Yazarlar Babürşahın gözüyle medeniyet-kurucu şehirlerimizden büyüleyici Semerkand tablosu-1

Babürşah’ın gözüyle medeniyet-kurucu şehirlerimizden büyüleyici Semerkand tablosu-1

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Bugün ve Cuma günü, Hint-Türk İmparatorluğu olarak bilinen Babürlüler Devleti’nin kurucusu, öncü devlet adamı ve Türk dilinin kurucuları arasında yer alan usta yazar Babürşah’ın 1494-1525 yılları arasında kaleme aldığı Babürnamesi’nde Semerkand ile ilgili tasvirlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yusuf Kaplan : Babürşah’ın gözüyle medeniyet-kurucu şehirlerimizden büyüleyici Semerkand tablosu-1
Haber Merkezi 14 Haziran 2019, Cuma Yeni Şafak
Babürşah’ın gözüyle medeniyet-kurucu şehirlerimizden büyüleyici Semerkand tablosu-1 yazısının sesli anlatımı ve tüm Yusuf Kaplan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Semerkand, dünyanın en güzel şehirlerinden biri. Babürşah da öyle giriş yapıyor Semerkand tasvirine. Buhara, Taşkent, Herat, Hive, Nişabûr, Merv, Tûs gibi İslâm medeniyetine taze soluk getiren, diriltici, toparlayıp tarihin akışını değiştirici bir ruh üfleyen, böylelikle hem İslâm medeniyetinin kaderini hem de dünya tarihinin akışını tam bin yıl şekillendiren Maverâünnehir Medeniyet Havzası’nın belki de en güzel şehri, Semarkand’ın Moğol saldırıyla yerle bir olmasına rağmen sahipkıran (dünyaya hükmeden) dört hükümdardan biri olan Büyük Timur’un başlattığı oğlu Şahrûh ve torunu Uluğ Bey’in görece kısa sürede yeniden inşa ettikleri bu nefis şehrin o yıllarda bir başka edip ve kurucu-hükümdar Babürşah tarafından nasıl etkileyici bir dille tasvir edildiğini görünce, keşke böyle bir şehirde yaşasak, diyeceksiniz.

Şehirlerimizin yok olduğu, şehirsiz, dolayısıyla hatırasız ve ruhsuz yaşamaya mahkûm olduğumuz bir zaman diliminde İstanbul’un mutlaka ruhuna kavuşacağı günlerin özlemiyle, sizi, Timur’un üçüncü kuşaktan torunu Babürşah’ın büyüleyici Semerkand tasviriyle başbaşa bırakıyorum:

***

“Semerkand kadar güzel bir şehir dünyada az bulunur. Beşinci iklimdendir... Şehri, Semerkand’dır. Vilâyetine Mâverâünnehir derler. Hiç bir düşman, şiddet ve üstünlük ile ele geçiremediği için Semarkand’a ‘Belde-i Mahfûza’ [Korunan Belde] derler.

Ahalisi tamamen sünnî, pâk mezhep, şeriate bağlı ve dindardır.

Hazreti Peygamber zamanından beri, Mâverâünnehir’de o kadar çok İslâm imamları (âlimleri) yetişmiştir ki, hiç bir vilâyetten bu kadar çok imamın çıktığı malum değildir. Kelâm imamlarından olan Şeyh Ebû Mansur, Semerkand’ın Maturid adlı mahallesindendir. Kelâm imamları iki fırkadır. Birine Mâtüridiye, diğerine Eş’ariye derler. Mâtüridiye, bu Şeyh Ebû Mansur tarafından kurulmuştur.

Sahih-i Buhârî sahibi Hoca İsmail de Mâverâünnehir’dendir.

El-Hidâye [başlıklı kitabın] sahibi, Fergana’nın Merginan vilâyetindendir. İmam Ebû Hanife mezhebinde el-Hidâye’den daha muteber bir fıkıh kitabı yoktur. Fergana da Mâverâünnehir’e dâhil olup, mamurenin kenarında bulunmaktadır.

Semerkand ve mahallelerinde Timur Bey ve Uluğ Bey’in imaret ve bahçeleri çoktur.

Timur Bey, Semerkand erkinde, Kök-Saray diye meşhur olan dört katlı, fevkalade büyük bir köşk yaptırmıştır.

Bundan başka, Ahenin kapısına yakın ve kalenin içinde de cami yaptırmıştır. Bunun taşlarını, ekseriya Hindistan’dan getirttiği taşçılar işlemiştir. Caminin kitabesinde, “ve iz yerfeu ibrahim’ul kavâide” âyetini büyük harfle yazmışlardır ki, bir kürûh [uzak] mesafeden okumak mümkündür. Bu da çok büyük bir binadır.

Semerkand’ın şarkında iki bahçe yapmıştır. Biri daha uzakta olan Bağ-boldı ve diğeri de daha yakında bulunan Bağ-ı Dilgüşâ’dır. Bağ-ı Dilgüşâ’dan Firûze kapısına kadar bir yol yaptırıp iki tarafına kavak ağacı diktirmiştir. Dilgüşâ’da büyük bir köşk yaptırmış ve bu köşkte Timur Bey’in Hindistan muhaberelerini tasvir etmişlerdir.

Kûhek tepesinin eteğinde ve Kân-ı Gil’in, Âb-ı Rahmet de dedikleri, Kara-Su’yunun üst tarafında, Nakş-ı Cihân adında bir bağ yaptırmıştır.

Semerkand’ın cenubunda [güneyinde] ve kaleye yakın bir yerde Bağ-ı Çınar, Semerkand’ın aşağı tarafında Bağ-ı Şimal ve Bağ-ı Behişt vardır.

Timur Bey’in torunu, Cihangir Mirzâ’nın oğlu Muhammed Sultan Mirzâ, Semerkand’ın dış kurganında (çakar) bir medrese yaptırmıştır. Timur Bey’in ve Semerkand’da padişahlık eden evlatlarının hepsinin kabri buradadır. [Büyük Timur’un ve hepsi de hükümdar olan çocuklarının kabirleri, Hocalarının ayaklarının ucundadır. Bu nedenle büyüktür Emir Timur!-YK]

Uluğ Bey Mirzâ’nın imaretlerinden medrese ve hankâh, Semerkand kalesinin iç tarafındadır. Hankâh’ın kubbesi, fevkalade büyüktür. Onun kadar büyük bir kubbenin dünyada bulunmadığını söylerler.

Bu medrese ve hankâh’ın yanında Mirzâ-Hamamı diye meşhur olan iyi bir hamam yaptırmıştır. Döşemesi muhtelif taşlardandır. Horasan ve Semerkand’da bu kadar güzel bir hamam bulunduğu malum değildir. Bir de medresenin cenubunda, Mescid-i Mukattâ dedikleri, bir mescid yaptırmıştır. Mukattâ denilmesinin sebebi, parça parça ağaçları yontup İslâmî ve Çin usûlü nakışlarla yapılmasındandır. Bütün duvarları ve çatısı bu tarzdadır.

Yaptırdığı diğer mühim eserlerden biri de Kûhek tepesinin eteğinde bulunan ve içinde zîç [astronomi cetveli] yazma olan üç katlı rasathanedir. Uluğ Bey Mirzâ, bu rasat ile zîc-i Gürgânî’yi yazdırmıştır ki, dünyada hâlâ bu zîç, diğerlerinden daha fazla kullanılmaktadır.”

(Kaynak: Babür, Vekayi / Babürnâme (Reşit Rahmeti Arat yayını), TTK, 1946, s. 68-74).

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.