Yazarlar Sol, siyaset ve komplocu düşünce

Sol, siyaset ve komplocu düşünce

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı
Son zamanlarda yaşadıklarımız siyasetin anlamı üzerinde düşünmemizi de gerektirecek türden. Siyaset insana yakışan, insanı insan yapan en temel düzey, çünkü özü itibariyle insanın iradesine, aklına, çözüm yeteneğine, ötekinin varlığını bilmeye, tanımaya ve onunla anlaşmaya vurgu yapan bir düzey. Nihayetinde birbirini tanıyan tarafları gerektirir. Bu tarafları birbirleriyle birlikte sıkı bir rekabet hatta çatışma halinde bile olsa ortak bir yol veya zemin aramalarını gerektirir.

Siyasal düzey üzerinde titrenilmesi gereken bir düzey, çünkü bu düzey tahrip veya tahrif olduğunda akıl, irade, özgürlük, barış, güven büyük zarar görür.

Siyasal düzeyi aşındıran, tahrif eden farklı eğilimlere veya yaklaşımlara daha önceki bir çok yazımda değinmiştim. Halkı vesayet edilmesi gereken, rüştünü ispatlamamış bir yığın olarak gören... Veya toplumu bütüncül bir cemaat olarak tahayyül eden yaklaşımların her tür farklılık iddiasını bir fitne olarak resmetmesi, örneğin, siyasal aklın gelişimine kaçınılmaz olarak ket vurur.

Siyasal aklı felç eden yaklaşımlar arasında gözönünde olup biten herşeyin arkasında daha üst planlayıcılar olduğunu farz eden komploculuğu da saymıştık. Komplocu düşüncenin sorunu dünyada hiç komplonun olmaması değildir. Aksine komplo kurma, toplumu bir mühendislik alanı gibi görmek bizatihi siyasetin de en önemli boyutlarından biridir. İnsanlar arasında örtülü veya açık ittifaklar, anlaşmalar olur. Komploculuğu sorun kılan, hiç bir delil olmadan, hiç bir somut veriye dayanmadan olup bitenleri asla kanıtlanamayacak mevhum ilişkilere veya uydurulmuş anlaşmalara bağlamaktır.

Komplocu düşüncenin değişmez güç hiyerarşilerinin işlediğine dair teorik varsayımları vardır. Belli güç merkezleri vardır ve herşey onların planladığı gibi cereyan etmektedir. Bu yaklaşım, insana, topluma, iradeye bir yer ayırmaz, dolayısıyla siyaset, bu üstün güçler karşısında çaresiz bırakılır, alabileceği bir tedbir yoktur çünkü alacağı tedbirler bile o üstün güçlerin planlarının bir parçasıdır.

Gezi olayları dolayısıyla gözönünde olmayan hiç bir ilişkiye veya ittifaka veya operasyona işaret etmedik. Olayların gelişimi, alevlendirilmesi, kışkırtılması, belli aşamalarda ittifak çemberinin genişlemesi ve daralması nedenleriyle birlikte hiç bir komplo teorisine ihtiyaç bırakmayacak kadar gözönünde cereyan etti. Sosyalistlerle, orman katliamcısı finans-kapitalistlerin demokratik ve ekonomik devrimi üstlenmiş bir hükümete karşı ağaç savunması adı altında el ele tutuşarak ayaklanmasında bir tilkilik görmeyeceğiz de ne yapacağız? Ya şimdiye kadarki bütün demokrasiye karşı darbe girişimlerinde ön saflarda yer alan aktörlerin bu olaylarda da ön saflarda yer alması nasıl bir teorik mülahazaya gerek bırakıyor ki? Komplonun teorisi sizin olsun, bize gördüklerimiz yetiyor zaten.

Bu olayda solun üstlendiği rol apayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor tabii. Gezi parkı eylemlerine atfedilen anlam, bu eylemlerden bir devrime ulaşma doğrultusunda uyguladıkları taktik ve strateji baştan sonra siyaseti tamamen iptal eden ve toplumun diğer bütün aktörlerini araçsallaştırıcı bir yaklaşıma dayanmak zorunda kalıyor. Bu yolun veya bu devrimin halkın hangi derdine deva olacağı, insanlara ne vaat etiği hiç önemli değildir. Asıl olan solun seçilmiş modern (veya postmodern) prenslerinin iktidara gelmesidir. Çünkü iktidardan uzak kalmaları onlar için bir türlü telafi edilemeyen diasporik bir ruh hali yaratmaktadır. Bu diasporanın giderilmesi, solun Zionuna, yani proleter diktatörlüğüne kavuşmasıyla mümkün olacaktır.

Gezi eylemlerinde solun görüntü verdiği hiç bir yerde siyaset yok, siyasetin ya komplocu bir zihinle iptali veya savaşkan bir dille reddi var. Aslında bu aşamada sol ve siyaset uyuşmazlığının ideolojik kökenleri üzerine benden önce davranıp nefis bir çözümleme yapan Taha Özhan"ın yazısından (dünkü Sabah gazetesi) devam edebilirsiniz. O yazıda ifade edilenler paralelinde şunu söyleyebilirim.

Tabiatı itibariyle sosyalist sol siyasal düzeyin inkar edildiği en önemli komplocu sapmayı temsil eder. Çünkü dünyada olup bitenleri hiç bir zaman görünenden ibaret saymadığı gibi, sadece kendisinin bildiği izlenimi verdiği bir görünmez (gaybi) gerçeklik düzeyiyle açıklar. Aslında sadece solun akıllılarının gördüğü bu gerçeklik düzeyine kitleler inanmaya davet edilir.

Siyasetin kendisi zaten kapitalizmin (veya egemen sınıfların) çıkarları için var olan ve onlara hizmet eden bir alandır. Siyaset düzeyinde yaşanmakta olan her şey aslında kapitalizm denilen bir tür mağaranın içinde cereyan eden hadiselerin bize yansımalarından (epifenomen) ibarettir.

Bu düşünce biçimi doğası itibariyle hiç bir şekilde ispatlanamayan, teorik düzeyde tasvir edilen komplolara çok yatkındır. Türk solunun literatürünü, söylemlerine, haberlerine, analizlerine bakıldığında bu tarz bir komplo üretiminden başka bir şey görülmez. Bu düşünce düzeyinde, açıkçası, siyasala hiç bir yer kalmıyor.

Aslında solun böyle bir metapolitik siyasallığa savrulması ekonomi-politik gibi bir alanı tanımasıyla büyük bir çelişki de arz eder. Çünkü "Ekonomi-politik" iddianın kendisi, siyasalı ekonominin kalbine sokan bir vurguya sahip. Ekonomi-politik, ekonominin aslında bilimsel ve teknik bir konu olduğu, dolayısıyla insani farklılıklara açık olmadığı iddiasını reddeder. Buna göre ekonomik süreçlerin doğasının apolitik bir karakter taşıdığı iddiası, en yüksek ideolojik yanılsama olarak değerlendirilir.

Buna rağmen siyasala açılan bu alan solu komplocu düşünceden, metapolitik sapmadan kurtaramıyor, çünkü sonuçta daha baskın çıkan ekonomik indirgemecilikten "siyasal alan" olarak ayrıştırılan ve asıl belirleyici olan ekonomik düzeye tümüyle bağlı bir soyut alan varsayılmaktadır. Bu durumda birçok olayın kendi özerk niteliği görmezden gelinir. Her olay yine daha büyük bir hikâyenin bir parçası olarak kendi varlığının önemi hiçe sayılarak değerlendirilir.

Görüyorsunuz, Gezi Parkı hadiseleri dolayısıyla gündeme gelen komplocu düşünce sapmasıyla esas kimin yüzleşmesi gerekiyor?

Türk solu hem solun teorik kaynaklarından hem de Türkiye"nin kendi bağlamlarından dolayı ontolojik ve epistemolojik olarak komplo üretimine mahkum. Ama bu üretimde, nasıl oluyorsa başkalarına komplocu yaygarasını basmak da var.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.