Yazarlar Vakıf medeniyeti İnsanın, toplumun ve dünyanın tezkiyesi

Vakıf medeniyeti: İnsanın, toplumun ve dünyanın tezkiyesi

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Vakıf kurumu, neredeyse bütün medeniyetlerde de var. Eski Mısır’dan Romalılara, Osmanlılardan Amerikalılara kadar en yaygın kurumlarından biri insanlığın. Fakat kuruluş nedenleri, vakıflardan beklentiler ve vakıfların işlevleri temelde çok farklı. Dolayısıyla sonuçları da çok farklı.

Müesses nizamı ayakta tutmanın, sosyal ve siyasî kaosu önlemenin yollarından, araçlarından biri olarak işlev görmüş tarih boyunca, temelde.

Bu pazar sütunumda, bu ayki Mostar dergisinde yayımlanan bir yazımı gözden geçirerek paylaşmak istiyorum sizlerle. Yazının tamamını dergiden okuyabilirsiniz.

OSMANLI VE AMERİKAN VAKIF SİSTEMLERİ

Amerikan sistemi, (ekonomik sistem de, kültürel sistem de, entelektüel / akademik sistem de) neredeyse bütünüyle vakıflar üzerine kurulmuş bir sistem.

Osmanlı sistemi de, aynı şekilde. Belki de tarihte, insanlık tarihi boyunca, vakıf sisteminin en güçlü olduğu iki önemli tecrübe Osmanlı ve Amerikan tecrübeleri. Dahası Amerikan vakıf sisteminin, Osmanlı modeli üzerinden inşa edildiğine dair çokça yayın yapıldı, bu yayınlarda son yıllarda çok büyük artış olması da dikkat çekici.

Zaman dilimi bakımından birbirine yakın ve biri diğerinden açıkça beslenen, hatta birinin diğerini model aldığı apaşikâr bir şekilde itiraf edilen iki tecrübenin vakıf sistemleri sadece yapısal / niceliksel olarak birbirine çok benziyor ama niteliksel olarak / rûhî ve mânâ cihetinden birbirinin zıddı özellikler arzediyor.

Bunun nedeni ne peki?

Bunun en temel nedeni, Osmanlı vakıf modeliyle Amerikan vakıf modelinin dayandıkları ve yaşattıkları medeniyet tasavvurlarının son derece farklı epistemolojik, aksiyolojik ve ontolojik temellere dayanıyor olması.

Biri pagan bir uygarlık, Girit Adası’nda dört bin yıl önce başlayan, anaerkil olmasına rağmen gücün kutsandığı saray toplumu modelinin uzantısı Amerikan tekno-paganizminin din-dışı kutsallıklar üreten bütün hususiyetlerini taşıyor olması. O yüzden ölçünün hak ve hakikat değil güç ve araç olması hasebiyle, sistemin pragmatizm üzerinden temellenmesine ve işlemesine imkân tanıyor.

Diğeri vahiy medeniyeti, hakikatin, emniyetin, adaletin ve kardeşliğin tesis edilmesini sağlayan bir insan, toplum ve dünya inşa ediyor.

Pagan uygarlıkla vahiy medeniyetindeki vakıf tecrübesinin dayandıkları teorik temel iki medeniyet tecrübesinin dayandıkları teorik temelin ürünü.

Özlü bir şekilde şöyle özetlemek isterim bu ilkeleri.

İslâm medeniyetinde önce insan, sonra nizam esastır.

Pagan Batı uygarlığında ise önce nizam, sonra insan.

Girit’teki Minos ve Mikenlerden Greklere, Roma’dan Avrupa ve Amerikan tecrübelerine kadar böyledir bu, böyle gerçekleşmiştir.

PAGAN BATILI VAKIF SİSTEMİ: ÖNCE NİZAM, SONRA İNSAN

Önce nizam sonra insan ilkesi, en gelişmiş örneğine önce moderniteyle Avrupa kapitalizmi / liberalizmi sonra Amerikan neo-liberalizmi ve kapitalizmiyle birlikte ulaşmıştır.

Pagan Batı uygarlığı, özellikle de gelinen son noktada, iki sistem üzerinde/n ayakta duruyor: Güçlü ekonomik sistem ve güçlü hukuk sistemi. Ancak bundan sonra, insanın hakları ve özgürlüğü sözkonusu edilebiliyor.

“Ekonomik insan” anlayışı üzerine kurulan ve insanı ekonominin / dolayısıyla aracın kölesi hâline getiren kapitalist ekonomik sistem çöktüğü zaman, hukuk sistemi de, siyasî sistem de, ahlâkî ve sosyal sistem de çöker.

İkinci olarak, bu, sistemin öncelikli olduğunu açıkça gösterir. Maddî sistemin üstelik de. Maddî sistem çöktüğü zaman, hayat da biter, insan da. İnsanlar birbirlerinin boğazına çöker. Tarih boyunca hep böyle olmuştur.

VAHYE DAYALI VAKIF SİSTEMİ: ÖNCE İNSAN, SONRA NİZAM

Oysa önce insan, sonra nizam ilkesi üzerinden işleyen, Medine’den süt emen Osmanlı medeniyetinde vakıf sistemi, insan-ı kâmil insan tipinin ete kemiğe büründürülmesini sağlamıştır.

Başka bir ifadeyle, Osmanlı vakıf sistemi, İslâm medeniyetinin beslendiği vahye dayalı bilgi, ahlâk ve varoluş sistemlerinin yansımasıdır.

Vakıf sistemi, insanın terbiye ve tezkiye süreçlerinin kemal mertebesine ulaşıncaya kadar katettiği mesafelerin toplamı ve yansıması, ulaştığı yakîn bilgisinin, ahlâk terbiyesinin, varoluş tezkiyesinin hem eseri hem işareti hem de yol haritasıdır.

Mülk, Allah’ındır. İnsana düşen, melekût âleminden süt emerek mülk âleminde insanın meleksi melekelerini geliştirmektir. İşte vakıf sistemi, mülkü arınma imkânı olarak kullanarak, nifakı defetmiş, kardeşliği tesis etmiş, önce insan sonra nizam ilkesinin insana ve hayata nasıl diriltici, yaratıcı bir ruh üflediğini göstermiş muazzam ve muazzez bir çınar gibi işlemiştir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.