Yazarlar Yer"iniz, bakış"ınızı belirler, yar"ınızın ve yarın"ınızın şarkısını besteler

Yer"iniz, bakış"ınızı belirler, yâr"ınızın ve yarın"ınızın şarkısını besteler

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı

Bu dünyaya bir şey söyleyeceksek, söyleyeceklerimizi küre ölçekli bir spektruma yayarak söyleyebilmeliyiz.

Söyleyeceklerimiz, bütün insanlığın ve varlığın sorunlarını ihata edecek nitelikte ve kapsamda, kavrayabilecek derinlikte ve çapta olmalı.

HAYATA AKTARILAMAYAN FİKİR, FELÂKET GETİRİR

Ancak bundan sonradır ki, yapacağımız köklü teşhislerin ve tespitlerin, sunacağımız uzun soluklu tahlillerin ve tasvirlerin, tariflerin ve tekliflerin bir karşılığının olması sözkonusu olabilir.

Söylenen sözün bir karşılığı yoksa, olmayacaksa, bir değeri, anlamı ve yeri de yoktur ve olmayacak demektir.

Zira hayata aktarılamayan, insanlığa ve bütün varlığa ruh üfleyemeyen bir fikrin, tatbiki, felâket getirir sadece.

Tatbikat imkânı ve ''mekân''ı olmayan, insanı hakikatin çocuğu ve hakikatli bir hakikat yolcusu kılmayan bir fikriyat, insanın hakikat yolculuğunun önüne aşılmaz barikatlar örer sadece.

ÇAĞ''SIZ BİR ÇAĞRI, NEREYE ÇAĞIRIR İNSANI?

Çağrı, çağını kurabilmelidir. Çağı olmayan bir çağrı yok demektir. Çağsız bir çağrının çağrısı, çağ''dan, çağın ağları''ndan başka nereyedir ki?

Çağını kuramayan bir çağrı, mevcut çağın ağlarının ve bağlarının, bağlamlarının ve kavramlarının içinden konuşur: Bu kaçınılmazdır.

Çünkü yeri olmayanın söyleyeceği her şey yersizdir, anlamsızdır, hem dayanak''sızdır, hem de dayanak''sız, temel''siz, köksüz olduğu için de dayanık''sızdır. O yüzden en iyi bildiği ve yapabildiği şey, esen rüzgârların önünde sürüklenip durmaktır sadece.

İNSANIN VAROLUŞ SERÜVENİ, YER''İNİ BULMA SERÜVENİDİR

Yer, insanın bakışını belirler. İnsanın bakışı, yer-bağımlıdır. İnsan, bir yerden başka bir yere gönderilmiştir.

İnsanın varoluş serüveni yerini bulma serüvenidir aslında. İnsan, yerini bulamadığı zaman yerlerde sürünür, esen rüzgârların önünde savrulur durur. Yeriniz ne kadar muhkemse, dayanma gücünüz, direnme gücünüz, rüzgârların önünde savrulmama direnciniz de o kadar sağlam olur.

Durduğunuz yer, gördüğünüz şeyi belirler. Yeri olmayanın değeri de olmaz. Yerini yitiren, değer üretemez, değerin kıymetini ve değerini de bilemez.

ÇAĞRI''NIN DEĞERİ, YERİ''NDE GİZLİ

Konum''unuz, konu''nuzu da belirler. Elbette ki, konu''nuz da hem konum''unzu ve konuşlandığınız yeri, hem de konuşmanızı ve konuştuğunuz şeyi belirler.

Konuşlandığınız yer konuşmanızı ele verir. Konuşmanız, konuşlandığınız yerin ürünü ve sesidir çünkü.

O hâlde, neyi nerede ve nereden konuştuğuna, nerede durarak konuştuğuna iyi bak.

Zira çağrı''nın bir çağı, konuşacağı ve konuşlanacağı bir yeri olmalıdır ki, hem değeri olabilsin, hem de değer üretebilsin.

Öyleyse, çağrı''nın değeri, bir çağ kurabilmesinde, yani kendine özgü bir yeri olabilmesinde, kısacası yeri''nde gizli.

ENFÜS VE ÂFÂK: BÜTÜN VE PARÇA

Herhangi bir meselede, karşılığı olabilecek dişe dokunur bir söz söyleyebilmek için, nasıl bir yol, yöntem veya usûl takip edilmeli?

Bu sorunun cevabını, Kerîm Kitabımız, çok sarih bir şekilde ve zihin açıcı bir dille veriyor bize: Fussilet Sûresi''nin 52. aziz âyetinde, bizim bir şeyin hakikatini bihakkın idrak edebilmemiz için, hem âfâk''a, hem de enfüs''e bakmamız emrediliyor.

Sadece âfâk''a ya da sadece enfüs''e bakarak hiçbir şeyin hakikati, mahiyeti bihakkın idrak edilemez.

O hâlde âfâk ne, enfüs ne peki? Afâk''ı, bir şeyin dış yüzü, kabuğu, görünen hâli; enfüs''ü de iç yüzü, öz''ü, -yani gizlenen, perdelenen, mahcub boyutu- olarak tarif edebileceğimizi düşünüyorum.

Âfâk, parça, yani atomların dünyası; enfüs de ''bütün'' yani kozmos''un dünyası.

Âfâk, bir hâdisenin geldiği son nokta yani önplan; enfüs ise, bir hâdisenin bütününü ihata eden ama belli bir zikir (hatırlama) ve fikir (hatırlatma) çabasını ve yolculuğunu zorunlu kılan ''arkaplan''dır.

BÜTÜN KAVRANMADAN, PARÇA''LARLA BİR YER''E VARILAMAZ

Sonuç: Bütün kavranmadan, parça''larla bir yere varılamaz: Parçalar''ı (kabuğu, görüneni, atom''ları) eksene alarak yapılacak bütün yolculuklar, bizi kaos''un ve çıkmaz sokağın eşiğine fırlatır.

Parça, ''a''raz''dır: A''raz, arızî''; bütün aslî''dir. Aslî olan''ı bir kenara bırakıp da, arızî olan''ı eksene alarak yapılan bütün idrak yolculukları, insanın idrak kapılarını kapatır; insanı, arızî olanın yol açacağı maraziliklerin taarruzuna maruz bırakır. Bu taarruz, bütün''ü parçalar, paramparça eder, aslî olan''ı da yerinden eder.

Sonuçta insan, ''yer''ini yitirir, bütün kurduğu cümleler, kelimenin iki anlamıyla da ''yersiz''leşir; insanı da yersiz-yurtsuzlaştırır, yere, parça''nın hükümranlığının yol açtığı kaos''a mahkûm ve mahpus eder.

Sözün özü: İnsanın varoluş serüveni, yerini bulma serüvenidir: Yer''iniz, bakış''ınızı belirler, yâr''ınızın ve yarın''ınızın şarkısını besteler.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.