Yazarlar Tarihselci tarihin dışında mıdır?

Tarihselci tarihin dışında mıdır?

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı

Doksanlı yıllarda genellikle ilahiyat çevrelerinde akademik üretimlere konu olan bazı çalışmalar ve tezler bilimsel toplantılara, sempozyum veya konferanslara yansıyordu. Şahsen o toplantılarda bu tartışmanın çağdaş bir İslam düşüncesi için ne kadar önemli olduğunu fark ediyor hakkını vermeye çalışıyordum. O yıllarda çok canlı, heyecanlı bir tartışma grubu oluşmuştu. Taraflar da oluşmuştu. Tarihselciler veya tarihselcilik karşıtları, modernistler ve gelenekselciler vs.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yasin Aktay : Tarihselci tarihin dışında mıdır?
Haber Merkezi 29 Aralık 2018, Cumartesi Yeni Şafak
Tarihselci tarihin dışında mıdır? yazısının sesli anlatımı ve tüm Yasin Aktay yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


2004’te Şinasi Gündüz ve Cafer S. Yaran’ın editörlüğünde yayımlanan Change and Essence: Dialectical Relations Between Change and Contiunity in Turkish Intellectual Tradition (Değişim ve Öz: Türk Entelektüel Geleneğinde Değişim ve Süreklilik arasındaki diyalektik ilişki) isimli kitapta Türk-İslam İlahiyatında Tarihselcilik İhtilafı başlığıyla yayımladığım makalede bu tartışmayı Türk-İslam düşüncesindeki en önemli tartışmalardan biri olarak niteleyip özetledim. Yazının Türkçesi Tezkire dergisinin önümüzdeki sayısında yayınlanacak.

İslam adına tarihselci düşünceye meyledenleri ikna eden en önemli şeyin mantık silsilesi içinde düzenlenmiş tutarlı argümanlardan ziyade en sıradan biçimiyle Batı’nın gelişmişliğiyle ilgili büyüleyici söylem olduğunu düşünüyordum.

İnsanın bir fikre ikna olması için sıralı argümanlarla, delillerle bir neticeye ulaşması, akademik ortamda bile gerekmiyormuş. Rasyonalizme ikna eden şey irrasyonel bir motivasyon, bilimsel yolu takip etmeye ikna eden şey tamamen bilim dışı bir tecrübe, bir duygu, bir saik olabilir. Papaza “kızıp” orucu bozmak da vardır…

Bana göre tarihselciliğe, özellikle ilahiyatçı çevreleri ikna eden şey hala Batı tarih algısının veya modernliğin merkezde olduğu ciddi bir etki sözkonusu. Bugün Batı’nın bir çok alanda ortaya koymuş olduğu kurumlar, standartlar, tecrübeler ve performanslar baş döndürmeye devam ediyor. Bunlar Batı’nın karanlık yüzünü fiilen belli bir aşk seviyesinde örtüyor. Ol aşıklar, o çok gelişmiş Batılı ülkelerin İslam dünyasının geri kalmışlığında hala oynamaya devam ettiği sömürgeci, ırkçı, soykırımcı, insanlık dışı rolünü göremiyor, bütün bu geri kalmışlığın suçunu sadece Müslümanlara yükleyen bir kahır edebiyatına meylediyorlar.

Müslümanların bugün Suriye’de, Mısır’da, Yemen’de, Irak’ta ve İslam dünyasının her yanında kendi kaderlerini değiştirme, kendi tarihlerinin aktörü olma yolunda ortaya koydukları iradenin nasıl bir Batılı tedbire çarptığını görmedik mi?

Müslümanların tarihselliğini düşünürken, elbette bu yönüyle de düşünmek ve bugünün tarihinin hakimi olan Batı’nın karanlık yönünü de görmek durumundayız. Bu tarihin bize yüklediği komplekslerin bizim kendi kitabımıza, kültürümüze ve tarihimize nasıl bakmamız gerektiğini de belirleyen bir “tarihsel etkide” bulunduğunu da gözardı etmemeliyiz elbet. Tarihselci bilincin ilk öğretmesi gereken şey, hiç kimsenin tarihin üstünde olmadığı ve olamayacağıdır. Oysa genellikle şahit olduğumuz tarihselci söylemin en büyük handikapı neredeyse kendini tarihin üstünde görüp, o konumdan Allah’ın bile tarihin etkisinde nasıl kalabileceğine dair konuşabilme imtiyazına talip olması... İnsan için var mıdır böyle bir konum?

Tarihselcilik tartışması bu tür tarihsel etkilerden bağımsız olarak gündemimize giremiyor elbet. Ancak buna rağmen, tarihselcilik tartışması, Müslüman öznenin tarihsel çıkışını gerçekleştirebilmesi için hakkıyla ve bütün boyutlarıyla yüzleşmesi gereken bir tartışma. İnsanoğlu tarihle malul bir varlıktır çünkü. Elbette tarihselcilik Kur’an’ın tarihsel boyutuna odaklanmaktan çok ve ondan önce, insanın tarihselliğine odaklandığında, insana sınırlarını bildiren bir insanbilimidir. İnsanı tanıttıkça Allah’a daha fazla yaklaştırdığına da güvenmek gerekiyor.

Bu tartışmayı ilk yaptığımız dönemlerde acizane görüşüm bu olsa da hiçbir zaman tartışmaya giren ve görüşlerini ifade eden taraflara karşı kendinden-haklılık konumu hissetmedim. Esasen Tarihselcilik tartışmasının kendisi insana sınırlarını, dolayısıyla tevazuyu ve başkalarının karşısındaki konumunu öğretir.

Tarafların elbette çok farklı motivasyonları olabilirdi. Kimi sadece akademik çalışmasında özgün bir tez ortaya koymanın derdindeydi, kimi ise gerçekten Müslümanların dertleriyle dertlenen ve durumu düzeltmeye dönük münevverce bir endişeyle hareket ediyordu. Bu endişe tartışmadaki her tarafta da sözkonusuydu. Kimsenin kendini diğerinden daha samimi veya kendiliğinden daha haklı ilan etmesini gerektirecek bir üstünlüğü yok.

O tartışmanın hakkıyla yürütülmesi gerekiyor. Çünkü nerede olduğumuzu, nereden başlamamız gerektiğini bilmek için bile buna şiddetle ihtiyacımız var. Bu tartışmayı yapmadan yola çıkmışsak, ki genellikle hep böyle olur, göçü yolda düzeceğiz demektir, o taktirde bile istikameti doğrultmak için bu tartışma gereklidir.

Bu tartışmayı dinimize ve hele dinsel huzurumuza bir tehdit olarak görüp ortalığı velveleye vermenin alemi yok. Bu velveleyi duyanlar da zanneder ki, bütün Müslümanlar arasında her konuda tartışmasız bir anlayış ve itikat birliği var. Allah aşkına, FETÖ gibi baştan sona bozuk itikatlara sahip bir yapı çıktı bu ülkeden. Onun da baskın söylemi mükemmel bir dinsel uzlaşma ortamı vehmedip bunu kendi hocaefendilerinin sapık itikadi söylemini mutlaklaştırmanın aracı olarak kullanmadı mı?

Mükemmel bir dinsel uzlaşı ortamı vehmetmenin ve bunun üzerinden bir otoriterlik tesis etmenin anlamı yok. Daha hangi konuda, hangi kavramlar ve düşünceler üzerinde kimin kiminle ne kadar anlaştığının hiçbir muhasebesi yapılmış değildir bu ülkede.

Baksanıza tarihselciliğe verip veriştirenler bile aynı cümle içinde farklı filozofların farklı tarih anlayışlarını birbiriyle fena halde karıştırıp ordan devşirdikleri haksız otoriteyle konuşuyorlar. Sosyal bilim jargonuyla dinsel jargon tamamen birbirine karışmış bulunuyor. Popper’in tarihselciliği ile Hegel, Marx, Dilthey, Gadamer veya Heidegger’in tarihselcilikten anladıkları aynı şey midir?

Hepsini bir sepette toplayıp harcadığımızda kimin imanını kurtarmış olacağız?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.