YEREL HABERLER

Derin sivil toplum arayışı

Türkiye'de devlet iktidarının sınır ve meşruluğuna ilişkin tartışmada emekli askerlerin girmek istedikleri yeni mevzinin sivil toplum alanı olduğu açıktır. O halde şu soru ortadadır; neden?

Haber Merkezi Yeni Şafak
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte yaşanan tartışmalar Türk demokrasisinin pekişmesinin önündeki sorunların yeniden su yüzüne çıkmasına yol açıyor. Son çeyrek yüzyılda işbaşına gelen Cumhurbaşkanları bu Anayasa hükümleri doğrultusunda belirlenmemişçesine, sanki hükümler ilk defa keşfediliyormuşçasına sürdürülen Meclis toplantı ve karar yeter sayıları tartışmaları aslında arka planda derin bir anayasal güvensizliğe de işaret ediyor. Demokratik geleneklerin yerleşmesi için yurttaşlar arasında oyunun kuralları ilkesine saygının, demokratik kurum ve kurallara güvenin yüksek olması gerekir.

SİVİL TOPLUMUN SERÜVENİ

Demokratik rejimlerin temel güven (emniyet) unsurlarından olan Anayasa Mahkemesi'nin olası bir itiraz durumunda ne yönde karar alabileceğini tahmin etmeye çalışmak, bunu yaparken mahkeme üyelerinin geçmiş kararlarındaki tutumlarına ve hangi Cumhurbaşkanı döneminde atanmış olduğuna bakmak güvensizlik göstergesi değilse nedir? Bu tartışmaların başka boyutu da sivil toplumdur. Konu üzerinde düşünmek, bugünlerde kendilerini sivil toplum örgütü olarak tanımlayan bazı örgütlerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerine taraf olma yönünde öncülük ettiği eylemler dikkate alındığında daha önemli hale geliyor ve kaçınılmaz olarak sivil toplum malzememizin içeriğinin sorgulanmasını gerektiriyor.

1980'lerin ikinci yarısı Batı'da sivil toplumun yeniden keşfedildiği yıllardır. Özellikle Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan otoriter rejimlerden demokratik rejimlere geçiş sürecinde sivil toplumun üstlendiği rol hızla onları demokratikleşme sürecinin tamamlayıcı ve dengeleyici birer parçası haline getirmiştir. Yeni bağımsızlığına kavuşan bu ülkelerden çok daha önce cumhuriyet ve demokrasiyi siyasal rejim olarak kabul etmiş Türkiye'de ise siyasal analizciler halen güçlü devlet karşısında zayıf sivil toplum yapılanmasının varlığı ve bunun nedenleri üzerine kafa yoruyor, demokrasiye geçiş sürecinin bir türlü tamamlanamamasını bu yapıya gönderme yaparak açıklamaya çalışıyorlar. 1990'ların ikinci yarısından itibaren Türkiye'de sivil toplum alanında hareketlilik ve canlanma arttıkça iyimserliğimiz de artmıştı. Bu bağlamda demokrasiye geçiş sürecinin nihayet pekişmeye doğru evrilmesi beklendi. Susurluk kazasının ardından kendiliğinden başlayan umut, 28 Şubat'ın ardından ciddi bir umutsuzluğa dönüştü.

2000'li yıllar Türkiye'si ise sivil toplum açısından farklı gelişmeleri gözler önüne sermekte. Son dönemde sivil toplum örgütü adı altında toplananların aydınlara yönelik linç girişimlerine, yurtseverlik adı altında militarist özlemleri barındıran ritüellerine şahit oluyoruz. Nokta Dergisi tarafından geçtiğimiz günlerde gün ışığına çıkarılan birkaç yıl öncesine ait muhtemel darbe planlarında sivil toplum örgütlerinin de harekete geçirilmesinden bahsedilmiş. Bugün yaşanan gelişmelere baktığımızda, klasik bir parlamenter sistemde rutin bir görev değişiminden ibaret olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik senaryoların özüne baktığımızda, sözkonusu planın bizzat emekli askerlerin eliyle hayata geçirilmeye çalışıldığını, dolayısıyla bir ölçüde doğrulandığını görmekteyiz. Sivil toplum örgütlerinin birileri aleyhine rüştlerini ispata davet edilirken, seçimsel-prosedürel ilkelerin de aleyhine çekilmesi dikkat çekici ve sivil toplum açısından düşündürücüdür. Türkiye'de kim bilir ne kadar sivil toplum örgütünün ve/veya platformunun başında emekli asker bulunmakta, bunların desteklediği ne kadar sivil kurultay var? Bu tür sorular vasat bir Batı demokrasisinde bile akla gelmez.

Bizde sivil toplumculuk, önceleri burjuvazinin bir boş zaman etkinliği iken, bugün sivil toplumculuğun öncü kadroları değişiyor. Burjuvazinin yürüttüğü sivil toplumculuk önemli bir dışsallık olarak demokrasinin pekişmesinde 90'larda ne kadar hızlandıran etkisi yapmışsa, bugün burjuvazinin aktörlerinden çok emekli askerlerin bir üniformasız asker emekliliği uğraşısı olarak sivil toplum alanını doldurması, sivil toplumun sınırlı da olsa var olan demokratik, sivil özünü törpüleyerek, tektipleştilen, askerileştilen bir örgütlenmenin önünü açmaktadır. Bunun en büyük tehlikesi son tahlilde sivil toplumun sistemi demokratikleştirici işlevinin yerini sivil toplumun devletleşmesine-askerileşmesine bırakmasıdır ki, bu gidişatın en uç örneği derin sivil topluma doğru evrimleşmesi olur.

TSK'DAN STK'YA

Türkiye'de devlet iktidarının sınırlarına ve meşruluğuna ilişkin tartışmada emekli askerlerin kullanmak/girmek istediği yeni mevzinin sivil toplum alanı olduğu açıktır ve özünde siyasal iktidarın sivil ve askeri kanatları arasındaki mevzi savaşında oldukça önemli bir meşruluk aracı haline gelmiştir sivil toplum. Bir meşruluk aracı olarak kullanılacak, desteklenecek, manipüle edilecek derin sivil toplum tahriklere açık, her an patlamaya hazır bir bomba olarak özellikle emekli askerlerin elinde önemli bir silaha dönüşmektedir. Derin sivil toplumun oluşumunun ardında mevcut AK Parti hükümeti karşısında ana muhalefetin yetersiz kalması gibi siyasal dinamiklerin bulunduğunu da belirtmek gerekir. STK'larla işbirliğinin geliştirilmesine yönelik emekli askerlerin öncülüğündeki uygulamaların Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle sınırlı kalmayacağı açıktır. Demokratikleşme süreci açısından asıl tehlike de burada yatıyor. Askeri alan ile sivil alan arasındaki ilişkiler hiçbir zaman eşitler arası bir ilişki olmaz. Sivilleri küçümseyen ve karmaşık bir hal almış olan sivil toplum alanını yukarıdan tanzim etmeyi, hizaya sokmayı amaçlayan bu girişimlerle, zaten devlet iktidarı karşısında zayıf olan mevcut sivil toplum yapılanmasının devletin emekli askeri kanadının hegemonyası altında hepten zayıflayacağı, daha da önemlisi sivil ve demokratik niteliklerini tamamen kaybedeceğini tahmin etmek zor değildir. Demokratik pekişmeyi destekleyecek sivil toplumun taşıması gereken belli başlı özellikler vardır. Bunlar; demokratik geleneklere sahip bir toplumun varlığı, sivil toplumun örgütlenme ve kurumsallaşma düzeyi, katılımcılarının düşüncelerini, eylemlerini, değerlerini demokratik yönde biçimlendirmesi ve kendi içinde çoğulculuğa izin vermesi ve ötekinin varlığına saygı gösterme derecesidir. Askeri bir tektipleştirme düzeni içinde bu demokratik unsurların yeri olmayacaktır.

Demokratik bir sivil toplumdan devlet iktidarını kontrol, katılım düzeyini yükseltme, demokratik tutumların geliştirilmesi, çıkarların-taleplerin şekillendirilmesi ve eklemlenmesi, kutuplaşmaların yumuşatılması, yeni siyasal liderlerin yetiştirilmesi gibi işlevleri yerine getirmesi beklenir. Sivil iktidar ile askeri iktidar arasındaki sınır mücadelesinden/gerilimden doğan derin sivil toplum pratiklerinin yaygınlaşması sivil toplum alanının bu iki eksen arasında bölünmesine, giderek kutuplaşmasına, sivil alanın askeri alanın kontrolü altına girmesine, uygun adım yürüyen, demokrasinin ve çoğulculuğun değil, statükonun ve her alanda tekliğin savunucusu haline gelmesine yol açacaktır. Toplum mühendisliğinin yeni(den) keşfedilmiş araçlarından biri olarak sivil toplumun emekli askerlerin ellerinde hangi işlevleri yerine getireceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz. Deneme yanılma yoluyla, ağır aksak giden demokratikleşme sürecimizde sivil toplumu demokratik-çoğulcu unsurlardan tamamen temizledikten ya da sivil toplum alanını askeri ve sivil iktidar çatışmasının bir mevzii haline getirdikten sonra, Türk demokrasisinin pekişmesi adına hizmet etmeyeceği açıktır. Umudumuz odur ki, gidişatın vahameti bir an önce anlaşılır ve sivil toplum yeniden sivillere terkedilerek ağır aksak da olsa yolunda ilerlemeye devam eder.

* Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

Yorum

ÖNERİLEN VİDEO
Hatalı sollama facia getirdi!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.

+