YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Kalemlerimiz 18 yıla şahit

Yeni Şafak gazetesi bundan 18 yıl önce yayına ilk başladığında yazar kadrosunda yer alan üç isim gazeteyi hiç bırakmadı. Rasim Özdenören, Hayrettin Karaman ve Mustafa Kutlu Yeni Şafak'ta nasıl yazı yazmaya başladıklarını anlatırken aynı zamanda Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan siyasi ve kültürel gelişmeleri de anılarıyla kayda geçiyorlar.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Türkiye'de şafak söküyor diyerek yola çıktı Yeni Şafak. Tarih 23 Ocak 1995'ti. Yazar kadrosunda Ali Bulaç, İsmail Kara, Hayrettin Karaman, Mustafa Kutlu, Ömer Lütfi Mete, Mustafa Özcan, Rasim Özdenören, İsmet Özel, Mustafa Özel, İhsan Süreyya Sırma ve Ahmet Taşgetiren vardı. Bu isimlerden Ömer Lütfi Mete hakkın rahmetine kavuştu, Nabi Avcı Milli Eğitim Bakanı oldu, bir kısmı başka gazetelerde yazılarıyla bizi aydınlatmaya devam ediyor. Ancak bu isimlerden 3'ü var ki, 18 yıldır ara vermeksizin Yeni Şafak'ta, kalemleriyle entelektüel hayatımızın yapı taşlarını bir usta sabrıyla işliyorlar. Hayrettin Karaman, Rasim Özdenören ve Mustafa Kutlu. Onlar için ne yazsak, yaptıklarını nasıl anlatsak, eksik kalır. Yeni Şafak'ın kuruluşuna da, mutfağına da yakından tanık olan bu yazarlarımız bize Yeni Şafak'ın nasıl doğduğunu, 28 Şubat'ın vesayet rejimine nasıl direndiğini, hangi şartlar altında bu günlere geldiğini anlattılar.

SPORA DESTEK VERELİM DEDİM

Eğer nasıl oluyor da bir edebiyatçının içinden, spor yorumcusu çıkıyor diye merak ediyorsanız 'Beni spor sayfasına arkadan ittiler' diyen Mustafa Kutlu'nun gazeteye dahil olma sürecini ve spor sayfasında yazmaya başlamasını kendisinden dinleyelim: 'Yeni Şafak gazetesi çıkacağında Mehmet Ocaktan ve Yusuf Ziya Cömert gazetede köşe yazmamı istediler. Ben itiraz ettim çünkü bana göre edebiyatçılar değil gazeteciler gazetecilik yapmalı. Ancak onlar ısrar edince de yazmaya başladım. Başta edebiyat yazıları yazıyordum. O yıllarda bizim spor sayfası çok zayıftı. Ben de 'Ya bu spor sayfasını kapatın ya da gelin hep birlikte sporda yazıp destek verelim' dedim. O zamanlar yazarlar spor da yazıyorlardı. Mesela Yavuz Gökmen, Cengiz Çandar spor yazıları da yazardı. Ben spor sayfasında yazmaya başladım. Arkamı bir döndüm ki başta bana evet diyenler yoklar. Daha önce top koşturmuş biri olarak bu durumdan hiç rahatsız olmadım ve yazmaya devam ettim. Bizim okurlar o zamanlar futbol yazısı okumayı küçümserlerdi. Yine de ben yazdım çok da memnunum.' O günden bu yana spor yazılarına devam eden Mustafa Kutlu, 'Beni spor sayfasına arkadan ittiler. Ama bunda gönüllüydüm' diye gülerek anlatıyor o günleri.

OKUR BENİ ARASA DA BULAMAZ

Yeni Şafak gazetesi Topkapı'dayken arkadaşlarını görmek için hemen hemen her gün gazeteye uğradığını anlatan Kutlu, 'Güzel günlerdi onlar. İbrahim Kiras vardı. Mustafa Karaalioğlu ben geldiğimde kalkar yerini bana verirdi. Çok sevdiklerimden biri vefat etti. Nusret Özcan. Onunla ilgili güzel bir yazı yazmıştım, 'Gümüş Sakal Öldü mü'. Ben sevdiklerimin arkasından kolay kolay yazı yazamam. Onu da iki yıl sonra yazdım' diyor. Mustafa Kutlu köşesinde çok çeşitli konulara yer veriyor. Sadullah Usumi'den sonra Türk medyasında tarım yazan ikinci kişi olduğunu bu nedenle Tarım Bakanı Mehdi Eker'in zaman zaman kendisini arayıp teşekkür ettiğini de söylüyor. Bir kilo organik çileğin bir kilo çelikten daha karlı olduğunu ispat ettiğini de anlatan Kutlu, üstelik çilek etrafı da kirletmiyor diyor. Hayata pencereler açmaya çalışan Mustafa Kutlu sanat ve edebiyatın hemen hemen her koluyla ilgilenen yazılar yazıyor. Yine şehircilik meselelerini ilk defa yazan o. Adalet komisyonu gibi meselelerle ilgilenmiyor ama yeni bir anayasa yapılması gerektiğini düşündüğü için bu konuda kalem oynatıyor. Yeni gündemimize giren tam ekmekle ilgili de yazıları var.

Mustafa Kutlu bilgisayar, internet, cep telefonu kullanmadığı için okurlarının geri dönüşlerini birebir takip etmiyor. Buna rağmen telefonunu bulup arayanlar oluyor. Bir tanesi onu çok mutlu etmiş. 'Kar ve karanfil diye bir yazı yazdım. Bir hanım arkadaş aradı. 'Aradığınız kokulu karanfillerden ben Kayseri'nin bir köyünde buldum, yetiştirdim. Sizin için bir fide diktim. Saksıda yetişiyor. Size getireceğim' dedi. O kadar memnun oldum ki. Bundan güzel şey olamaz.'

PİKNİKTE YAZI TEKLİFİ ALDIM

Şafağın söktüğünü görenlerden biri de Hayrettin Karaman. Umreden dönen Karaman'ı ayağının tozuyla yakalayıp Yeni Şafak gazetesine dahil olma sürecini dinledik. Bu esnada 28 Şubat sürecinde Yeni Şafak'ın aldığı tavır hakkında da bilgi sahibi olduk. Hayrettin Karaman, Yeni Şafak'ın kurucu kadrosu olan rahmetli Ahmet Şişman ve Kış Ailesi'nin İmam Hatip Dernekleri ve Ensar Vakfı çevresinin, camianın bir gazetesi olması gerektiğini düşündüklerini ve bu düşünce üzerinden hareket ettiklerini söylüyor. Karaman, 'Osmanlı'nın ilk yerleştiği yerlerden biri olan Güzelyayla'da bir İmam Hatipliler pikniğindeydik. Konuyu bana açtılar. ' Eğer sen yazarsan bu gazeteyi alacağız. Yazmazsan almayacağız' dediler. Ben mazeret beyan ettim. 'Köşe yazarı değilim' dedim. 'Öyleyse biz de almayız' dediler. Böyle bir şeye sebep olamayacağım için yazmayı kabul ettim. Haftada bir gün yazı yazayım dedim. Yok olmaz daha fazla derken pazarlık ettik, haftada bir günde anlaştık' şeklinde anlatıyor gazeteye dahil olma sürecini. Bu konuşma üzerine gazete alınmış.

Hayrettin Karaman zaman zaman köşesinde dile getirdiği konularla önemli noktalara işaret ediyor ve gündem oluşturuyor. Tahammül konusuyla ilgili yazdığı 'Hoşgörü mü tahammül mü' yazısı çok konuşulmuştu. Karaman, 'Dostlarımın da yardımıyla bana ulaşan leyhte aleyhte yazıları bir dosyaya topladım. 180 bilgisayar sayfası oldu. Bunun içerisinde 'Bu adam ve bunun gibileri demir kafese kapatmak lazım ki topluma zarar vermesin' diyenlerden 'Hocam Allah razı olsun içimizdekini dile getirdin' diyenlere kadar her görüş var. Bu böyle gazeteciliğin kaderi budur. Hiçbir zaman herkesi memnun, mutlu edemezsin. Önemli olan kavgasız, gürültüsüz, medeni insanlar gibi düşünceni rahat ve serbest olarak ifade edebilmektir. Okuyanların da buna tahammül etmesidir' diyor ve yine tahammülde ısrar ettiğini ekliyor.

İKİ KİŞİ OLARAK GELDİM

Edebiyatımızda yedi güzel adamdan biri olarak bilinen Rasim Özdenören de ilk günden beri Yeni Şafak'ta yazan yazarlarımızdan biri. Yusuf Ziya Cömert'in kendisine ulaşıp gazetede yazmasını istediğini anlatan Rasim Özdenören, 'O dönem Zaman'dan ayrılmayı düşünüyordum ve bir veda yazısı göndermiştim. Yusuf Ziya'ya veda yazım yayınlanırsa Zaman'la vedalaşmış olacağım. O zaman tekrar görüşürüz dedim. Veda yazım yayınlandı ve ben de böylece Zaman'dan ayrılmış oldum. Yeni Şafak'ta yazmaya başladım' diyor. Haftada 3 gün kendi imzasıyla, bir gün de Gaffar Taşkın müstear imzasıyla yazıyormuş Özdenören. Gaffar Taşkın imzası devlet memuru olduğu için siyasi yazılara atılıyormuş. Daha sonra yazıları kültür sanat sayfasına alınınca yazılarının içeriği daha çok kültür sanat ve edebiyata dönmüş. Özdenören bu dönemdeki yazılarından 'Ben hayat ve ölüm', 'Eşikte duran insan' gibi çok sevdiği birkaç kitabının ortaya çıktığını anlatıyor. Rasim Özdenören şimdi arada bir siyasi yazılar yazıyor ama günlük politikadan çok, arkasında olanları irdelemeye çalışıyor.

CESUR İŞLER YAPTI

Rasim Özdenören Yeni Şafak deyince aklına gazetenin vesayetçi düzene karşı çıkışının geldiği söylüyor. Özdenören 'Türkiye'nin demokratikleşme konusunda soruyu ikiye ayırıyorum. Türkiye demokrasinin neresinde ve demokrasi İslam'ın neresinde. Bunu fark etmeyen arkadaşlar Türkiye indinde demokratlaşma meselesini konuştuğumuzda sanki İslami görüşten vazgeçmişiz gibi görüyorlar. O nedenle o itirazi kaidemizi belirtmek şartıyla şunu şöyleyeyim; Yeni Şafak Türkiye'nin en karanlık günlerinde bile bu demokrasi çizgisinden, kurulu düzenin vesayetçi yapısına karşı durdu. En karanlık ve tehdit edici günlerde bünyesinde diğer gazetelerde işlerine son verilen Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Nazlı Ilıcak, Ali Bayramoğlu gibi yazarları istihdam etmek bir cesaret işiydi. Bunu açık kalplilik ve cesur tavırla yaptı. Yeni Şafak'ın benim indimdeki en bariz vasfı vesayetçi düzene karşı açtığı savaş. Bu tabi boş bir savaş değil. Bozulan düzenin nasıl tamir edilmesini öneren bir tavrı da vardı' diyor. Yeni Şafak'ta yazı sürecini 'Yazılarıma hiç karışılmadı. Bu da gazetenin hoşgörüsünün müsamahakar anlayışının bir neticesi' sözleriyle anlatan Özdenören bu uzun süreli beraberlikten memnun olduğunu belirtiyor.

Yazımı kaybettiler, övdüğüm film ödül aldı

Sıkı bir sinema takipçisi olan Mustafa Kutlu, Yeni Şafak gazetesi ilk kurulduğu dönemde, İstanbul Sinema Festivali'ni takip edip bir yazı yazmış. Ancak gazete yeni yeni çıkmaya başladığı için karışıklıkta gönderdiği yazı kaybolmuş. Kutlu bu anısını gülerek şöyle anlatıyor: 'İstanbul Sinema Günleri'ni takip ederdim. Orada daha çok Ortadoğu İslam ülkelerinden gelen filmlere bakardım. 19 yaşında Fransa'da tahsil görmüş Tunuslu bir kızın Sarayın Sessizliği filmini çok beğendim ve filmle ilgili bir yazı yazdım. İbrahim Kiras o zaman kültür sanat sayfasına bakıyordu. Yazıyı gönderdim. Fakat oradaki karmaşada kayboldu ve yayınlanamadı. O film İstanbul Film Festivali'nde birinci oldu. Eğer yazım yayınlansaydı Türk medyasındaki tek yazı Yeni Şafak'ta çıkmış olacaktı. Fakat bu tatlı bir şey bana acı gelmedi.'

Yeni Şafak 4 bakan çıkardı

Gazetenin mutfağında yer alma şansını yakalayamadığını söyleyen Rasim Özdenören, çok seyrek de olsa mutfağında bulunduğu günlerde dostluk halesini müşahede ettiğini söylüyor. Özdenören, 'Gazete ilk açıldığında para sıkıntıları vardı. Ankara bürosu için çok ucuz kiralık yerler arandı. Hatta tümüyle yönetim yeri olmaksızın gazetenin işlerinin yürütüldüğü, telefonumuzun olmadığı günler oldu. Yazılarımızı dışarıdan faksla gönderirdik. Ama insanların birbirine sevgi saygıyla baktığı, işyerinden ziyade bir kardeşlik ortamıydı. Gazeteye gitmeyi iple çekerdim. Çok güzel muhabbetli bir ortamdı. İstanbul'a geldiğimizde de aynı ortamın İstanbul bürosunda da yaşandığını çok rahatlıkla söyleyebilirim.' Rasim Özdenören Yeni Şafak'ın kadrosunun da enteresan olduğunu söylüyor. Ahmet Davutoğlu, Nabi Avcı ve Ömer Çelik olmak üzere 3 bakan ve gazetenin genel yayın koordinatörü olarak görev yapan Mehmet Ocaktan ve Hüseyin Besli, yazar Nurettin Canikli olmak üzere 3 milletvekili çıkardığını söylüyor. 28 Şubat döneminde Kabus başlıklı yazısından dolayı yargılandığında kendisini savunan gazetenin avukatının da eski Milli Eğitim bakanı Nimet Çubukçu, şimdiki soyadıyla Nimet Baş olduğunu söylüyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de kısa bir dönem Yeni Şafak'ta köşe yazmıştı.

Yorum

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

+