Yazarlar Türkiye globalleşmesini yaratırken globalleştirilmesinden vazgeçiyor

Türkiye globalleşmesini yaratırken globalleştirilmesinden vazgeçiyor

Yusuf Dinç
Yusuf Dinç Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Globalleşmeden vazgeçiş bugünün yeni trendidir. Mesela “make America great again” ya da “America first” globalleşmeden vazgeçişin sloganlaştırılmış halidir, başka bir şey anlatmaz. Sadece ABD değil, tüm dünya pandemideki kırılganlıklar, savaştaki bağımlılıklar derken bu akıma kapılmış durumdadır. Türkiye dâhil. Hem daha geniş bir bağlamda ve daha yapısal biçimde... Bu tespitime “ama Türkiye ihracatını artırmaya odaklanıyor, bu da globalleşme düşüncesi içinde kaldığını göstermez mi?” şeklinde haklı bir itiraz gelebilir. Ben de buna; Türkiye’nin globalleşmesinin doğru analiz edilmesi gerektiği, cevabını veririm.

Şimdi bu analizi yapalım. Gelişimi incelendiğinde dünyanın uluslararası şirket yatırımlarıyla ve mal -kanalından globalleştirildiği görülür. Fakat Türkiye için durum farklıdır. Türkiye mal kanalından globalleştirilmemiş hatta kendi globalleşmesini yaratmıştır. (Buradan hareketle globalleşmede globalleştiren ve globalleştirilen gibi iki tarafın bulunduğu da anlaşılabilir.) Gene de Türkiye mal pazarında kendi globalleşmesini yaratmak için finansta globalleştirilmeye maruz kalmıştır. Daha doğrusu mal ve hizmet pazarında kendine yetmek ve globalleşmek için mali olarak eksik kalması hasebiyle finansta globalleştirilmeye bağımlı hale gelmiştir.

Türkiye bugün eş anlı olarak hem mal ve hizmet pazarında globalde daha güçlü bir oyuncu olmaya hem de finansal anlamda bağımlılığından kurtulmaya çalışmaktadır.

Türkiye’nin yeni ekonomi politikası bir teze bindirilecekse; globalleşmesi için globalleştirilmesinden vazgeçiyor, derim. Sancılı olmayacak demem.

Politikanın handikabı bunu mevcut ekonomi doktrini içinde icraya çalışmasıdır. Amerika için de handikap aynıdır, başkası için de… Hem Amerika yeniden büyük yapılacak hem de mesela kotalar indirilmek durumunda kalınacak, çünkü kamuoyu Çin malına talep duymaya devam edecektir. İçeriden baskılar olduğu gibi dışarıdan da konjonktür yardımcı olmayacaktır derken, Ukrayna-Rusya savaşı ABD’nin alanını genişletmiştir. Zor olsa da bunu başarabilme ihtimali vardır.

Türkiye için de böyle. Yeni ekonomi politikasına içeriden yeterince destek alınamamış bilakis içerisi, türlü biçimlerde politikanın aleyhine gitmiştir. Konjonktür de şimdiye değin aksi seyretmiştir. Hem meseleler, eğer aynı hedefe ulaşmak üzere geliştiriliyorsa(?), her iki tezden de enflasyonla yorumlandığı için çözümleri de her halükarda tartışma konusudur.

Fakat tüm bu tartışmalar etrafında Türkiye için bir avantaj elde etme ihtimali ortaya çıkmıştır. Böyle bir avantaj potansiyelinin doğmasını da bekliyordum. 5 Nisan tarihli yazımda emtia fiyatlarının büyüme problemleri kaynaklı aşağı gelebileceğini ele almıştım. Şimdi gerçekten enerji ve endüstri girdilerinin küresel piyasalardaki fiyatı düşüyor. FED’in bu sene için 9 trilyonluk bilançosunun 450 milyar dolarını çekecek olması da bu düşüşte etkili. Şimdi, emtia fiyatları geri gelirken piyasanın disiplini yeniden sağlanırsa Türkiye umduğu sonuçları elde edebilir.

Türkiye’nin finansal globalleştirilmesinden vazgeçerken konjonktürün desteğine ihtiyaç duyması bir zamanlama hatası olarak değerlendirildi. Ama belki de Türkiye, tam da diğer ülkelerle beraber harekete geçerek geride kalmamış oldu. Fakat pazarlarda daha güçlü var olması için Türkiye’nin daha fazla nitelikli yatırım yapmasına da ihtiyaç olduğu biliniyordu. Bunun için de uygun kredi imkânından öte kaynak lazımdı. Bu halde finansal globalleştirilmesinden vazgeçmesi yanlış bir strateji olarak görüleceğinden burada ortaya koyduğum tezle çelişkili değil midir?

Şöyle cevap vereyim; ben Türkiye ekonomisinde bütün gidişatın enerji-güvenlik (savunma)-finans üçlü sacayağında (diğer sektörleri göz ardı etmeden) ilerletildiği şeklinde okuma yaptığımı defaten beyan ettim. Finansta globalleştirilmeden vazgeçmesi sıcak para karşıtı söylemiyle de okunabilir. Fakat Türkiye İstanbul Finans Merkezi stratejisini de ortaya koymuştur. Türkiye aslında finans merkezlerinin globalleştirmesinden sakınmak üzere finansta da kendi globalleşmesini yaratmayı hedeflemektedir, diye anlıyorum.

Bunu da İslami finansla yapacak durumdadır. Türkiye bir biçimde hamisi olduğu ekonomilerin ve bölgelerin finansal anlamda da tek güvenilir merkezidir. Buralardan Türkiye’ye akmak zorunda olan kaynak, stratejik ve nitelikli yatırımlarını yapması için fevkalade yetecektir. O yüzden de İstanbul Finans Merkezi’nin bileşenlerinden İslami finans, siyaset üstü bir meseledir. Sığ kafalara, toptancı yorumlara teslim edilemeyecek kadar önemlidir. Kimse mevcut aktörlerce yeterince gösterilemediği için İslami finansı kalıp yargılarla ele almamalıdır. En az İngilizler kadar bu konuda fikir sahibi olunmalıdır.

Yarın daha güçlü bir Türkiye var olacak. Yeter ki bugününe sahip çıkılsın. Türkiye’ye kendi insanından başka kimsenin sahip çıkmaya da çapı yetmez. Kendi insanı Türkiye’ye sahip çıktıktan sonra diğerleri zaten mecburdur.

Türkiye ortaya koyduğu hedeflere ulaşırsa bu kaynakların gelmek durumunda olduğu yerdir. Finansta bir pazar değil, ev sahibi olacaktır. Bu kaynaklar bir bağımlılık unsuru olmayacak, kendi güvenlikleri için de kaldıraç sağlayacaktır. Yani finansal globalleştirilme bitecek, Türkiye finansta müstakil bir ekonomi haline gelip sahip olduğu gücü hem kendi hem dünya menfaatleri için kullanacaktır. Böyle bir potansiyel gerçekten var.

Peki, diğerleri aynı paradigmadan Türkiye’nin mal ve hizmetlerinden vazgeçebilir mi? Geçemez. Tedarik zincirindeki rolüyle de, zaten mal ve hizmet anlamında lütuf gibi açık kalışıyla da geçemez. Hele enerji ki onu ayrıca tartışacağım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.