Yazarlar 100 yıl efsanesi de bitti gitti işte

100 yıl efsanesi de bitti gitti işte

Yaşar Taşkın Koç
Yaşar Taşkın Koç Gazete Yazarı

İnsanın meşrebini, yaratılış özellikleri belirliyor aslında hayatının çok önemli bir bölümünü, seçimlerini.
Boyumuz hangi spora yatkın olduğumuzu, kulağımızın hassasiyeti müzisyen olup olmayacağımızı, damak zevkimiz engelleyemediğimiz o kiloları meselâ.
Sonsuz sayıda seçme yapıyoruz ve bunların içinde aklımıza bir anda aslında fıtratımızla, çocukluğumuzla ilgisini hemen kuramadığımız şeyler de var.
Muhtemeldir ki bayramlar özel günler kimi kutlamalar içinde kendinize daha yakın bulduğunuz, daha çok sevdikleriniz vardır.
Benim için millî bayramlar arasında 23 Nisan ayrıcalıklıdır meselâ.
Çocuklara ilişkin olmasının verdiği bir rengârenklilik kadar bu toprakların vatan olarak korunmasını sağlayan kritik dönemeci simgeleyen en önemli tarih olduğu için de.
Belki o yüzden eski Meclis binalarının hatırası da sıcaktır benim için ve yeni Meclis binasının bulunduğu arazideki hiçbir yeni binaya, yapılaşmaya da sıcak bakamam.
Paramparça edilmiş, işgaller altında, ordusu dağıtılmış, halkı bezgin ve yorgun koca bir coğrafyada yeniden ayağa kalkmak bugün tekrarlana tekrarlana alışılmış hissi verebilir ancak düşününce çok zor ve hatta mucizevi bir yönü olduğunu anlarız.
1911'deki Trablusgarp'tan başlayıp 1918'de işgalle sona eren ve 1919'da yeniden olup bitene güçlü bir itirazdan yani 8 yıllık kaybedilmiş savaşların sonundaki bir kurtuluştan bahsediyoruz.
O yüzden 23 Nisan'da Ankara Ulus'ta İttihat Terakki'nin yaptırırken yarım kalan binada sağdan soldan bulunan eşyalarla derme çatma oluşturulmuş binadaki toplantı, açılış, kararlılık hayatî önem ve değerdedir.
O yüzden o zamanki adıyla Büyük Millet Meclisi kurtuluş mücadelesinin, vatanın, bağımsızlığın en önemli simgelerindendir.
Gazi Meclis tanımını da tarihte sık gördüğümüz hamasetlerden biri olarak değil bilgenin hakkı alnının teriyle kazanmıştır.
Ertesinde yani bugün yani 24 Nisan ise ne tuhaf, o da kurtuluş mücadelesine başladığımız yıl olan 1919'dan beri Ermeniler soykırım günü olarak bugünü anıyor.
1915'ten sonra kimi suikastlarla devam eden mücadeleleri Lozan'da uluslar arası camianın bu konuya şöyle bir değinip geçmesi dışında elleri boş kalan; Sovyet sisteminde diğer halklarla birlikte SSCB'ye dahil edilen Ermeniler bugün yeniden ve belki son kez bu konuda kendi bakış açılarından haklarını arıyor.
1965'te, yani 1915'in 50. yılında diasporanın girişimleriyle birden parlayan soykırım propagandası 1970'lerin başından itibaren ASALA gibi bir terör örgütüyle dünya gündeminde yer buldu onun sönmesinden sonra tekrar eski rutinine dönmüştü.
Sovyetler'in dağılması sürecinde Azerbaycan'daki işgalleri görmezden gelinen Ermeniler için anma ve kutlamalarda nedense önem verilen bir alışkanlıkla 2015 yani 100. Yıl yeniden Türkiye ile hesaplaşmaya dönüştürüldü.
Türkiye'nin son yıllarda uzattığı eli son anda tutmaktan vazgeçen Ermeniler aslında beklediklerini bulmuş değil.
İşte 100. Yıl da gelip geçiyor.
Bundan sonrasında herhalde 150. Yıl için 2065 ya da 200. Yıl için 2115'i beklemeleri anlamlı olmayacak.
Madem büyük umutlar besledikleri 100. Yıl da tıpkı 1071 sonrası Bizans'tan, 1870'lerden sonra İngiltere, Fransa, Rusya, 1917'den sonra Bolşevikler, 1923'te Lozan'da karşılaştıkları hayal kırıklığını tekrar yaşıyorlar/yaşayacaklar artık 24 Nisan sonrası iki ellerini başlarına alıp normalleşmeyi oturup düşünmeleri gerekmiyor mu?
Bu tutum Türkiye'ye hiçbir şey kaybettirmiyor ama Ermenistan'ın sadece ekonomik değil çok yönlü kayıplara uğradığı ortada.
Her kayıp 1071 sonrası gibi toprak ya da 1915'te kaybedecekleri kesin olan iç savaşa girişmelerinin bedelleri ya da 1917 ve 1923'teki gibi büyük hayal kırıklığı olmak zorunda değil ama nihayetinde Ermenistan'a da Ermenilere de hiçbir yararı olmayan bir şey işte.
Nihayetinde yüz yıllık propaganda da onun çoğu üretilmiş malzemesi de toplam nüfusu bir buçuk milyon olduğu halde öldürülen Ermeni sayısını bir buçuk milyon olarak göstermek gibi büyük çarpıtmaları da bir asır sonra işlevsiz hale gelip terk ediyor.
Geriye kalan tabii ki onlar için acılar, kötü hatıralar.
Tıpkı yanı başlarındaki, komşuları olan ve aynı acıları, katliamları, açlığı, sürgünü yaşayan neredeyse aynı sayıdaki Müslümanlar Türkler gibi…
“Acıları kıyaslamak acıları yarıştırmak acıları deşmek bir asır boyunca çok işimize yaradı” diyen varsa bu sahte bu yanlış bu manasız davayı da sürdürsün.
Ya da seneye hem Çanakkale'deki Osmanlı Ermeni askerlerinin hatırası için büyük törenlere katılsın; 23 Nisan'da Ermeni çocuklar da o rengârenk halaya katılsın.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.