Yazarlar Sen, Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça

Sen, Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça...

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

İnsan kendinde olduğu zaman insan olur: İnsanın kendinde olması, kendi olmasıyla gerçekleşir. Kendi olmak en zor iştir, en zorlu iş.

İnsanın kendi olması, kendini bilmesiyle, kendine gelmesiyle ve kendinden geçmesiyle kâimdir: Kendini bildikçe, kendine gelir; kendine geldikçe, kendinden geçer insan.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yusuf Kaplan : Sen, Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça...
Haber Merkezi 11 Ağustos 2019, Pazar Yeni Şafak
Sen, Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça... yazısının sesli anlatımı ve tüm Yusuf Kaplan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Kendinden geçmedikçe kendine gelemez insan...

SAHİP OLMA’YI BIRAK, OLMA’YA BAK...

İnsanın kendini bilmesi, kendi olması ve kendinden geçmesi, kendini “sahip” olarak görmesiyle değil, kendi Sahibini görebilmesiyle gerçekleşir.

Yüce Yaratıcı, insanı arzda halife kılarak yüceltti; insana, Sahibinin kim olduğunu öğretti ama insan arza sahip / efendi olmaya, bu dünyada meliklik taslamaya, arzdaki her şeye hükmetmeye yeltendi.

Sonuç, herkesi ve her şeyi kendine köleleştirmesi oldu; sonra da köleleştirdiği her şeyin kölesi oldu!

Oysa arzda halife kılınan insandan istenen şey, arza ve arzdaki her şeye sahip olması değildi; kendine sahip olması’ydı; kişinin kendine sahip olması demek, kişinin kendinde olması demekti; kişinin kendinde olması ise, “olmak”la olacak bir şeydi; ama insan, “olamadı” çoklukla; olamadığı için de insan olamadı, insanlığından oldu.

“Olmak”, ancak kul olmakla, kul olduğunun farkına varmakla olabilecek bir şeydir.

Kul olduğunu bildikçe, kulluk bilincine erdikçe, Allah’tan başka kimseye kul-köle olmayacağını idrak eder insan. Özgürlüğüne ancak o zaman kavuşur.

Ama insan, sahip olmakla insan olabileceğini zannetti: Sahip oldukça, kendini de, insanı da insanlığından etti ve dünyayı insana dar etti; insan dünyayı dâr / yurt edindikçe, kendine zindan etti.

Sahip olduğu şey, insana sahip oldu sonunda.

Sözün özü: En yüksek oluş ve varoluş makamı, kulluk makamıdır: Efendimiz önce kul, sonra elçiydi, unutma bunu.

SEN OLAMAZSIN, KENDİNE SAHİP OLMADIKÇA...

Öyleyse, olmaya bak sen; sahip olmaya değil.

Sen olamazsın, kendine sahip olmadıkça.

Ancak sen oldukça, senden uzaklaşır sana yaklaşırsın. Senden uzaklaştıkça Rabbine ulaşırsın.

O hâlde sen, sen ol ve sana yaklaş, sen sen olmak için de Senden uzaklaş ve Rabbine yaklaş. Mazhargâh-ı ilâhisin sen çünkü. İzzet sahibisin o yüzden. Azizsin.

Buradaki hikmeti iyi idrak et: İnsan, izzet sahibi oldukça biricikleşir, azizleşir ve olur.

İnsan, izzetini yitirdikçe herkesten biri olur, herkes gibi olur; insanın herkes gibi olması, kendi olamaması ve ölmesi demektir.

OLMA’NIN YOLU, “ÖLMEK”TEN GEÇER...

Ölmeden önce ölmediği için ölür insan.

“Ölmeden öncü ölünüz”, yüce emri, ölmeden önce ölümü fark ediniz, nefsinizi öldürünüz, olma zevkine eriniz ve ölümsüzlüğü tadınız, demektir.

Olma’nın yolu, ölmek’ten geçer. Ölme’nin yolu da olmak’tan; sahip olmaktan değil.

Olan insan, ölümü bilir. Sahip olan insan’sa, öldürmeyi sadece.

İnsan oldukça ölür; öldükçe olur, dirilir ve çoğalır.

Oysa insan sahip oldukça öldürür; öldürdükçe daha çok sahip olma güdüsü geliştirir.

İzzet sahibi insan, olmaya bakar, olgunlaşmaya, kemâl merdivenlerini tırmanmaya... Sahip olmaya değil: Oldukça, olgunlaştıkça da kendine, kendi içine akar bakışı ve önünde eşsiz bucaksız kapılar açar içine, ötelerin ötesine akışı...

İzzetini yitiren insansa, insana ve her şeye sahip olmaya can atar ve her şeyin canını yakar.

İnsan, olma kaygı’sını yitirip de, sahip olma’yı varoluş kaygısı katına yükselttikçe, kendisini de, kendisi dışındaki her şeyi de yok olmanın eşiğine sürükler...

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.