Yazarlar Akifin gönlünde zenginle fakir çıplaktır

Akif’in gönlünde zenginle fakir çıplaktır

Yaşar Süngü
Yaşar Süngü Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

1936 yılının Aralık ayının 28’i. Hava çok soğuk, sulu bir kar yağıyor, Beyazıt Camii’nin avlusunda öğle namazı vakti. Avlu oldukça tenha. Süslü ve gösterişli cenaze arabasından bir tahta tabut indiriliyor.

50 yaşlarında kadar görünen yakışıklı oldukça şık giyinmiş bir adam, (ünlü şair ve yazar Mithat Cemal Kuntay) musalla taşında kimsesizlik ve yalnızlıkla çevrelenmiş tahta tabuta bakarak bu benim beklediğim cenaze olamaz diye düşünüyor.

Ölünün birkaç dostu için de bu tabut sevdikleri o mübarek insana ait değildir.

Bir hüzün abidesi gibi duran adam artık, bu bir fukara cenazesi olmalı diye düşünmeye başlamıştır ki birdenbire ortaya çıkan bir kişinin elinde bayrakla o çıplak ve çok yalnız tabuta doğru koştuğunu görüyor.

Kısa süren bir şaşkınlık anından sonra koşan adamı hemen tanıyor.

Bu Beyazıt’taki meşhur Emin Efendi Lokantası’nın sahibi Mâhir Usta’dır.

Çıplak tabutu gözleri yaşlı, okşar gibi elindeki bayrakla sarmaya çalışmaktadır.

Onu bir anda yüzlerce gencin avluyu doldurması takip ediyor.

Tabut, Kâbe örtüsü ile beraber üniversitenin bayrağı ile de örtülüyor.

Bu sevgi ve heyecan seli ile yalnızlığından ve tenhalığından kurtulan avluda, sanki güneş açmış, yüzünde acı bir tebessüm beliren alımlı yakışıklı adam cenazeyi tanımıştır.

Yüzlerce gencin coşkun bir sevgi ve heyecanla, gözyaşlarıyla kucakladıkları bu tabut, 33 yıllık dostu, arkadaşı, 18 yaşından beri sevmekten ve hayran olmaktan vazgeçmediği Mehmet Âkif’in tabutudur.

**

İstihbarat görevlisi olarak gittiği Berlin’de tanıştığı Binbaşı Ömer Lütfü Bey, onu şöyle anlatırdı; “Çanakkale için ağlamadığı gün yoktu ama bütün dünya toplanıp hücum etse yine Çanakkale sukut etmez” derdi.

O yüzden 18 Mart 1915’te yazdığı Çanakkale şiirine İstiklal Marşı'ndaki gibi Korkma! diye başlamıştı.

**

Almanya hükümeti tarafından kendisine ayrılan lüks otel odasını kabul etmeyerek yıldızı az bir otelde kalmayı tercih etmesi,

Mısır’a, Arabistan’a istihbarat görevlisi olarak giderken Teşkilat-Mahsusa tarafından verilmek üstenen ücreti vatan hizmeti ücretle olmaz diyerek reddetmesi,

İstiklal Marşı için ortaya konan Boğaz'da bir yalı alacak kadar büyük para ödülünü kabul etmek zorunda kalınca, yoksullara, şehit ailelerine ve çocuklarına meslek öğreten Darül-Mesai Vakfı'na bağışlaması,

Lisede arkadaşına verdiği sözü unutmayarak arkadaşı öldüğünde 3 çocuğuna sahip çıkması ve evine alması,

Balkanlar'dan İstanbul’a göç etmek zorunda kalan Türk göçmenlere Fatih’teki evini bırakıp, kiraya çıkması,

Hiçbir haksızlığa tahammül edememesi,

Haktan ve doğruluktan yana olmak için rızık kaygısı duymadan üniversite hocalığını bırakması,

Milletvekilliği yerine meydanlarda mücadele etmeyi tercih etmesi,

Yanında çalışan bir gencin haksız yere işine son verildiğini anladığında müdürlük görevinden istifa etmesi onun parayla, makamla hiç işinin olmadığını gösteren yüzlerce örneklerden birkaçı.

Para ve makam derdi olsaydı muhtemelen oğlu sokaklarda ölmez, kızları yoksulluk çekmez, torunu sinema gişesinde bilet satmak zorunda kalmazdı.

**

Mehmet Âkif’i anlatan en iyi cümleyi 33 yıllık dostu ünlü şair ve yazar Mithat Cemal Kuntay kurmuş; “Âkif’in kalbine girerken fakir adam giyinmez, zengin adam soyunur, iki adam da o kalbe çıplak girerdi.”

Dışarıda asla bir araya gelemeyecek Neyzen Tevfik ile Said Halim Paşa Akif’in kalbinde yan yana gelebiliyorlardı.

**

33 yıllık dostu Mithat Cemal, bir Latin şairinin “Hakikat uğruna hayatını vermek” anlamına gelen mısrasına lisedeyken rastladığında önce inanamamış sonra da böyle bir şeyin olamayacağını düşünerek kafasından atarak rahatlamıştı.

Ancak Âkif’i tanıdığında bu mısranın gerçek olduğuna şahit olacak ve kahramanının hayatını yazmaya karar verecekti.

**

Yukarıdaki alıntılar Hicran Göze’nin kitabından.

Yazar, Mehmet Âkif’in hüzünlü yolculuğunu anlatmaya Hakkı Süha Gezgin’in şu cümlesini alıntılayarak başlamış; “Şâir Âkif de büyük bir varlıktır, ama insan Âkif’in büyüklüğünü dile sığdırmak çok güç. Ona dair yazılan kitaplarda çok hayranlık, çok sevgi, çok saygı var. Fakat dedim ya insan Âkif, bir engindir; dil, bir kadeh…”

**

Mehmet Âkif’i bundan güzel anlatan bir kitap yoktur.

Kitabın önsözünü, “Başta Mithat Cemal ve Eşref Edip olmak üzere Âkif için kalem ve nefes tüketenlerin hepsine rahmet diliyor ve çok dua ediyorum. Ben fakire de bir dua yeter” diyerek noktalayan Hicran Göze dualarımızdasınız.

Bu kitabı mutlaka alın, yılda bir kez okuyun, çocuklarınıza da aynı şeyi vasiyet edin.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.