YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Parantezler

Kıpırtısız suyun üstünde bir sandal var. Bir adam oltasını atmış sessizliği dinliyor. Geçmiş zamanın ilmiklerini tek tek çözerek hayatın sırrını çözmeye çalışıyor. Aslında balık avlamaktan çok, bu dingin suların ortasındaki derin sessizliği içine çekmeyi seviyor. Hareketleri, mesafeleri ve sesleri silen bu benzersiz iklimin içinde kaybolmayı seviyor. Hiçbir şey duymadan, hiçbir şeye katılmadan, hiçbir soruya cevap vermeden, suya usulca dokunan hafif bir esinti gibi olmayı seviyor. Kendini bulabildiği bu yerde kaybolup gitmeyi seviyor.

Kıpırtısız suyun altında gümüş rengi küçük bir balık oltanın ucundaki solucana doğru yaklaşıyor. Öyle aç ki, gözü solucandan başka bir şey görmüyor. Birazdan yanına varacak solucanın. Ağzını iştahla açıp solucana saldıracak. Sonrası mâlûm... Oltanın kancası boğazını yırtarak batacak tenine. Kendisini oltadan kurtarmayı umarak çırpınacak. Onun bu çırpınışları misinayı boydan boya kateden bir titreşime dönüşecek. Adam bu titreşimi farkederek oltayı çekecek ve balık suyun üstünde görünecek. Yiyecek birşeyler bulmak için çıktığı yolculuk, hayatını kaybettiği bir sona iliklenecek.

Bir oltanın iki ucunda, birbirine benzemeyen iki ayrı hikaye aynı anda yaşanıyor. Kıpırtısız suyun üstünde bir adam hayatın dingin sözcükleriyle kendi resmini yaparken, suyun altında gümüş rengi küçük bir balık bir oltanın ucunda can çekişiyor. Onların hikayelerini birleştiren bir tek an var. O ânın içinde bir olta iki ucundaki iki ayrı hikayeyi birbirine bağlıyor. Yerinden kopmuş bir döşeme parçasının, dibinde telve birikmiş bir kahve fincanının, ikiye katlanmış eski bir gazete parçasının ya da hayatın tenine yayılmış milyonlarca başka dokunulabilir nesnenin yaptığı gibi... Dikkat edin, ucuna ürkekçe iliştiğiniz şu kanepe, hayatınızın inanılmaz zenginlikteki kurgusunda belki de bir kavşak noktasıdır.

* * *

Bütün yolların Roma'ya çıktığı söylenir. Buna inanırsanız, aslında şuna inanmış olursunuz: Bütün yollar Roma'dan çıkar!

* * *

Şairin dediği gibi, eğer isterseniz gözyaşlarınıza ellerinizle dokunabilirsiniz. Göz pınarlarınızda damlalaşırken yakalayabilirsiniz onları, yanaklarınızdan çizgi haline aşağılara doğru yuvarlanırken de, hatta çenenizden tam yere damlayacakları anda... Gözyaşlarının fiziksel bir varlıkları vardır çünkü... Gözünüzdeki falanca bezlerin çalışmasıyla ortaya çıkarlar ve gözlerinizi yaşartırlar. Onlara dokunabilirsiniz. Hatta biraz sabırlı olabilirseniz, küçük bir şişede biriktirebilirsiniz. Adamın biri bir çay kaşığında kaç gözyaşı damlası biriktirilebileceğini merak etmişti mesela! Bunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama şunu biliyorum; gözümüzdeki falanca bezleri gözyaşı üretmeye sevkeden şeylerin fiziksel bir varlıkları yok! Dokunamadığımız acıların, göremediğimiz coşkuların, duyamadığımız çağrışımların etkisiyle ortaya çıkıyorlar gözyaşlarımız. Bir tür santral gibi çalışıyor yani gözlerimiz; somut varlığı olmayan duygulardan, dokunulabilir gözyaşları üretiyorlar.

* * *

Gözyaşları gözlerin görme yeteneğini arttırırlar. Ağladıkça daha iyi görmeye başlar insanlar, daha iyi gördükçe daha çok ağlamaya...


17.TEMMUZ.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...