Yazarlar Rusyanın insanlığı Suriyede batağa saplanmıştır

Rusya’nın insanlığı Suriye’de batağa saplanmıştır

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı

İdlib’de bir süredir rejimin Rusya desteğiyle sürdürdüğü saldırılar neticesinde bir milyona yakın insan yerini yurdunu terk ederek, beklendiği gibi Türkiye’nin yolunu tutmuş, hatta sınıra dayanmış bulunuyor. Bu esnada yaşanan insanlık dramlarının sesleri ayyuka çıkmış durumda.

Rejimin böyle bir katliamına Rusya’nın nasıl alet olabildiği ve Soçi anlaşmasına rağmen böyle bir ihlali nasıl yapabiliyor olduğunu herkes soradursun. Rusya Savunma Bakanlığı geçtiğimiz günlerde idlib’de olanlardan dolayı Türkiye’yi suçlayan bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre, “Krizin ana nedeni Türkiye’nin ılımlı muhalifleri teröristlerden ayırmaması” olarak ifade edilmiş.

Ne kadar insanlıktan nasipsiz, ne kadar sorumsuzca bir açıklama. Kendilerine hemen şunu sorduk: Hangi iki şeyi birbirinden ayırmak daha kolaydır: Kundaktaki çocuklarla teröristleri mi, yoksa silahlı-ılımlı muhaliflerle teröristleri mi? Hastanede tedavi gören hastalar, yaralılar ile silahlarını kuşanmış teröristleri ayırt etmek mi daha kolay yoksa ikisi de silahlı ve rejim muhalifi olan ama biri kendini iyi gizlemiş faaliyetlerini gizlice yapmakta olan birilerini mi?

Rusya, silahlı teröristle silahlı muhalifi birbirinden çok iyi ayırt ettiği için mi sınırımızda bir milyon mülteci var şu anda?

Bu mülteci manzaraları ortada terörle mücadele değil, tam da teröristle çoluk çocuğu birbirinden ayırt etme konusundaki körlük var. Tabi daha kötü ihtimal körlükten ziyade kasıtlı olarak bir halkı tehcir etme yönünde sürdürülen bir soykırım ve tehcir programı. Değilse, teröristleri arayan bombalar nasıl binlerce çoluk çocuğu, hastaneleri, fırınları buluyor?

Türkiye’nin teröristle silahlı muhalifi birbirinden ayırmakta bir zorluk yaşadığı kabul edilse bile bunun neticesi en fazla geçici olarak bazı teröristlerin biraz daha zaman kazanmış olduklarını zannetmesi olabilir. Ancak teröristleri hedef alalım derken böyle bir insanlık felaketine yol açmanın mantığı, hesabı, vicdani ölçüsü nedir?

Terörle mücadelenin ahlaki meşruiyeti teröristlerin sivilleri, savunmasız ve alakasız insanları hedef alan faaliyetleridir. Teröristle mücadele edeyim derken teröristten ziyade sivil, çoluk-çocuk öldürüp kalanları bir de şu kış ortasında tehcir ediyorsanız, sizin teröristten farkınız sadece sizin daha büyük, acımasız, kanlı ve ahlaksız bir terör makinası olmanızdır.

Astana ve Soçi’deki anlaşmaların en önemli boyutu, İran ve Rusya tarafının Suriye rejiminin muhalifleriyle başetmek için başvurduğu yolların Suriye’yi kana bulamış olduğu ve Suriye halkı için hayatı yaşanmaz kıldığı, dolayısıyla maruz kaldığı katliamlar, baskılar dolayısıyla isyan etme hakkını kabul etmiş olmasıydı. Yani Suriye’de mevcut rejimin bizzat kendi halkı nezdinde bir meşruiyet sorunu olduğunu ve bu sorunun kaçınılmaz olarak silahlı ve meşru bir muhalefet hakkı doğurmuş olduğu ilk defa Astana’da kabul edildikten sonra Soçi’de de bu muhalefetle rejimin sorunlarını siyasal bir süreçle çözebileceği kabul edildi.

Bunun nasıl olacağının detayları elbette tartışılacaktı. Ama Suriye’de rejim kendi muhalifleriyle mücadele ederken uyguladığı yöntemlerle silahlı muhaliflerinden ziyade o bölgede yaşayan bütün sivilleri de hedef almış olduğu için Suriye’de kitlesel göçlere yol açıyor. Bir yolunu bulup yurtdışına gidebilenler gitmiş zaten ama bulamayanların Suriye içinde sığınabilecekleri tek yer İdlib kalmış. İdlib’in Suriye’deki muhaliflerin Suriye içindeki tek sığınağı olarak statüsü, konumu, özelliği belli. İdlib Suriye rejiminin insanlık dışı, zalimce uygulamalarının bir sonucudur.

Astana ve Soçi mutabakatları Suriye’nin geleceğine ne rejim ne de Rusya’nın, bütün muhalifleri katliamlarla yok ederek karar verme yoluna gitmemesini ilzam ediyordu. Şimdiye kadar uygulanan bu yolun bütün dünyaya yol açtığı fatura belli: en az bir milyon insanın katli, bir o kadar insanın kayıp olması, yaralanması, yakılıp yıkılan şehirler, 12 milyon Suriyelinin yurtiçi ve yurtdışına göçü.

Suriye rejimi dışarıdan gelen bir güce karşı değil kendi halkına karşı savaşıyor ve en acımasız, en insanlık dışı yöntemlerle kendi halkına karşı savaşında İran ve Rusya’dan destek alıyor.

Rusya ve İran kendi halkına karşı bir soykırım uygulayan birinin suç ortakları olmayı hangi hesapları yaparak kabul etmiş oluyorlar anlaşılır gibi değil.

Soçi ve Astana’da ulaşılmış ittifak zaten İdlib’in siyasi çözümün ve müzakerelerin bir parçası olarak muhaliflerin en azından bir kısmının sığınağı olduğunu kabul etmişken, şimdi yapılmak istenen şey, oradaki teröristleri bahane edip,bütün muhalifleri yok ederek ortada müzakere için bir zemin bırakmamaktır.

Rusya’nın rehberliğinde Suriye rejiminin tamah ettiği bu yol kabul edilemez. Çünkü kendi mücrim rejimini korumak uğruna halkının büyük çoğunluğunu imha edeyim diyerek emsalsiz bir insanlık suçu işlerken, bunun maddi faturasını da bilhassa Türkiye’ye yüklemektedir.

Kendi iç muhalefet sorununu böylece Türkiye’ye doğru süpürmeye çalışan Esad’ın yaptıkları zaten birinci dereceden Türkiye için bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır. Mevzu epeydir Suriye’nin iç sorunu olmaktan çoktan çıkmış bulunuyor.

Rusya da artık yardımına koştuğu bu mücrim rejimi korumanın, insanlıktan yana vicdanı sızlamıyorsa bile, Türkiye için yol açtığı güvenlik sorununu görmek ve aradan çekilmek zorundadır.

Esad ve Rusya Suriye halkını öldürürken de artık, kaçınılmaz olarak, Türkiye’ye saldırmış oluyorlar. Olayın gerçeği budur ve olayı bütün maliyetiyle ve sonuçlarıyla yaşayan Türkiye kendini savunmak için gerekeni yapmaktadır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.