YENİ ŞAFAK PAZAR EKİ

Teknoloji mimariyi standartlaştırdı

Hakan Demirel, Architecture+Design & CERA Ödülleri’nin Türkiye elemelerinde “Yılın En İyi Genç Mimarı” seçildi, sonra da yarışmanın uluslararası ayağında “Altın Genç Mimar” ödülüne layık görüldü. Demirel, yeni nesil binaların teknolojinin etkisine kurban gittiğini düşünüyor ve ekliyor “Teknoloji mimariyi standartlaştırdı.”

Büşra Sönmezışık Yeni Şafak

Hakan Demirel, ilk olarak 2011 yılında Avrupa’nın en iyi 40 yaş altı 40 mimarına verilen ödülü 28 yaşında almıştı. Bu seferki ise hem ulusal hem de uluslararası ayağı olan bir ödül programı. İlk kısım olan Türkiye ayağı TSMD’de, Türkiye’nin En İyi Genç Mimarı olarak geçilen Demirel, sonrasında yarışmanın uluslararası ayağında “The Golden Emerging Architects” (Altın Genç Mimarlar) olarak seçilen 5 mimardan biri oldu. Demirel, aynı zamanda mezun olduğu Yıldız Teknik Üniversitesi’nde proje dersi veriyor ve Suyabatmaz isimli bir mimarlık şirketinin ortaklarından biri. Kendisiyle genç bir mimar olarak nasıl uluslararası başarı sağladığını ve yeni nesil mimari hakkındaki fikirlerini konuştuk. 

ULUSLARARASI OLMAK YERELLİKTEN GEÇİYOR

Uluslararası başarı denilince, gözümüzde sanki uluslararası platformda dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de kıymet bulabilecek benzer yapılar veya ürünler canlanıyor. Aslında durum bu değil. Hakan Demirel, başarısını her biri kendi problemi ve imkânlarıyla en iyi baş edebilen projelerin bir araya gelmesi olarak tanımlıyor. Mimarlığın herhangi bir yere mal edilebilecek bir şey olduğunu düşünmüyor. Ona göre çok iyi mimarlık ürünleri dünyanın her yerinde; adını bile duymadığınız bir köyde de inşa edilebilir, dünyanın en fiyakalı şehirlerinden birinde de. İçinde yaşadığımız mimari yapılar -her ne kadar kültürel kod taşısa da- özellikle son yıllarda artık dünyanın neresine gidersek gidelim birbirlerine çok benzeyen nitelikte yapılar. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirleşmenin yoğun olduğu bölgelerde yerelliği görmek neredeyse imkânsız. Hakan Demirel, bunun sebebini teknolojiye dayandırıyor. Yani teknoloji, sadece hayatımızı dizayn etmiyor aynı zamanda yaptığınız projeleri de etkiliyor. Örneğin, teknoloji sayesinde bugün dünyanın öbür ucunda yapılan bir yapıyı ekran başından görmeniz mümkün. 

YEREL DOKULAR SIRADANLIĞI ÖNLÜYOR

Bu durumu, eskiden yerelliğin, teknoloji yoksunluğu nedeniyle, doğal olanaklarla kullanışlı hale getirmek olduğunu ancak bugün teknolojinin imkânlarıyla birlikte doğal imkânları tamamen görmezden gelinmesi olarak açıklıyor Hakan Demirel. Teknolojinin sağladığı çözümler, yapılarda aynı zamanda olumsuz anlamda standartlaşmaya sebebiyet veriyor. Bu yüzden yerellikle bağlar kopuyor ve yapılar birbirlerine benzer hale geliyor. Bu anlamda tehlikeyle karşı karşıya olduğumuz anlatan Hakan Demirel “Bir yapının benzerleri tekrarlanmaya başladığında, sadece form kaygısıyla veya malzeme benzerliğiyle yapılması, mimari pratiğin değerini ve yerle kurduğu ilişkiyi yok sayıyor” diyor. Basmakalıp yapıların oluşmamasının tek yolu yerel dokuları korumaktan geçiyor. 

İstanbul'da çirkin bina çok fazla

Çoğumuz içinde yaşadığımız binaların stilini eleştiriyoruz. Konserve gibi diyoruz, çirkin veya orantısız buluyoruz. Hakan Demirel, bu eleştirilere bağlı olarak özellikle İstanbul’da niteliksiz yapı oranı fazla olduğundan son derece sorunlu bir gelecekle yüzleşeceğimizi söylüyor. Demirel: “İhtiyaç fazlası bir üretim söz konusu ve bunun bir gün tıkanacağı aşikâr. Bu yapıların çoğu kentle bağlamsız yapılar olduğu için de bu çıkmazın dönüştürücü bir yolunu bulmakta da zor” diyor. Buna neden olarak da özellikle son yıllarda yapıların yapılacağı bölgelerin veya kentin biçimlenmesindeki önemli kararların kâğıt üzerinden yapılmaları olarak gösteriyor.Demirel’e göre, eski şehircilik anlayışlarıyla, blokların vaziyet planı üzerinde yerleştirilmesiyle, gecekondu yapar gibi kent inşa ediyoruz. Bu da kenti okuması, dâhil olması, anlaması zor bir hale getiriyor. 

Artık yıllarca kalacak yapı inşa edilmiyor

Ne zaman mimari ile ilgili konu açılsa konu dönüp dolaşıp Mimar Sinan’a gelir. Nitekim kendini uluslararası arenada ispat etmiş Hakan Demirel’e bugün yapılan binaların gelecek kuşaklara nasıl aktarılabileceğini soruyoruz. Cevabı kısa ve net;  “Hızlı üretilen ve hızlı tüketilen bir çağda kimsenin yüzyıllarca kalacak diye bir yapı inşa ettiğini zannetmiyorum.” Bu sözüne ek olarak, bir yapıyı değerli kılanın kaç yüz yıl ayakta kaldığından ziyade ayakta durduğu müddetçe nasıl kullanıldığı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda eğitimci olarak mimarlık fakültelerinde dersler veren Hakan Demirel, yeni nesil mimarların meraklı ve hevesli olmadığını ifade ediyor. Demirel: “Yeterince zaman ayırmıyorlar ya da mimarlıktan çok fazla keyif almıyorlar” diyor. 

Yorum

+

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.