Yazarlar Yeni bir aşure

Yeni bir aşure

Yaşar Taşkın Koç
Yaşar Taşkın Koç Gazete Yazarı

Benim çocukluktan kalma hatırladığım ilk asayiş meselesi yavaş yavaş apartmanlaşan Cebeci Demirlibahçe’de her nasılsa direnmeye devam eden evimizin yanındaki gecekondudan. Kendi halinde, gariban, şehirli gibi giyinmeyen kilolu aile babası ne yapmışdıysa artık, evleri beş altı polis tarafından sarılmıştı. Yanılmıyorsam bağırıyordu komiser, “Dışarı çık, teslim ol”… “Bıçak varmış elinde” diye yayılıyordu biz çevrede merakla bekleşenler arasında söylentiler, ne kadar doğru ne kadar yalan bilmiyorum. Suçu neydi, onu da tam hatırlamıyorum. Bir kavgaya mı karışmıştı, kendini mi savunmuştu… biraz sonra teslim oldu. Yüzünde biraz utanç biraz pişmanlık ama asıl olarak da kırgınlık vardı. Çukurovalılar mıydı onu da kestiremiyorum şimdi, baba şalvar giyiyordu. Yolun kenarında, yolla arasında bir parmaklık veya set olmadan öylesine devam eden evin kendi arsasındaki bakımsız bahçede bazen sessizce bir şeyler pişirirlerdi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yaşar Taşkın Koç : Yeni bir aşure
Haber Merkezi 10 Ekim 2017, Salı Yeni Şafak
Yeni bir aşure yazısının sesli anlatımı ve tüm Yaşar Taşkın Koç yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Kendi halinde bir aileydi. Ne büyüklerinden ne çocuklarından bir kötülük görmemişti kimse. Babanın ne iş yaptığını da bilmiyorduk, muhtemelen amele, hamal veya bir şeyler toplayıp satan bir garibandı işte.

Polisler kötü davranmadı. Araca alıp götürdüler. Çocukları ağlıyordu arkasından. Sonra… sonrasını hatırlamıyorum. Taşındılar mı yoksa o olaydan sonra. Her şey hala siyah beyaz. Sanki yaşamadım, Karanlıkta Uyananlar mı Umut mu… bu filmlerden birinde izledim gibi.

Bekçi düdüğünü uzun uzun öttürüp ara sıra güven verirdi henüz gökyüzünü görmemizi engelleyemeyecek kadar az ışık üreten şehrin zifiri karanlığında. Mahallenin kötü kadını, hırsızı, yankesicisi, belalısı belliydi. Sayıları da belliydi. Vukuat kelimesi literatürümüzde yoktu neredeyse, ertesi gün yaşanacaklar iyi kötü tahmin edilebilen, zaman içinde yolculuğumuzu yapıyorduk işte altı üstü. Hepsi buydu.

Toplumsal olarak şiddet ya da sorun dönemin gittikçe artan sağ sol çatışmasıydı. O yüzden bugün arada sırada gazetelerin üçüncü sayfa haberi olması gereken cinayet, saldırı, suikast, kavgalar acaba neden bu kadar sıklaştı, hep böyleydi de şimdi görünür olduğu için mi gözümüze faza görünüyor diye düşünüyorum. Tarıyorum hafızamı, hayır bu sıklıkta değildi. Mesele internet ve iletişimin hızı nedeniyle suçun suçlunun görünür hale gelmesi değil. Bu var tamam ama başka bir şey daha var. Toplumsal bir çözülmeye kadar varmasa da kişisel düzeyde tek tek bireyler büyük bir sıkıntı yaşıyor olmalı.

Toplum yine eski usul aşuresini pişiriyor ve birbirine ikram ediyor yoksa mutlaka.

Öte yandan dünyadan da bağımsız değil şüphesiz bütün bu olup bitenler.

Irak Kürtleri Saddam’la anayasa konusunda mutabakata vardıktan bir gün sonra 12 Mart Darbesi yaşanmıştı Türkiye’de. Annem artık bıkmış olmalı ki dağınıklığımdan, oyuncak tüfeğimi sandığa koyarken itirazımı “Askerler arama yapıyor, bulmasınlar” diye yatıştırmıştı. İnanmıştım. Komşu gecekondudaki film tarzı vukuat evin babasının polise teslim olmasıyla sonuçlanırken Irak’ta verilen sözler tutulmuyor, tam belki biz mahalleli kendi küçük polisiyemizi izlerken Mustafa Barzani de Baas Yönetimi’ne yeniden savaş açıyordu belki.

Kim bilir, belki hakikaten 1974’te aynı gündü.

Muharrem ayı o yıl hangi günlere tesadüf etmişti, bilmiyorum.

Şimdi yeni geçti yanımızdan, aşurelerin tadı hala damağımızda.

Bölgede yeni aşureler pişiyor.

Arap, Kürt, Türkmen, Şii, Sünni hepsi bir kazanda pişiriliyor.

Ortaya çıkan şeyi kim servis edecek, üzerine nar mı ceviz mi bitmek tükenmek bilmeyen mezhep, ırk düşmanlıklarının güzelim tohumlarını mı… hangisi serpiliyor, elbet hepimiz biliyoruz.

Bu kadar gönüllüysek madem; afiyet olsun şimdiden…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.