YazarlarCevzet Soysalın bir mezar hakkı

Cevzet Soysal’ın bir mezar hakkı

Yasin Aktay
YasinAktayGazete Yazarı

Cevzet Soysal’ın kaçırılıp sorgulanması ve infazı FETÖ örgütünün doksanlı yıllara uzanan sayısız terör faaliyetinin tipik ve çarpıcı bir örneği demiştik.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yasin Aktay : Cevzet Soysal’ın bir mezar hakkı
Haber Merkezi 29 Kasım 2017, Çarşamba Yeni Şafak
Cevzet Soysal’ın bir mezar hakkı yazısının sesli anlatımı ve tüm Yasin Aktay yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Bazı haberlerde Cevzet Soysal cinayeti FETÖ’nün ilk cinayeti diye geçiyor ama, bu örgütlü yapının Güneydoğu’da doksanlı yıllarda yaptığı faaliyetler merceğe tam yatırıldığında bunun ilk olmadığı rahatlıkla fark edilebilir. FETÖ, tam bir alan hakimiyeti mantığı içinde çalıştığı için kendisine rakip olabilecek her yapıya karşı kendine özgü kıyım mantığıyla, uzun süre hiç kimsenin kılını kıpırdatmadan mücadele etti. Polis, yargı, mülki idare ve tabandaki örgütlülüğüyle istediği herkesi üzerine hiçbir kuşku çekmeden yok edip suçu da başkasına atabiliyordu.

Cevzet Soysal’ın kaçırılmasında, mesela, herkese JİTEM’in kaçırmış olduğuna dair bir izlenim vermiş. FETÖ’cü polislerin kendilerini JİTEM’ci olarak tanıtmayı bizzat “Cemil Müdürleri” istemiş. Orada yıllarca JİTEM’e mal edilen ama faili hiçbir zaman bulunamayan eylemlere biraz mercek tutulduğunda çoğunda aynı tarzın izleri bulunabilir.

Bu dönem 28 Şubat’ın bütün hararetiyle kendini hissettirdiği yıllar ve görünürde 28 Şubatçıların hedefinde Fetullahçılar vardır ama Fetullahçılar belli ki, 28 Şubatçıları da ayakta uyutmuş kendi hedef ve stratejileri doğrultusunda onları da istedikleri gibi kullanmışlar. Fetullahçı polisler istedikleri eylemleri yapmış ve o eylemlerin soruşturmalarını da kendileri yöneterek faturayı istedikleri örgütlere kesmişler. Bazen devlete, bazen TSK’ya, bazen JİTEM’e bazen Hizbullah ve Menzil grubuna… Elbette hareket geçirilen bu fitne ortamında bütün bu yapılar da bazen FETÖ’nün kendilerine yazmış olduğu senaryoya göre rol almaktan, kendi kararlarıyla eylem yapmaktan geri durmamışlardır. 

Tabi örgütleri birbirine düşürecek şekilde bir onlardan bir bunlardan işledikleri cinayetler neticesinde bölgede İslami kesimin iyice gözden düşmesi FETÖ’nün nihai stratejik hedefiydi.  Günün sonunda Batman, Diyarbakır, Mardin, Van gibi şehirlerimizde İslam ile şiddet, terör kirli savaş kavramları adeta özdeşleştiği için İslam adına hareket eden bütün cemaat ve yapılar sahadan hızla siliniyordu.

Bu kirli, iğrenç savaş ortamından görünürde temiz olarak kalabilen bir tek bu kirli savaşı yöneten, o savaşta dökülen kanların her gramında cürmü olduğu halde “the Cemaat” ve PKK kalıyordu. Bu tablo aydınlandığında PKK ve FETÖ’nün birbirleriyle nasıl bir işbirliği içinde oldukları da net bir biçimde görülür. PKK’nın bugüne kadar bütün terörle mücadele programlarına rağmen ayakta kalabilmiş olması tamamen ihanet içindeki bu FETÖ’cü devlet görevlileri yüzünden olmuştur. Devlet adına bıraktıkları izler de bir bütün olarak devlet imajının kirlenmesine yol açmıştır.

O yüzden Cevzet Soysal cinayeti ile ilgili şu ana kadar ortaya çıkmış olan bilgiler, bize bu dönemde yaşanmış kirli savaşı bütün boyutlarıyla aydınlatmak için çok önemli. Bu bilgilerin ucundan tutup ilerlemek, peşini bırakmamak lazım.

Bütün bunları yaparken, Cevdet abi ve çocuklarının hikayesi elbette unutulmamalı demiştik. Zaten unutulabilecek gibi değil çünkü.

Cevdet Abi kaçırılıp öldürülünce hanımı 6 çocuğuyla ortada kalmış. Eve ekmek götürecek hiç kimse kalmamış. Evin büyük çocuğu Mücahit o yıllarda lise öğrencisi ve eve bakabilmek için okulunu terk edip lokantada bulaşıkçı olarak çalışmaya başlamış. Bugünse damacana su dağıtıcısı olarak hayatına devam ediyor ve babasını aramaya devam ediyor. Babasının durumu uzun süre meçhul olduğu için ölüm raporu da düzenlenememiş, o yüzden 24 yıl çalışmış olduğu TPAO’dan emeklilik hakkını da elde edemediği için ailenin tamamı yıllardır ağır bir yoksulluk içinde yaşamını devam ettirmeye çalışıyor.

Çocukların bir kısmı uzun yıllar kendilerine polis tarafından anlatılan “babanız örgüt içi infaz kurbanı” hikayesi dolayısıyla dini çağrıştıran her şeye gönül koymuş, mesafe oluşturmuş.

Mücahit, olan biteni büyük ölçüde tahmin etmiş, tabi ilk zamanlar FETÖ diye düşünmemiş, JİTEM demiş. Onların kapısını aşındırmış. En ufak bir ipucunun peşine düşmüş ama Sabri Uzun’un kitabına kadar hiçbir ipucu onu hiç bir yere götürmemiş. Çektiği maddi sıkıntılar, yokluklar, bunların hepsi vız gelmiş, hepsini de insanlığı utandıracak şekilde onuruyla göğüslemiş ve bütün talebini teke indirmiş: Babasına bir mezar.

Bunun ne kadar haklı, ne kadar insani bir talep olduğunu böyle bir acıyı yaşamış olanlar bilir ancak.

Cevzet Soysal’ın başına gelenler bugün artık meçhul değil malum. Ama onun mezarı hala belli değil. Kaçırma, sorgu ve cinayetine karıştığı bilinen, dönemin görevlileri dün Batman’da mahkemeye çıkarıldı. Ne yazık ki, FETÖ’cülerin tipik davranışını sergiledi hepsi. Ağız birliği ile verdikleri ifadelerde, görmemiş, duymamış olduklarını söyleyerek lal kesilmişler. İkisi zaten FETÜ’cülükten tutuklu olan bu polislerin 6’sı adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

Aile haklı olarak infial halinde. Yıllar sonra babalarının mezarını bulmaya dair yakalamış oldukları bu umudun, gerçekleşmeden, ellerinin altından kayıp gitme ihtimalini büyük bir üzüntüyle karşılıyorlar.

Cevzet Soysal mezarına kavuşmadıkça bu dosya kapanmaz, kapanmamalı.

Yiğitliğine, hayırlı mücadelesine, mertliğine, müminliğine ve artık şehitliğine şahit olduğum Cevdet abinin mezarına kavuşması dileğimle Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.