Yazarlar Küresel sistemin sahipleri başkaldıran insandan korkar

Küresel sistemin sahipleri ‘başkaldıran insan’dan korkar

Yaşar Süngü
Yaşar Süngü Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Felsefe profesörü, biyolog, akademisyen ve düşünür Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı hoca ülkemizde felsefe denince akla gelen ilk isimlerden biriydi.

16 üniversitede ders vererek Türk düşünce hayatında etkili olan pek çok ismi yetiştiren Duralı hocamızı çağdaş küresel medeniyet hakkındaki düşüncelerini tekrar hatırlayarak sonsuz yaşamına uğurlayalım.

*

“İslâmın vazettiği temel ahlâk ilkelerinden hareketle bir ‘dünyevî gelenek-görenek-hukuk-bilgi-bilim-toplum-siyâset-iktisât düzeni’ kurabiliriz; kurmalıyız da.

İlhâmını Allah Tebliği Kur’ândan alan bu düzen, zorunlulukla İnsan şumûl Toplumcu-Paylaşmacı-Dayanışmacıdır; demekki Adâletcidir.

Ne var ki, nice vurgulasak yeridir: Dünyevîdir; öyleyse, eleştiri ile değişmeye açıktır.

İşte Maddiyâtcı-İktisâdiyâtcı Bireyci ‘Çağdaş Küreselleştirilen İngiliz-Yahudî medeniyeti’ ile onun temel ideolojisi ‘Sermâyeciliğ’e görünür tek canlı seçenek İslâmdan esinlenmiş Maneviyâtcı İnsanşumûl Toplumcu–Paylaşmacı–Dayanışmacı Âdil Düzendir.

Bahse konu düzen, esâstan, Allah yaratığı ‘İnsancı’dır.

Bu manâda insanın insana kul köle kılınmasını öngören bütün düzenlemeleri temelden reddeder.

Peki, nedir bunlar?

Emeksiz gelir temînin gerektirdiği küçük ve büyük çapta sömürü, şirketlerin tekelleşmesi ile devletlerin emperyalistleşmesi; fennin, dur durak bilmez kazanç hırsı uğruna hayatın tüm vechelerine hâkim olup doğayı alabildiğine yıpratıp tüketmesi.”

*

“İnsan şeref ve haysîyetinin gerektirdiği maddî ile manevî yaşama seviyesinin

altına düşmeğe ‘sefillik’; emeksiz, sömürü ve suiistimâl yoluyla aşırı zenginleşip ‘ahlâksızlık çukuru’nda debelenme durumuna da, ‘sefîhlik’ diyoruz.

Emeğiyle geçinip edebiyle yaşayan, üreten ve ürettiğine kısmen yahut tamamıyla mâlik olan bu iki aşırı ucun arasındaki insandır.

O işte, İnsanşumûl Toplumcu–Paylaşmacı–Dayanışmacı Düzenin Maneviyâtcı ‘ödev’ insanıdır.

O, beninin değil, mensûbu bulunduğu topluluğun hâdimidir.

‘Benci’ değil, ‘bizci’dir.”

*

“Üretenin, ürettiğine tümüyle uzak kalması, yabancılaşmaya yol açar.

Tekelci–Sömürücü Sermâye düzeninin iki aşırı ucunda duran sefil de sefîh de kendisine yabancılaşmış kişidir.

Kendisine yabancılaşmış kişi, ya sefilde olduğu üzre, üretecek güc ile üretim araçlarından kısmen yahut tamamıyla yoksundur ya da sefihte gördüğümüz gibi, kendi üretmez, ama toplumdaki beşerî, mâlî ile maddî üretim araçlarını tekelinde tutmak suretiyle ürettirir.

İkisi de manevî yıkıma uğramış kişidir.

Maneviyâtı çökmüş, özsaygısını yitirmiş kimsenin, değerlendirme ile anlam atfetme kâbiliyeti de kalmaz.”

*

“Kendi ektiğini biçen, biçtiğini kendisininkilerle birlikte tüketen ‘özbilinc’ini duyumlayabilip özüne saygı duyar.

Böyle biri, mütedeyyin, güvenilir, emekci, hayırlı ödev insanıdır.

İnsanşumûl Toplumcu–Paylaşmacı–Dayanışmacı Âdil Düzenin baş hedefi, mütedeyyin, güvenilir, hayırlı ödev insanının yetişmesini sağlamaktır.

Bu tür bir düzende haksız kazanç getiren fâiz, rant ile tekelleşme çeşidinden kötülüklere fırsat tanınamaz.

İnsanşumûl Toplumcu–Paylaşmacı–Dayanışmacı Âdil Düzen, bir yandan mahvedici yoksulluğu, öbür taraftan da şatafatı, ‘ayranı kabarmış’ şımarıklığı önler.

Zâten bu iki temel kötülük birbirini kaçınılmazcasına zorunlu kılar.

Nerede sefilliğe rast gelinirse, orada sefihlikle de karşılaşmak mukadderdir.”

*

“Ödev bilincini duymak yoluyla beşerden insana terfîi olunur.

Ödev bilincini duymak ve icâplarını yerine getirmek dirâyetli olmağı gerektirir. Söz konusu dirâyetin husûle getiricisi eğitimdir.

‘Ödev bilinci’nin baş tâcı, ‘haksızlığa karşı çıkmak’tır.

Başkaldıran insanın ise, çelikleşmiş bir irâdeyle mücehhez olması zorunludur. Çelikleşmiş irâdeyi kişiye dinî ile askerî eğitimler kazandırır.”

*

“Çağımızın Küreselleştirilmiş İngiliz-Yahudî medeniyetinin en fazla korkup ürktüğü olay, ‘başkaldıran insan’dır.

İşte ‘sekülerleştirme’ ile ‘barışcıllaştırma’, kısacası, ‘uyuşturma’ çabalarının nedeni.

İslâm ahlâkının esâsı, ‘zulm ile haksızlığa başkaldırı irâdesi’dir: ‘Cihât’. İşte İslâm düşmanlığının hikmeti sebebi.

Sonuc itibâriyle, İslâm, bir ‘başkaldırma hareketi’dir;

Müslüman olmanın manâsı da, haksızlığa, adâletsizliğe, suiistimâle, sömürüye, Sömürgecilik ile İmperyalisme, Irkcılık ile Kavimciliğe ‘başkaldırma irâdesi’nde yatmaktadır.”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.