Yazarlar Osmanın Ağacı ve koronavirüs

Osman’ın Ağacı ve koronavirüs

Zekeriya Kurşun
Zekeriya Kurşun Gazete Yazarı

Başlık bir hikâyeyi, bir masalı hatırlatıyor. Ama hemen aklımıza da gelmeyen bir hikâyeyi. Oysa biraz zorlasak, hafızamızı yoklasak ağaç kelimesini çınara indirgeyip düşünsek, göreceğiz ki bu başlık, bildiğimiz bir rüyayı anlatıyor.

“Şimdi nereden çıktı?” demeyiniz. Ekolojik dengenin bozulması, çevre ve biyolojik faktörlerin dönüşmesi, hele hele insanoğlunun sürekli müdahalesi ile ortaya çıkan yeni sorunlar, dünyada güvenecek bir sığınağın kalmadığını gösteriyor. Daha önce dünyayı sarsan çeşitli virüslere bir yenisi, koronavirüs eklendi. İnsan hayatını hızla sonlandıran bu korkunç virüsün daha anti-virüsü bulunamadan bir sürü komplolar icat edildi. ABD-Çin ticaret savaşlarından, Çin’in kendi içindeki gelecek planlamalarına kadar komplo anlatımları dile getirildi. Yetmedi, Doğu Türkistanlılara planlı işkence uygulamayı sürdüren Çin’e bunun bir ilâhî gazap olduğuna hamledildi.

Henüz tanımlanmamış bu virüs; dünyanın her tarafını ama öncelikle kimliği ne olursa insanı hedef aldığını unutmayalım. Çağımızın en büyük tehdidi olan biyolojik savaş ihtimallerini gözardı etmemekle birlikte, bu düşmanla bilimin ve aklın öngördüğü her türlü tedbirin alınmasının hem insanî bir gayret ve ilâhî bir emir olduğunu bilelim.

Dünya küçüldükçe, kıtalar birbirine yaklaştıkça dünyanın siyasal düzenden ziyade çok büyük bir ekosistem olduğu ve bir yerde meydana gelen küçük bir olumsuzluğun her yerde dama taşı etkisi gösterdiğini tanımlayamadığınız bir mikrop bile ispatlamaktadır. Aslında bu hadiseden, dünyadaki olumlu gelişmelerin de aynı etkiyi göstereceği dersi çıkarılmalıdır.

Gelelim Osman’ın Ağacına. Malum Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in görüp Şeyh Edebali’ye yorumlattığı rüyada; üç kıtaya hükmeden devletinin bir çınar ağacı gölgesinde kurulduğunu herkes bilir. Bilir de ağacın hikmetini bilmez. Sorgulamaz ve sormak da istemez. Madem bu rüya bir sembol, ağacın da en az o rüya kadar bir kıymeti olması gerekmez miydi? Bu soru da çınar ağacı Osmanlı hıyabanlarını ve bahçelerini süsleyen sembol ağaç yapılarak geçiştirildi.

Şimdi gelin size bir alıntı yapayım:

Osmanlı İmparatorluğu bir ekosistemdi. 15. yüzyılın sonunda, Osman’ın rüyasını kaleme alan ilk Osmanlı tarihçileri bunu anlamıştı. 21. yüzyılın başlarındaki tarihçiler olarak bizler de bunu anlamaya başladık. Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ekosistem olarak incelenmesi, sistemin tüm bileşenlerinin birbirine bağlı ve tabi olduğu kaynaklar, halklar, fikirler, hayvanlar ve mekânlar arasındaki bir dizi ilişkiyi açıklamak üzere Osmanlı’nın tarihsel gerçekliklerini tüm karmaşıklığıyla ele almak anlamına gelir. Çevrenin herhangi bir kısmında yaşanan bir değişiklik veya bozulma diğerlerini de etkiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun müşterek bir bağlılığa ve belirleyiciliğe dayanan bir ekosistem olarak düşünülmesi, imparatorluğun en küçük ve en büyük aktörlerinin zamana ve mekâna bağlı karşılıklı alışveriş, idare ve birbirine muhtaç olma anlamında, birbirleriyle nasıl ilişkili olduklarını ortaya koyar.”

Haddizatında bugün olması gereken ideal dünyayı da tanımlayan bu cümleler; Alan Mikhail’in kaleme aldığı Osman’ın Ağacı Altında (Osmanlı İmparatorluğu, Mısır ve Çevre Tarihi) adlı kitabından alınmıştır (İstanbul 2019, s. 233). Kitap, Osmanlı tarihinin aşağıdan yukarı ve özellikle çevre faktörleri bakımından da incelenebileceğini çok başarılı bir biçimde ortaya koymaktadır. Gerek tartışmaları ve gerekse muhtevası ile hem geniş bir okuyucu kitlesine hem de tarih meraklılarına ve uzmanlarına hitap etmektedir.

Kitabı ilginç kılan taraf, siyasî ve idarî başlıklar kullanmadan Osmanlı Mısır’ını, “su, işgücü, hayvan kaynakları ve çevre felaketlerini de barındıran veba” meseleleri üzerinde ele almasıdır. Ancak asıl dikkat çekici olan ve kitabı daha önemli kılan Osmanlı sistemini bir ekosistem olarak tanımlamasıdır. Yazara göre bir ekosistem olarak Ortadoğu-Balkanlar, Türkler ve Araplar Osmanlı tarihinden bağımsız anlaşılamayacaktır. Aynı zamanda imparatorluğun bir ekosistem olarak düşünülmesinin, Osmanlı’nın bilinen coğrafyalarını da genişleteceğini ileri süren yazar, hem okuyucusuna ve hem de tarihçilere yeni ufuklar açmaktadır.

Yazar söylemiyor olsa bile, coğrafyaları aşan veya birleştiren ekosisteme bakılıp ona göre politikalar geliştirildiğinde, bu modelin dünyayı daha yaşanabilir kılacağında kuşku yoktur. Bu durumda komplolar, biyolojik savaşlar, masum insanlar üzerinden öç duygularını beslemek gibi hadiseler tamamen bitmese de azalacak, belki Korona virüsü de dünyayı terk edecektir.

Sağlıkla kalın.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.