YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Karizmatik lider kriz zamanlarında ortaya çıkıyor

Ak Parti’nin sosyolog hocası ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay, Türk siyasetinde karizmatik liderliği, bölgesel siyaseti ve partilerin söylemlerini seçim çalışmalarını sürdürdüğü Siirt’te anlattı. Aktay’a göre liderlik sonradan kazanılamaz.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Uzun bir süredir seçim çalışmalarını yürütmek için Siirt'te bulunan Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Aktay, bugünlerde siyaseti ve toplumu tam da yerinden, toplumun içinden okuyor. Aktay'la karizmatik liderliğin doğasını ve siyasi partilerin farklı seçim bölgelerinde farklı söylem geliştirmelerinin arka planını konuştuk. Aktay, "Ak Parti dışında Türkiye'nin her yerine gidebilen ve her yerde aynı söylemi kullanan başka bir parti daha yok" diyor.

Karizmatik bir lidere sahip olmadan bir siyasi çevrenin çıkış yapmasının zor olduğunu söylemiştiniz yıllar önce. Türk siyasetinin pek çok dönemini dâhil edebileceğimiz tıkanmalar bununla mı ilgili?
Karizmatik liderlik özellikle siyasette kurumsallaşmanın henüz gerçekleşmediği ya da tam gerçekleşmediği toplumlarda çok önemli bir rol icra ediyor aslında. Çünkü siyaseten tıkanmalar siyaset dışı aktörler eliyle sağlanıyor bu toplumlarda. Örneğin asker eliyle siyaset alanı yeniden tanzim ediliyor ya da yargı mensupları eliyle yepyeni bir siyasal kompozisyon yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar siyaset dışı unsurlardır. Türkiye'deki siyasi tıkanma süreçlerini hatırlayalım, 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 12 Eylül darbesi. Yakın dönemde 2007 yılında bir e-muhtıra ile siyasette tıkanıklık yaratmaya çalıştılar, AK Parti'yi kapatma davası siyasi bir tıkanma yaratma gayretiydi, 17-25 Aralık süreci tamamen böyle bir amaca yönelmişti. İşte karizmatik liderlik özellikle böyle dönemlerde oldukça belirgin etki gösteriyor. Hatırlayalım, Türk siyasetinde karizmatik bir liderlik olarak 1970'li yılların Ecevit'inden söz edilebilir belki, ne zaman etkisi belirginleşmiştir? 1971 muhtırası sonrasında. Cumhuriyet tarihinin belki en karizmatik lideri Recep Tayyip Erdoğan. Siyasetin ciddi biçimde tıkandığı bir sürecin neticesinde siyaseten ezilen, baskı gören kesimleri siyasetin içine, merkezine taşımıştır.

Yıllar önce 'Karizmanın Aşırı Gerçekliği' adlı bir yazı yazmıştınız. Erdoğan, halkla temas edebilmiş bir lider. Verili bir karizması olduğunu biliyoruz. O karizmayı ne mümkün kılıyor?
Erdoğan'ın karizmasını mümkün kılan şeylerden ilki, belki de en önemlisi onun bir siyaset adamı olması. Bakın Türkiye'deki tüm siyasi parti liderlerini siyasetin dışında da düşünebilirsiniz ama onu ilk dönemlerinden itibaren siyasetin dışında düşünemezsiniz. Siyaseti biliyor olması, erişilmesi güç bir siyasi tecrübe olması çok önemli. Bir diğeri toplumun içerisinden geliyor olması, toplumun taleplerini ölçebiliyor ve ona göre pozisyon alabiliyor olması. En büyük özelliği halkın dokunabiliyor olması. İnsanlara onların menfaatine olmayan hiçbir şeyin içerisinde olmayacağı inancını vermiş olması.

KARİZMA İNŞA EDİLEMEZ



Karizmanın inşa edilmesi diye bir şeyden söz edebilir miyiz? Hatırlarsanız Kılıçdaroğlu için CHP genel başkanlığı sürecinde M. Kemal'e atıfla 'İkinci Kemal' denilmişti…

Vermeyince mabud, ne yapsın Sultan Mahmud diye güzel bir laf vardır malumunuz. Yani bir siyasi proje olarak karizma inşa edemezsiniz. Bunun sayılabilir ve sayılmaz bir takım bileşenleri vardır. Bu bileşenler olmaksızın karizma olmaz. Olma umuduyla bir takım girişimler olabilir ancak. Bu girişimlerde de inşa edilmek istenen karizmanın özgünlüğüne değil tarihsel uzantısına vurgu yoğunlaşır, çünkü tarih böyle durumlarda en nitelikli harç malzemesidir. İkinci Kemal de böyle bir yaklaşımın neticesi. Toparlarsak bence bir karizmanın inşa edilmesi söz konusu olamaz. En başta böyle mümkün olduğuna dair bir kanaat yaygınlaştırılmaya çalışılır, bu yoğun propaganda neticesinde bir halisünasyon oluşur ve fakat uzun sürmez. Günümüzdeki örneklerde de uzun sürmediğini teyit etmiş oluyoruz.

TÜM TÜRKİYE'YE SESLENEMİYORLAR

Partilerin söylemlerine baktığımızda Türkiye'nin doğusunda ve batısında farklı siyasi yöntemler izlediklerini görüyoruz.
Bu konuda genellemeler yaparak konuşmayacağım, çünkü sahadayım, siyaset yapıyorum ve bir takım şeylerle doğrudan muhatabım. AK Parti'nin böyle bir söylem ürettiğini kimse iddia edemez, AK Parti Ardahan'da ne söylüyorsa İzmir'de de onu söylüyor. Fakat diğer partilerde oportünist yaklaşım daha belirgin olduğu için evet böyle bir durum var. Örneğin CHP lideri Dersim konusunda bir standart yakalayabilmiş değil. MHP için de böyle bir şey söyleyemeyiz çünkü Türkiye toprakları içerisinde siyaset yaptıkları coğrafya sınırlı. Örneğin Hakkari'de yok ki orada ne söylediği üzerinden bir test yapabilelim. Burada son dönemde özellikle HDP'nin böyle bir tavır içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Batı illerinde demokratik süreçlerden bahsediyorlar, ezilenlerden bahsediyorlar. Doğuda ise tehdit, şantaj, aklınıza gelebilecek her türlü gayri demokratik yöntem kullanıyorlar. Böyle bir tavır ahlaki, dürüst ve ilkeli bir tavır olamaz. Bunun nedeni çok açık, siyasi fırsatçılık, oportünizm. Siz eğer ülkenin tamamını kuşatacak, kucaklayacak bir siyasi söylem, bir siyasi proje üretemememişseniz gittiğiniz her yerde farklı bir şey söylemeye mecbursunuz.

Gerginliğin kaynağı muhalefet

Başbakan Davutoğlu bir mitinginde Bahçeli'yi yuhalamak isteyenlere izin vermemişti. Sonra aynı hassasiyeti Bahçeli de gösterdi. Siyasetin dilinin saygın bir zemine taşınması mümkün mü?
Türkiye'de siyasetin dilini maalesef girdiği her seçimden hezimetle ayrılan muhalefet partilerinin milli iradeden umudu kesmeleri sonrasında geliştirdikleri tavır gerginleştiriyor. Bakın sayın Başbakan böyle bir jest yapmadan önce Sayın Bahçeli'nin aklı neredeydi?

HDP marjinal bir kimlik partisi

Siyasi partilerin toplumun mevcut fotoğrafı üzerinden yeniden kendilerini tanımladığı söylenebilir sanırım. HDP, mevcut tanımına yeni başlıklar eklemek istiyor gibi. Bunu nasıl görüyorsunuz?
HDP bir simülasyon yaratıyor, bana sorarsanız yeni ve farklı bir şey söylemiyor. Söylemiyor olduğunu da 6-7 Ekim Olayları'nda yaşanan vandallığa ortak olmasından biliyoruz. Liberal sol bir Türkiye partisi söylemi inşa etmeye çalıştıkları izlenimi veriyorlar ama bir kimlik partisi, Kürt siyasetinin marjinal bir temsilcisi olmaktan kurtulabilmiş değiller. Bu söyleme yönelmelerinin sebebi bir ölçüde Çözüm Süreci ile bölgede kurdukları baskı ve yıldırma ortamının son bulacağını görmeleri. Çözüm Süreci'nin AK Parti tarafından yürütüldüğünü görüyorlar. Bölgede siyaset normalleştikçe maskeler düşüyor ve bölgedeki farklı siyasi hareketler de söz alabiliyor. 6-7 Ekim olaylarıyla HDP ve eli kanlı gruplar bölge insanına bir korku mesajı vermeye çalıştılar. Farklı, alternatif siyasi hareketleri etkisizleştirmeye, kazımaya çalıştılar. HÜDA-PAR üyelerinin katledilmesi ile HDP'nin o tatlı su solu söylemi arasında nasıl bir koşutluk kurabiliriz ya da kurabilir miyiz? HDP bölgede tehditten ve şantajdan gelen etkinliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığı için ülke sathına yayılan bir korku üretmeye çalışıyor ve seçmeni alenen tehdit ediyor aslında: Ben olmazsam çözüm süreci durur, kan başlar. Hayır HDP olmasa da çözüm süreci durmaz belki de Çözüm Süreci çok daha hızlı ilerler. Sürecin sahibi HDP değil AK Parti'dir.

Seçmene 'sen anlamazsın' deniliyor

Büyük oy oranlarıyla 'kurtarıcı' olarak tanımlanan siyasi liderler; Menderes, Özal ve Erdoğan... Çıkışlarında “mazot, maaş” gibi vaatler yerine, demokrasi, özgürlük ve yasaklar baskın öğeydi. Vaatlerle ilgili neler söylersiniz.
Sizin de tespit ettiğiniz gibi Türkiye'de böyle bir yanılgı var. Seçmen bu vaatlerle bir biçimde aşağılanıyor bana sorarsanız, seçmene 'kardeşim sen siyasetten falan anlamazsın sen ekmeğine bak' diyorlar aslında. Vatandaşı parazit gibi görmenin bir neticesidir bu. Sonra da başarısızlıklarının, halkla temas kuramamalarının sebebi olarak AK Parti'yi gösteriyorlar. Siz daha bu toplumu tanımıyorsunuz, fildişi kulelerinizden çıkıp Siirt'te, Batman'da, Bingöl'de, Erzurum'da ve İstanbul'da bir vatandaşın elini gerçekten tutmamışsınız, onun gerçek taleplerinin farkına varamamışsınız.


Yorum

ÖNERİLEN VİDEO
Yetimlerin babası: Bahattin Yıldız
+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.