Yazarlar ABDnin ABDden başka dostu yok

ABD’nin ABD’den başka dostu yok

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı

BM Güvenlik Konseyinden 14’e karşı sadece ABD’nin veto oyuyla bir kararın çıkması engellenince Türkiye’nin girişimleriyle Genel Kurul'da Trump’ın Kudüs kararına karşı hazırlanan tasarı oylandı. Tek sonuç rakamsal olarak 128 kabule karşı 9 retten ibaret değil elbet.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yasin Aktay : ABD’nin ABD’den başka dostu yok
Haber Merkezi 16 Aralık 2017, Cumartesi Yeni Şafak
ABD’nin ABD’den başka dostu yok yazısının sesli anlatımı ve tüm Yasin Aktay yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!

Bu sonuçların bir de rakamsal olmayan siyasi, psikolojik ve tarihsel boyutları var. İlk sonuç ABD’nin ABD’den başka bir dostunun olmadığı psikozuna yakalanmasıdır.

Yanlış anlaşılmasın, adil olduğunda, gücüyle mütenasip bir akıl, vizyon ve olgunlukla hareket ettiğinde elbette dostu çok olur herhangi bir ülkenin. Ama kimsenin varlığına, tarihine, kişiliğine saygısı olmayanın hiçbir dostunun kalmayacağını en önce kendisinin görmesi lazım.

Bu süreçte varlığını feda ettiği İsrail’in de ABD’nin dostu olacağını veya kalacağını da kimse zannetmesin. Onunla ilişkisi bile Evangelik teolojinin kapsamında bir yere kadardır.

Tasarının görüşmeleri esnasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun konuşmasını, Cumhurbaşkanımızın şiarı haline gelmiş olan “Dünya beşten büyüktür” sözüyle bitirmesi, ortaya çıkan kararla birlikte, bütün dünyadan ikrar gören muhteşem bir manifestoyu ifade etmiş oldu.

Bu neticenin bir bağlayıcılığı yok elbet, ama zaten Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesinin de bir kıymeti harbiyesi yok, ne var ki, fiili bir durum ortaya çıkarıyor ve İsrail’in işgali adım adım, fiili bir durum olarak Filistinlileri yok ederek ilerlemeye devam etmiş oluyor.

Buna mukabil BM kararıyla birlikte İsrail’in bu fiili işgalinin bir işgal olduğu ve hiçbir meşruiyetinin olmadığı, ABD’nin de işgale bu yolla verdiği destek dolayısıyla işgalin ve gayrı meşruluğun bir parçası olduğunu ortaya koymuş oldu.

Yaptırım yok ama meşruiyet çizgisinin belirlendiği bir karar var ortada. Bu karar karşısında ABD’nin gücüne rağmen meşruiyetin dışında olduğu bütün dünyada kabul görmüş oldu.

Bu sonuç, aynı zamanda ekonomik, teknolojik ve silahlı gücün her hal ü karda diplomatik üstünlük getiremediğini gösterdi.

Türkiye’ninse zaman zaman belli kuşatmalar altında olduğu çokça ifade edilir. Uluslararası ilişkilerde yaşanmakta olan sıkıntılar dolayısıyla Türkiye’nin yalnızlaştığına, işlerin kötü gittiğine dair epey söylem döktürüldü. Dönem başkanı sıfatıyla Erdoğan’ın İslam İşbirliği'ni İstanbul’da bir hafta içinde toplaması, oradan ilan ettiği duruş ve ardından şimdi harekete geçirdi BM Genel Kurulu'ndan çıkan sonuç, Türkiye’nin yaşamakta olduğu bütün sorunlara rağmen diplomatik gücünü tartışmasız biçimde kanıtlamış oldu.

Tabii bu diplomatik gücün büyük ölçüde haklılıktan kaynaklandığını ve bu haklılığın bir liderlikle çok iyi yönetilmesi sayesinde mümkün olduğu da anlaşılmış oldu.

Aslında ABD’yi dünyada yalnızlaştıran ve bütün dünyanın rahatsız olduğu bu haksızlığını yüzüne vurma cesaretinin toparlanmaya ihtiyacı vardı sadece. Bu cesareti toparlayan ve bu kararın çıkmasını sağlayan Erdoğan’ın liderliğiydi.

Doğrusu bu sonuç Gezi hadisesinden beri dünyada belli çevrelerin sistematik itibarsızlaştırma ve karalama kampanyalarının hedefi olan Erdoğan’ın Türkiye’de tartışmasız kanıtlanmış siyasi dehasını ve liderliğini bütün dünyada da herkese okutmasına vesile olmuştur. Onun sayesinde dünyanın ihtiyaç duyduğu muhalefet kendini ifade etme fırsatı bulmuştur.

ABD’NİN, YURTTA DEMOKRASİ


DÜNYADA İSTİBDAT, POLİTİKASI

Trump’ın Genel Kurul toplantısı öncesinde oy kullanacak bütün üye ülkelere açıkça yönelttiği kibirli şantajcı dil ABD’nin demokrasiden tam olarak ne anladığını ortaya koydu. Kendi ülkesinde demokrasiden taviz vermeyen ABD dünyada şantajla, baskıyla, hileyle ayakta tutmaya çalıştığı bir istibdat düzeni vizyonuna sahip.

Kendisine itiraz ediliyor olmasına bir anlam veremiyor. Çünkü ne de olsa BM’nin faaliyetlerine en büyük maddi desteği kendisinin verdiğini ve bundan dolayı kendisine tartışmasız itaat edilmesini istiyor. Kararı ne olursa olsun, ne kadar akıl dışı ve adaletten uzak olursa olsun, itaat isteyen ABD’nin bu yaklaşımı Genel Kurul toplantısında ABD adına konuşan kişi tarafından da ifade edildi.

ABD’nin tesis ettiği bu şantaj düzeni muhtemelen ilk defa bu kadar büyük bir meydan okumayla karşılaşınca bütün demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü makyajı döküldü. Darmadağın olmuş bir ABD dış politika söyleminin altından son derece rüküş bir tablo çıktı.

Terkedilmişlik, yalnız bırakılmışlık sendromuna yakalanan ABD’nin bundan sonraki siyasetini nasıl belirleyeceği merak konusu olacak. Bu durumun Trump’ın başına patlayacak bir kabağa dönüşme ihtimali çok yüksek. Trump üzerine zaten sallanmakta olan yargı kılıcının kısa zamanda ABD’yi içine düşürmüş olduğu bu durumu telafi etmek üzere bir fırsat olarak değerlendirilme ihtimali artıyor.

BM’nin Kudüs kararı karşısında ABD’nin içine düştüğü durumun bir faturası elbette Türkiye’ye de kesilmeye çalışılacaktır; ama bu faturanın ilk taksitinin ABD’nin kendi içinde kesileceği muhakkak. Türkiye ise, kendisini bu tür durumların hepsinde korkutarak kendisine felaket senaryosu yazanların evhamlarının aksine, haklılığına dayalı gücüyle yükselmeye, büyümeye, temayüz etmeye devam ediyor.

Trump, Kudüs’ü İsrail’e hediye etme yoluna zaten bu yargı cenderesinden kurtulmak için bir çıkış kapısı bulmak üzere sapmıştı. Ama bu yolda ABD dış politikasını düşürdüğü çıkmaz, onun faturasını sadece biraz daha kabartmış oldu.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.