Yazarlar Mezar kırıcılığın ideolojik kökenleri

Mezar kırıcılığın ideolojik kökenleri

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Son zamanlarda, basına sıkça yansıyan mezarlıklara saldırma ve tahrip haberlerini nasıl okumalıyız? Vandalizm, nebbaşlık ya da öfkeli gençlerin uygunsuz davranışı olarak mı yorumlamalıyız? Reyhanlı’da Kurban Bayramı arifesinde yaşanan olayın sanıklarının ifadeleri ve mahkemelerde oluşacak tutanaklar, ne derse desin; bu meselenin basit adli bir vaka olarak görülmesine imkan yoktur.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Zekeriya Kurşun : Mezar kırıcılığın ideolojik kökenleri
Haber Merkezi 12 Ağustos 2019, Pazartesi Yeni Şafak
Mezar kırıcılığın ideolojik kökenleri yazısının sesli anlatımı ve tüm Zekeriya Kurşun yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Vandalizm her toplumda görülebilen psikolojik bir rahatsızlıktır ve eğitim yoluyla tedavisi ya da azaltılması mümkündür. Nebbaşlık sosyo-ekonomik problemlerin ürettiği mezar soygunculuğudur. Antik eser kaçakçılığı ve bir hastalık sayılan defineciliği saymazsak, nebbaşlık da tarihe karışmıştır. Öyleyse son görülen hadiseler vandalizm ve nebbaşlık değil; doğrudan mezar kırıcılıktır. Bu bir hastalık veya zorunlulukların ortaya çıkardığı bir durum değildir. Mezar kırıcılık, 18. yüzyıldan itibaren zaman zaman kendini gösteren bir ideolojidir.

Vehhabi doktrininin kurucusu Muhammed b. Abdilvehhab, kuşkusuz, İbn Teymiyye’nin metodunu kullanan iyi bir Hanbeli alimi idi. Bedevi bir toplum içinden çıktı ve dini de onlara göre yeniden yorumladı. Eserlerine bakıldığında; diğer Ehl-i Sünnet alimlerinin fazla itirazlarına mahal bırakmayacak usul ve esasları içermekteydi. Ancak onun kimi sözleri ve bunlardan mülhem davranışlarından doğan aksiyoner Vehhabi ideolojisi, tüm İslam alimlerince reddedilmiştir. Burada Vehhabiliğin prensiplerini tartışmayacağım. Ondan ilham alan ve selefilik adıyla sergilenen bir davranış biçimi olan mezar kırıcılığın ideolojik kökenlerinden söz edeceğim.

Vehhabiliğin artık bir ideoloji olarak yorumlanması gerektiği kanaatindeyim. Kimi uzmanlar, geleneksel selefiliğin bir şekli veya Hanbeli mezhebinin içinden çıkmış bir yorumu olarak görseler de bunun baştan beri doktriner bir sistem olduğunu kabul etmek zorundayız. Doktrinin bütününe değil, sadece bugün karşılaştığımız mezar kırma eyleminin tarihsel kökenine baktığımızda bile bunu görmek mümkündür.

Önce şunu hatırlatalım: İslam tarihi boyunca, türbe, mezar ziyareti ve ziyaret sırasındaki davranışlar konusunda bütün İslam alimleri çeşitli uyarılarda bulunmuşlardır. Zaman zaman ülkemizde de müşahede ettiğimiz manzaralar, din adamları tarafından uygun bulunmamakta; hatta birçok türbede de uyarı yazıları yer almaktadır. Bu da meselenin hafife alınmadığını ancak İslami teamülde fazla abartılmadığını göstermektedir.

Kaynaklar, Muhammedb. Abdilvehhab’ın bu meseleyi inanç sisteminin temeline oturtarak doğrudan türbe ve mezarlara karşı savaş açtığını söylemektedir. Hatta hareketinin daha ilk yıllarında doğduğu yerden çıkarılmasının sebebi; devesini kaybeden bir bedevinin, bir sahabinin türbesi civarında, sahabinin ismini anarak aramasından kaynaklandığını zikretmektedir. Söz konusu olayda, Muhammen b. Abdilvehhab’ın “Zeyd de kim oluyor, deveni Allah’tan iste” ifadesi, İslam itikadına uygun olmakla birlikte; Vehhabi ideolojisinde bambaşka bir şekil almıştır. İşin ilginç tarafı bu anlayış ve davranış biçimi erken devirlerden itibaren Vehhabiliği anlatmakta kullanılan en önemli argüman olmuştur.

18. yüzyılın sonlarında Basra’dan İstanbul’a gelen ve şimdi Osmanlı Arşivi, Kamil Kepeci koleksiyonunda bulunan bir istihbarat raporunda; “mu’tekadât-i batıla-i şeni’a” (kötü batıl inançlar) olarak zikredilen Vehhabilik hakkında bilgiler verilmektedir. Tamamen halkın arasında yaygın olarak bilinen ve yirmi maddede özetlenen rapordan bizi ilgilendiren kısımlarını nakledeyim:

-Vehhabiler, evliya kabirlerini ziyaret etmek küfürdür ve şirktir demektedirler (7. Madde).

- Cubeyle bölgesinde Halid ibn Velid, Zeyd ibn Hattab ve diğer bazı sahabilerin mezarları ve yanındaki mescit ibadet niyetiyle tahrip edilmiştir. (8 ve 9. Maddeler).

Bu ifadelerin benzerini, 1798 tarihli bir İngiliz istihbarat raporunda da görmekteyiz. Buna göre: “Vehhabiler, bazı kimselerin anısına görkemli mezarlar yapmayı ve ziyaret etmeyi putperestlik olarak nitelemektedirler. Bu sebeple evliya veya diğer kimselerin görkemli mezarlarını tahrip etmek Allah katında makbul bir davranıştır.”

Bu anlayışı Vehhabilerin Medine’yi ve Mekke’yi ele geçirdiklerinde gördük. Sahabe kabirleri tahrip edilmiş, Hz. Peygamber’in kabri yağmalanmıştır. Delail-i Hayrat ve benzeri kitaplar yakılmış; Muhammed b. Abdülvehhab’ın Kitabu’ş-Şubuhat isimli eserinin okunması zorunlu kılınmıştır. Bu davranışı, selefiliğin türevleri olarak ortaya çıkan el Kaide, DAEŞ veya Afrika’daki Ensarullah, Boko Haram gibi gruplar da sergilemişlerdir. Girdikleri yerlerdeki mezarları, türbeleri, cami süslemelerini hatta medeniyetimizin nakil aracı olan kıymetli yazmaları tahrip etmişlerdir.

Son yaşanan mezar kırma hadisesini, vandalizm, nebbaşlık veya basit adli bir olay olarak değerlendiremeyiz.

Uyarıyorum!

Bu ideolojinin hafife alınması, maazallah bir gün sıranın Süleymaniye Külliyesi’ne ve Kütüphanesi’ne gelmesine sebep olacaktır. Geçmişte her evinde, Delâil-i Hayrat ve Muhammediye bulunduran Anadolu irfanı ve İslamı devreye girmeli ve gençlerimizi bu marazî durumdan kurtarmalıdır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.