YazarlarAlmanya"da İslam ve oryantalizmin etkileşimi

Almanya"da İslam ve oryantalizmin etkileşimi

Yasin Aktay
YasinAktayGazete Yazarı
Almanya''da İslami din eğitimi konusu yıllarca Türk ve Alman makamları arasında önemli bir ihtilaf veya tartışma konusu oldu. Özellikle seksenlerden sonra Diyanet''in hazırlayıp yolladığı din görevlilerinin Almanya''daki Türklerin Alman kültürüne veya toplumuna entegrasyonunu engellediğine dair Alman makamlarınca dile getirilen eleştiriler vardı. Türk tarafı ise özellikle din eğitiminin mutlaka Türkçe olması hususunda, bilhassa yeni nesillerin Türkçe ile bağlarını zayıf da olsa din eğitimi üzerinden sürdürebilecekleri beklentisiyle ısrar ediyordu.

Oysa Türkiye''den gönderilen din görevlilerinin, Türklerin Almanya ile entegrasyonu engellemesi şöyle dursun, mevcut Türk cemaatiyle, özellikle gençlerle etkili bir iletişim kurması bile mümkün olmuyor. Dolayısıyla Almanların “entegrasyona engel olma” eleştirisi pek haklı sayılmaz.

Diğer yandan, din eğitiminin Türkçe olması Türkçe ile bağları yeterince güçlendirmeye yetmediği gibi aksine bu yersiz ısrar, Alman kültürel ortamı içinde yetişen yeni kuşak Türk gençlerinin doğru dürüst din eğitimini almalarına da engel oluşturuyor. Böylece “Türkçe din eğitimi” sadece hiçbir işlevi olmayan, ama aynı zamanda dokunulmazlığı da olan, sembolik bir değer haline getirilmiş oluyor.

Almanya''da din eğitimi için Almanya''da yetişmiş, Alman sosyal ve kültürel ortamının dilini iyi bilen ve bu dille hitap edebilecek, bu dilin kültürlerarası çevirisini yapabilecek kadroların yetişmesi lazımdı. Kolay değil, artık sadece Almanya''da 3 milyon Türk''ten bahsediyoruz. Bu Türklerin kendi din eğitimlerini sürdürmenin yanı sıra bu ülkede kendilerini iyi anlatabilmeleri, düzeyli kültürel diyalog çabalarını sürdürebilmeleri için yine bu ortamda yetişmiş çok iyi kadrolara ihtiyaçları var. Türkiye''den taşıma su, kesinlikle Almanya''daki, bırakınız din eğitimi ihtiyacını, din anlayışı değirmenini döndürmez.

Frankfurt Goethe Üniversitesi''nde, Prof. Ömer Özsoy başkanlığındaki İslam kürsüsü, tam da bu öngörüyle 2003 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği içinde kurulmuş. Hâlihazırda 80 civarında lisans ve lisansüstü seviyesinde öğrencisiyle tam bir İslam Araştırmaları Merkezi konumunda.

Ankara İlahiyat Fakültesi''nden Kur''an, tarihselcilik ve modernizm konularındaki yetkin çalışmalarından bildiğimiz Prof. Özsoy, Almanya''da bu tür oluşumların basitçe eğitimci kadrolar yetiştirmekle sınırlı olmadığını sayısız dolaylı etkileri de olduğunu anlatıyor. Örneğin oryantalist araştırmaların merkezi konumundaki Almanya''da yeni Müslüman kuşakların yetişmesiyle birlikte oryantalist ilgi alanlarında, sorularında ve temalarında da çok ciddi değişmeler yaşandığına işaret ediyor.

Yüzeysel sorularıyla, İslam hakkındaki şaşırtıcı önyargılarıyla bildiğimiz klasik oryantalizm yerine çok daha derin ve ciddi sorular sormaya yüz tutmuş daha ehil ve daha çeşitlenmiş bir oryantalizm sözkonusu. Üstelik bu oryantalist disiplinin çalışanlarının büyük bir kısmı sahip oldukları dil avantajları dolayısıyla bizzat Müslümanlardan oluşuyor.

Zaman zaman İslam''ın gülen yüzünü göstermek üzere batıdaki yüzeysel politik beklentilere cevap verme noktasında düşülen apolojist söylemlerle klasik oryantalizmin içerden yeniden üretildiği söylenebilse de, bunu da telafi edebilecek bir tartışma ve düşünme ortamına kapalı olmadığı da bir gerçek.

Alman okullarında Türk veya Alman öğrencilere İslam din dersi verme ve öğretmeni yetiştirme çalışmaları kapsamında da değişik üniversitelerde İslam veya İslam pedagojisi branşları oluşturulmaktadır. Bu projeler kapsamında Erlangen, Erfurt, Osnabrück ve Münster Üniversitelerinde de açılan bölümlerde İslam derslerini Almanya''da yetişmiş öğretmenlerin vermesi sağlanıyor.

Bu çalışmaların önümüzdeki dönemlerde Almanya''daki Müslümanların nitelik ve profiline çok önemli katkılarda bulunacağından eminim. İslam özünde bir olsa da bunun Avrupa''daki ifade yollarının, dilinin farklı olacağını kabul etmemiz ve buna hazır olmamız lazım.

''YOKSULLAR İÇİN TEZLER KİTABI''

Değerli şair Cahit Koytak''ın iki şiirinden birine dün yazımın sonunda yer vermiştim. Gelen mesajlar diğer şiiri merak ediyordu. Duyurmamıştım ama onu da bugün yayımlamayı düşünüyordum. Kulak verelim Dede Korkut''a, bakalım söylemiş?

''DEDE KORKUT NE SÖYLEMİŞ''

Halkın uykusunun ne kadar mı hafif,

gözünün ne kadar mı pek

olması gerekiyor?

Söyleyeyim, Hân''ım:

Alçakların alçaklığını görecek

ve yüzlerine tükürmeyi bilecek kadar, en az…

Halkın ne kadar mı yunması,

arınması gerekiyor?

Söyleyeyim, Hân''ım:

Alçakların alçaklığında

kendi payını da düşünüp,

tükrüğün döküntüsünü, saçıntısını

önce kendi yüzünden

silmesini bilecek kadar, en az…

Halkın ne kadar mı incelmesi,

olgunlaşması gerekiyor?

Söyleyeyim, Hân''ım:

Alçakların, utanmazların yüzlerine

tükürmekten hâya edecek, hicap edecek

ve lâ-havle çekip, işine gücüne,

yoluna devam edecek kadar, en az…