YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Muhafazakar kesim daha yeni anlaşılıyor

Tv Net Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül ile değişen Türkiye'yi, Ortadoğu'daki gelişmelerin sosyal sebeplerini ve medyayı konuştuk. Karagül'e göre medya anadolu insanı hakkında yanlış bir algı oluşturdu. Bu algı yeni yeni düzeliyor.

Kübra Sönmezışık Yeni Şafak

Türkiye'nin nabzını tutan önemli bir tv kanalının yöneticisi olarak muhafazakarlık ve değişim ilişkisini nasıl yorumluyor sunuz ?

Dindar kesimin kendine özgü bir sosyal yaşam prototipi yok zannedilirdi. Dindar insanlar içlerine kapalı, dar, kendilerine özgü çevrelerde yaşar diye bir algı vardı. Aslında yanlış olan bu algının kendisiydi. Bu tanımlama biçimi, büyük oranda bu çevrelerle içli dışlı olmayanlar, onları tanımayanlar, çoğu zaman da tanımak istemeyenler tarafından şekillendirildi.

'Muhafazakâr kesim' dedikleri çevrede bulunan insanların böyle yaşadıklarını varsayıyorlardı. Ancak bu algı inşasının dürüstçe olmadığını düşünüyorum. İnsanları dar alanlara hapsetmek, refahtan ve iktidardan pay almalarının önüne geçmek, siyasal güç olmalarını önlemek gibi…28 Şubat da zaten bu amaçla yapılmıştı.

Bu durumun bir sorgulamayı beraberinde getirdiğini düşünüyor musunuz?

Muhafazakâr çevrelerin sorgulaması şimdi 'refahın getirdikleri, bizden neler alıp götürüyor' şeklinde oluyor. Siyasi iktidarın ön açması, kültürel gelişmişlik, refahın artışı nasıl bir değişimi zorluyor sorusu hep sorulacak. Yer yer ağır eleştiriler, sorgulamalar yapılacak. Sanırım bu sorgulama, özeleştiri uzunca bir süre devam edecek. İçi boş dindarlaşma, dünyevileşme, Müslümanlık-iktidar ilişkileri her dönemde derin tartışma konularıydı. İslami yaşam biçimi dediğimiz şey, ne kadar siyasal eğilimlerin belirlediği bir yaşam biçimidir? Bu sorgulanmalı.

Muhafazakâr kesim bu sorgulama sonucunda medya, kültür ve sanat alanında özgün gelişmeler sağladı mı?

Bu konuda ciddi bir sorgulama yapılabilir. Özgün şeyler üretmekten ziyade, bir acemiliğin yaşandığı ortada. Gördükleri modellerden bir şeyler kapmaya çalışıyorlar. Fakat bunu yadırgamıyorum.

Neden?

Türkiye'de siyasal çevreler arasında derin uçurumlar olduğu var sayılır. Fakat dikkatli düşündüğünüzde böyle bir uçurumun olmadığını görürsünüz. İnsanların zihinsel faaliyetleri, tahmin edilenden daha fazla birbirine yakındır. Bu topraklarda her zaman çatışma, ayrışma üzerine hesap yapılmıştır. Siyasi partilerin, devletin bakışı bile ayrışma üzerinedir. Bu ayrışmadan güç devşirilir.

O zaman iki farklı kesimin birbirinden etkilenmesi gayet normal...

Elbette. Ancak bütün önyargıları, ön kabulleri bir kenara bıraktığınızda, aslında birbirimizi boğazlayacak şeylerin ne kadar az olduğunu görürüz. Bu yüzden, dindar ya da değil, bu toplumda yaşayanların birbirinden etkilenmesi, onu örnek alması doğaldır, bu teşvik edilmelidir. Bu yüzden, muhafazakârların sosyal anlamda güçlenmesiyle başkalarının yaşadığı hayatın örneklerinden yararlanması bana göre yadırganacak bir şey değil.

Bu benzerliklere rağmen muhafazakar kesim küçümseniyor mu?

Küçümseyenler vardı. Zaten muhafazakârların yaşam standartları üzerindeki algıları bu küçümseme üzerine kurulmuştu. Muhafazakarların yaşam standartlarındaki değişimden de büyük olan değişim aslında zihinlerdeki algı oldu. İnsanlar kendilerini sosyal hayata açınca, karşılıklı iletişim güçlenince, birbirlerini tanıyınca, bu algının ne kadar yanlış olduğu ortaya çıktı. Yani tek yönlü bir değişim yok ortada. Sosyal iletişim güçlenince herkes kendi algısını sorgulamaya başladı. Bence en büyük değişim, o yanlış, sorunlu algıda yaşandı. Muhafazakârlara bakış; yargılama ve mahkûmiyetten, anlama çabasına dönüştü.

Bu dönüşümde dindarlar taviz veriyor mu?

Burada muhafazakâr veya değil ya da başka kategoriler belirleyip kolay tanımlamalardan kaçınmak lazım. Türkiye toplumu genel anlamda değerlerine bağlıdır zaten, hep böyle oldu. "Muhafazakâr" şeklinde dar çevre tanımlamaları belirleyip kolay tanımlamalar her zaman sağlıklı olmayabilir. İslam yaşam standardı dediğiniz keskin ve köşeli kurallardan oluşmuyor.

Bir şeyler değişmeye başladı ama…

Toplumsal dönüşler, eğilimler ve değişimler bir yazgı gibidir. Devletin yapısı, ülkeye hakim olan ruh hali, bireyleri ve toplumları etkileyen bütün faktörler, o değişimi besler. İnsanlara ümit ile bakmamız gerektiğini düşünüyorum. İnsanlara güvenmeliyiz. Tüm bunların sonunda karşımıza bir uçurum çıkacağını düşünmüyorum. Toplumsal algı ve hafıza kolay yanılmaz. Bireyler yanılır ama toplumlar o kadar kolay yanılmaz. Bu eğilimleri ciddi tehlike olarak görmemek lazım…

'Sonradan görme' meselesine nasıl bakıyorsunuz?

Bunu sorgulayabiliriz. Para ve güç elde edip, onu yaşam kalitesine aktaramayan insanların yaşadığı çarpıklıklar, üzerinde çokça konuşulabilecek bir durum.

Güç odaklarının toplumu biçimlendirme söylentilerine nasıl bakıyorsunuz?

Tepeden dönüştürme projesinin varlığına inanmıyorum. Tansiyonu çok yüksek bir ülkede yaşıyoruz. Bilen bilmeyen herkes o kadar çok konuşuyor ki… Bu herkesi yoruyor aslında. Başka bir açıdan bakarsanız bu güzeldir. Çünkü bu her şeyi sorgulayan ve tartışabilen bir toplum olduğumuzu gösterir. Ben yeni bir rejim inşa edildiğini, geçmişte var olduğu gibi, bir dönüşüm projesinin varolduğunu düşünmüyorum. Bu belli çevrelerin kasıtla ortaya yaydıkları bir korkudur.

Üstesinden gelinebilir korkular mı?

Son yıllara bakarsanız korkularımızdan arındığımızı görürsünüz. Bu korkuları daha da yeneceğiz. Türkiye'de toplumun belli kesimleri arasında zihinsel bölünmüşlüğün en büyük sebeplerinden biri inşaa edilmiş yapay korkulardı. İnsanlar birbirini tanıdıkça korkulacak bir şeyin olmadığını görüyorlar ve görmeye devam edecekler.

Ortadoğu bizi örnek alıyor

Ortadoğu, Türkiye'deki dindarların yaşam biçiminden, kılık kıyafetine, davranışlarına kadar birçok konuda etkileniyor. Bunun kaynağında ne var?

Aslında dindarların yaşam biçiminden değil, Türkiye'den etkileniyor. Bizim yaşam kültürümüz yüz yıldır batı yaşam kültüründen çok etkilendi. Türkiye bulunduğu coğrafya da bu tür değişimlerin öncüsü olmuş bir ülkedir. Özellikle soğuk savaştan sonra Türkiye, kendi kalıplarını kırıp dünya ile ilgilenmeye başlayınca, Türk toplumu Arap toplumunu, Arap toplumu da Türk toplumunu tanıdı. Toplumlararası kültürel geçişkenlik oluşmaya başladı. Türkiye son yirmi yılda yakın çevresini ciddi manada etkiliyor.

Bu siyasetle mi ilgili?

Biraz öyle, siyaset yolu açtı. Ancak siyasi faktör geçicidir. Toplumsal ilişkilerin sürekliliği vardır. Mesela; Türkiye- Suriye ilişkileri ne kadar gerilirse gerilsin, iki toplum arasındaki geçişkenliği önleyemeyecek. Ayrıca Türkiye yaşam kültürü olarak zengin bir ülke... Bu toplumda her türlü örneği bulabilirsiniz. Bu birikim çevresindeki ülkeleri etkiliyor.

Bu etki Arap Baharı'na ne kadar yansıdı?

Bu baharın sebebi sadece siyasi değil. Amaç sadece zalim yöneticileri göndermek değil. Bu hayat tarzı ve adalet, özgürlük, istemeye yönelik bir değişim. Siyasal mücadele onun bir yönü. Sokaktaki insanlar artık sistemleri değiştirebilecek güce sahip. Lideri ve sistemleri değiştiriyor. Eşitlik, adalet ve özgürlük konusunda açlar ve bu açlığı gidermede Türkiye'den de yararlanıyorlar.

Türkiye'yi çekici yapan ne?

Türkiye batılı hayat tarzını benimsemiş Müslüman bir toplum. Dünyada bunun başka bir örneği yok. Buradaki insanlar hem başörtülü hem de Cidde'deki bir insana göre çok daha rahat yaşıyor. Türkiye ne zaman bir şeyi benim-semişse onu en uç noktasına kadar yapabilmiş bir ülke. Batılılaşma ise sonuna kadar batılılaşma yaşamıştır. İslamlaşma konusunda da öyle. Şimdi ise demokrasi ve özgürleşme konusunda çevresindeki ülkelere göre aşık atabilecek seviyede. Burada bir ustalık var. Bu tecrübeyi Ortadoğu toplumu almak istiyor.

Muhafazakarlar eleştiriye açık değil

Medya özeleştiri yapıyor mu?

Yeterince yapabildiğini sanmıyorum. Medya toplumun en sorgulayıcı kesimidir. Topluma öncülük eder ve ilk soruyu da o sorar. Bu özelliğini kaybettiği anda medya olmaktan çıkar. Medyadaki güç kaymasını hepimiz biliyoruz. Yıllarca toplumun değerleri ve medya arasında mesafe oldu. Devlet toplumu biçimlendiriyordu. Medya da o araçlardan biriydi. Televizyon dizilerinde hala bir başörtülü kadın, doğru dürüst cami ve imam göremezsiniz. Bu ülkede yıllarca imam çok kötü bir profil olarak gösterildi. Medya toplumu değiştirmek için epey mücadele verdi. O zaman medya aynileşmişti ve devlet reflekslerini yansıtıyordu.

Yeniden aynileşiyor mu peki?

Muhafazakârların etkin olduğu çevreler güçlü yapılar haline geldi. Toplumdaki sermaye, güç akışı, sosyolojik değişim, medyaya da yansıdı. Bunu hayırlı görüyorum. Çok seslilik olması gerekiyor. Burada kendimize dönüp bir bakmamız ve özeleştiri yapabilmemiz gerekiyor. Eskiden sorguladığımız medyanın aynısını biz mi inşaa edeceğiz? Eğer biz benzerini oluşturacaksak, tek sesli olacak ve aynileşeceksek bu da tehlikeli bir şey. Bu anlamda ciddi sorgulamaya ihtiyacımız var.

Korku var mı?

Korkudan ziyade bir tecrübe eksikliği olabilir. Zamanla giderilir diye umuyorum.

Eleştiriye ne kadar açığız?

Aslında en büyük sıkıntı bu... Eleştiriye açık değiliz ve tahammül edemiyoruz. Bu ciddi bir konudur. Eleştiriyi tolere etme kabiliyetimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Eleştiri ile saldırıyı ayırabilmemiz gerekiyor. Eleştiri, siyaset, toplum, medya ve birey için ihtiyaçtır. Türkiye'de son dönemde eleştiri ile saldırı yer değiştirdi. Bir insanın fikirlerini beğenmiyorsanız direk saldırıya geçiyorsunuz. Bu çok hırçın bir durum… Gelip geçici olacağını düşünüyorum. Eleştiriye açık değiliz fakat eleştirmeyi de beceremiyoruz.

Yorum

ÖNERİLEN VİDEO
Yetimlerin babası: Bahattin Yıldız
+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.