Yazarlar Himalaya eteklerinden süzülen kan Keşmir

Himalaya eteklerinden süzülen kan: Keşmir

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Pakistan’ı vurmaya, parçalamaya, kaosa sürüklemeye çalışıyorlar emperyalistler şimdi de!

Atom bombası yaptığı için, Pakistan’ı cezalandırdı şer güçler ve devlet başkanı Ziyaülhak’ın uçağını toz bulutuna çevirdiler!

Sonra Taliban meselesi nedeniyle burunlarından getirdiler Pakistan’ın!

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yusuf Kaplan : Himalaya eteklerinden süzülen kan: Keşmir
Haber Merkezi 12 Ağustos 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Himalaya eteklerinden süzülen kan: Keşmir yazısının sesli anlatımı ve tüm Yusuf Kaplan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Geldiğimiz noktada gücü hadım edilmiş, iç dinamikleri zayıflatılmış, siyasî vizyonu karartılmış, geleceği karanlık bir Pakistan var karşımızda!

İngilizler, ahh İngilizler!

Keşmir meselesini bir kez daha hortlattılar!

Hindistan’la Pakistan’ın bir savaşa sürüklenmeleri an meselesi bir kez daha!

Pakistan’ın belini kırmak istiyorlar!

Türkiye’nin en stratejik müttefiklerinden birine daha diz çöktürmek istiyorlar!

Türkiye’yi yalnızlığa mahkûm etmek ve sonunda asıl büyük darbeyi Türkiye’ye vurmak istiyorlar!

Pakistan’ı yakın takibe alalım ve Keşmir’e sahip çıkalım, Keşmir meselesiyle yakından ilgilenelim ve bize Keşmir meselesini ilk kez öğreten, öğretmek ne kelime, yürek yarasına dönüştüren Fethi Gemuhluoğlu’na yürekten bir selam gönderelim, diyorum.

Ve size Keşmir sorununun dünü ve bugünüyle bütün boyutlarını enfes bir şekilde irdeleyen bir makaleden tadımlık bir bölüm alıntılıyorum.

Makale, sessiz sedasız bir entelektüel devrim yapan @mücerretcom sitesinde yayımlandı. Bülent Tokgöz’ün medyamızda aslâ bulamayacağınız çapta ve derinlikteki bu makalesinin bir kısmını buraya alıyorum, tamamını @mücerretcom sitesinden okuyun mutlaka, diyorum. (Makalenin tamamı için tıklayınız)

HİMALAYALARIN ETEKLERİNDEN SÜZÜLEN KAN...

Keşmir’in meselesi, sudan bir meseledir aslında. Adı da kaderi de suyla yakından alâkadardır. Keşmir, kadim Sanskrit dilinde “sudan kurutulmuş arazi” manasına gelir. Muhtemelen bir gölün çekilmesine atıf vardır burada. Himalayaların eteklerinden akan derelerin toplandığı vadi, olanca haşmeti ve bereketiyle zaman ırmağı boyunca cazibesini korumuştur.

Bilinen ilk istilacıları, milattan hemen önceki asırlarda Kuşanlar ve Ak Hunlar gibi eski Türklerdir. Sarp ve geçit vermez cesametiyle İskender’i bile eli boş göndermiştir. Budizm’in anayurtlarından olan bölgenin İslâm’a açılması Haccac’ın iki ordusuna nasip olmamış, Gazneli Mahmut gibi büyük bir fatih bile iki sefer denemesine rağmen vadiyi zapt edememiştir. Bu şan, Müslüman tacirler ve dervişler tarafından bölge tedricen yumuşatıldıktan sonra 1540’larda Babür’ün yeğenine müyesser olmuştur.

1820’den sonra çeyrek asırlık bir Sih tasallutu Müslüman ahaliyi canından bezdirmiştir. Ezan ve namaz yasaklanmış, inek kesmek ölümle cezalandırılmıştır. Ağır vergi yükü de zorbalığa eklenince Müslümanların bir kısmı çareyi Lahor tarafına hicrette bulmuştur. 1846’da İngilizler ele geçirdikten sadece bir hafta sonra Cammulu Hindu bir korsana halkıyla birlikte peşkeş çekmişlerdir. 7 buçuk milyon rupi. Nüfus göz önüne alınırsa bir Keşmirli için 7 rupi fiyat biçilmiştir. Olmadık vergilerle iliklerini emen, Müslümanları köle düzeni içinde çalışmaya zorlayan bu korsanın oğlu kaderini tayin hakkını az bir pahaya satarak da Keşmir’in kaderini ebediyen değiştirecektir.

UZUN BACAKLI İNGİLİZ...

1857’de son Babürlü hükümdarı İngilizlere mağlup oluncaya değin Hindistan 1000’li yılların başından itibaren Türk menşeli hanedanlar tarafından idare olunmuştur. Hindistan gibi çok dilli ve dinli bir ülkeyi bu uzun asırlar müddetince birlik içinde idare etmiş olmak görmezden gelinebilecek bir sicil değildir. İngilizler 90 yıl hükmettikleri ülkeyi giderken paramparça etmeye muvaffak oldular. 8 asırlık hâkimiyete karşılık -Urducanın adıyla beraber tek tük birkaç kelime hariç- Türkçenin esamisi okunmazken İngilizceyi yerli halka resmi dil olarak bırakmayı da ihmal etmeyerek.

Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun çocukları ilk kolonilerini kurdukları andan itibaren Müslümanlarla yıldızları hiç barışmadı. Çünkü en çok direnç ve direnişle onlarda karşılaştılar. Yerli halktan işbirlikçi elit bir zümre seçerlerken elemeleri geçenler ekseriya Hindu ve Sihlerdi. Müslümanlar cezalandırılmış, paryalaştırılmıştı.

İngilizler kalıcı olmak üzere gelmişlerdi, sömürge sisteminin devamı uğruna ne kıyımlar yapabileceklerini defaten uygulamalı göstermişlerdi de. Neylesinler ki gitme vaktiydi. Dünya savaşları takat bırakmamıştı. Kolonileri terk etme mecburiyeti inkâra mecal bırakmayınca geriye iki sual kalmıştı: Kime ve nasıl?

Uzun bacaklı İngiliz, içinden çıkılmaz sınır ihtilafları icat etmek suretiyle kavga eden halklar bırakmaya karar kıldı. Sürekli iç sıkıntılarla meşgul, ayağa kalkması müşkül, müstakbel müdahaleler için elverişli… Başardı da.

KURT TAKSİMİ

1947’de Hindistan takriben 390 milyon idi. Taksim sonrası 330 milyonu Hindistan’a, 30 milyonu Pakistan’a, 30 milyonu da daha sonra Bangladeş olacak olan kısma kalıyordu. 15 milyona yakın insan güvenli bir yurt bulma uğruna kimi o yana kimi bu yana sınırlardan permeperişan vaziyette geçti. Bunca insanın köklerinden sökülerek oradan oraya aktarılmasının ne tür yıkımlara ve hesaplaşmalara yol açacağı bilinmiyor muydu? Müslüman’ı, Hindu’su, Sih’i gözü dönmüş bir hercümerce yuvarlandılar. Kitlesel kan dökücülük ve linçe garip bir iştiyak duyan o meşhur Asyalı gen tüm altkıtayı esir aldı. Tarihin tanık olduğu en korkunç boğazlaşmalardan birinde bazı tahminlere göre iki milyon insan canından oldu.

Plana göre irili ufaklı 560 feodal beylikten, prenslikten her biri nüfus yapılarına ve coğrafi konumlarına göre Pakistan veya Hindistan’dan birine katılma beyanında bulunacak yahut da dilerlerse bağımsızlıklarını ilan edeceklerdi. Nüfusun ekseriyeti ile Mihrace veya Naib denen yerel idarecinin aynı dinden olmadığı beldelerde ne olacaktı peki?

1941’de yapılan sayıma göre 4 milyon civarındaki Cammu Keşmir’in %77’si Müslüman’dı. Keşmir merkezinde ise bu oran %90’a varıyordu. Hindistan’la 511, Pakistan’la 1174 kilometre sınırı vardı. Hindistan’a bakan ciheti dünyanın en uzun dağ sırasıyla paralelken Pakistan’a bakan ciheti ulaşıma gayet açıktı. Bütün bunlara rağmen korsanın oğlu yapacağını yaptı.

Müslüman halk 1931’den itibaren sokaklarda kendisine karşı protestolar düzenliyordu. 1946’daki “Keşmir’den defol!” kampanyası şimdi Pakistan’a katılma yönünde hararetli gösterilere dönüşmüştü. Mihrace silahlı güçleriyle katliama girişti. 200 bin Müslüman kurban edildi, yüz binlercesi de Pakistan’a kaçmak zorunda kaldı. Hindistan olan biteni memnuniyetle seyretmekle yetiniyordu.

Pakistan harekete geçmeliydi ama nasıl?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.