazanabilir diye düşünüyorum.

Bu seçimde önemli gördüğüm iki olayı not düşmeliyim.

1- Cumhuriyet tarihinde ilk defa 4"ü AK Parti"den ve 2"si BDP"den olmak üzere 6 tane başörtülü belediye başkanı seçilmiştir.

2- İsmi illegaliteyle özdeşleştirilmiş olan bir siyasi hareketten, Türkiye Komünist Parti"sinden bir aday ilk defa Tunceli Ovacık"ta Belediye Başkanlığı"nı kazanmıştır.

Her iki durumun da ülkenin siyasi atmosferinin normalleşmesi için önemli bir adım olarak görülmesi gerekir.

Halk içeriği ne olursa olsun meşru siyasetin dışındaki müdahalelere pirim vermemiştir.

Ülkede iktidar değil "muhalefet yıpranması" yaşanmaktadır.