YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Borsadan anlamam, ama...

Bir dostum, "Aman, aman" demişti, "Borsada paran varsa dikkat et..." Hisse senetleriyle yakından ilgilendiğini, çok sayıda kişi adına fon yatırımcılığı yaptığını bildiğim için dostumun anlattıklarını dikkatle dinledim.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nı (İMKB) 'tepe yaptığı' 18 binlerde gelen bu uyarıdan sonra yakın tâkibe aldım; geçen gün indeks 13 bin liranın altına düştüğünde dostumun isabetli tespitine şapka çıkardım... Gerçekten de kendi haline bırakılan borsayı tepelerde tutmak mümkün değil... Yabancı spekülatörlerin işin içinde olduğu dönemlerde ise, amatör küçük yatırımcının, hisse senedine yatırım yaparak para kazanması söz konusu olamıyor. Yabancı spekülatör bizimki gibi borsalara yıldırım gibi giriyor, en aşağı noktada topladığı hisseleri kendince mâkul bir noktaya tırmandırdıktan sonra elinden çıkartıyor... Aradaki fark 'kısa günün kârı' oluyor...

Bizde de kazananlar var tabii. Yabancı spekülatörü izleyebilecek durumda olanlar da, onlarla beraber hisse topluyor, onlar çıkarken de meydanı terkediyor... Hisse senedi değerleri dibe vurduğunda ne olduğunu anlamıyor bile küçük yatırımcı; dibe vuran hisseye olanlar olup, gazeteler, "Bir haftada değeri yüzde 1000 arttı" gibi haberler yaptığında ilk rastladığı vagona atlıyor... Hisseler, çok sayıda küçük yatırımcının vagona atlamasıyla tepe yapıyor zaten; o nokta ise işini bilen spekülatörün trenden atlama zamanı... Tepetaklak olan borsada, son anda trene atlayan küçük yatırımcının elinde avucunda ne varsa hebâ oluyor...

Bu konuyu aklıma getiren İMKB'nin son ayların en düşük endeksini görmesi olmadı. Turkcell, bir miktar hisse senedini New York borsasında yatırımcılara arz etti de, İMKB "Hisseleri New York borsasında satışa sunulan ilk Türk şirketi" haberine bile "Bana mısın?" demedi... Bu önemli.

Bir diğer önemli bulduğum haber de, Euromoney adlı önemli bir finans dergisinin, Global Menkul Değerler firmasına "En iyi aracı kurum ödülü" vermesiydi. Global, yeniden başbakan yardımcısı koltuğuna oturan Mesut Yılmaz'ın akrabası olan Mehmet Kutman'a ait. Şirketin yönetim kurulu başkanvekili Erol Göker, ödül töreninde, "İç kaynaklar yetmiyor, yabancı sermaye gelmeli" demiş...

Bu iki haberi yanyana koyduğumda karşıma İMKB ile ilgili farklı bir tablo çıktı. Bir hisse senedinin İstanbul veya New York'ta arzedilmesi arasında fark yok; yatırımcının milliyeti ortadan kalktı çünkü... Turkcell'in New York'a kadar uzanması İstanbul'a yabancı yatırımcının ilgi göstermediği görüşüyle ilgili olabilir mi? Global yöneticisi Göker'in "Yabancılar şimdilik Türkiye'yi test ediyorlar" itirafı da bu yönde...

"Yabancı yatırımcı bir ara dadandığı Türk borsasından ayağını neden kesti acaba?"

Bu sorunun cevabını ararken, okumakta olduğum bir yabancı yönetim danışmanının kitabında ilginç bazı satırlarla karşılaştım. Başka vesilelerle yeniden değineceğim 'Görünmeyen kıta: Yeni ekonominin dört stratejik buyruğu' adlı yeni kitabında (Henkel Yayınları) Kenichi Ohmae, yabancı spekülatörlerin, bir ülkenin para piyasası ve hisse senetleri borsasına, ancak kısa sürede büyük kârlar yapabileceklerse girdiğini söylüyor. Küçük piyasaların manipüle edilmesi onlar için fazla zor olmuyor...

Bakın ne yazmış: _Spekülatörlerin vurgun yapabilmesinin kaynağı, görece küçük piyasalarda kendi başlattıkları dalgalanmalara gösterilen tepkileri kendilerinin yaratabilmesidir. Bunlar seçtikleri bir para biriminden büyük miktarlarda açığa satarak (çoğaltan etkisiyle) bu paranın kurunu düşürmekte ve ulusal hükümeti parasını desteklemeye zorlamaktadır. Sonra da kendilerinin kışkırttığı tepkiden kâr sağlamaktadır..." (s. 184) Dolarla giriyorlar piyasaya, Türk parasına çevirip borsaya yatırım yapıyorlar, bu arada meydana gelen dalgalanmada ceplerini iki yönlü şişiriyorlar...

Ohmae, 'oyun' adını verdiği bu kısır döngüye hükümetlerin bile bile katıldığı kanaatinde. Ancak, hükümetler katılmaktan vazgeçtiğinde 'oyun' da kendiliğinden bitiyor... Eylül 1998'de Malezya para birimi 'rigid'in alım-satımını yasaklayıverdi, bunun oyunu bitiren bir etkisi oldu... Oyunu bitiren bir yöntemi daha anıyor Japon yazar: Ülkelerin para birimini güçlü bir başka para birimi (sözgelimi dolar) kazığına bağlaması... Yani, sizin para biriminiz doların artış veya eksilişine adım uyduruyorsa, doların aylar sonraki değeri bugünden biliniyorsa, yabancı spekülatörün o piyasada işi olmuyor...

Bir zaman önce, kulağıma, "Borsada düşüş olacak" diye üfleyen dostum, bu beklentisine sebep olarak çok dolambaçlı ve karmaşık mekanizmalardan söz etmişti; onu dinlerken ikna olduğumu hatırlıyorum. Ancak, Japonya'nın uluslararası üne sahip (kendisi Nike spor ayakkabılarının yönetim kurulu üyesi de) yönetim danışmanı olan Ohmae'nin tespiti bana daha da mâkul göründü. Öyle ya, bu yılbaşından beri, Türk lirası, dolar karşısında sabitlendi; o gün bugündür, paramızın değerini 'piyasa' değil, Merkez Bankası belirliyor... Bu da, öyle anlaşılıyor ki, yabancı yatırımcı üzerinde sarmısak etkisi yapıyor; burnunu tutan Türkiye'den uzak duruyor...

Ben borsadan anlamam ama, gördüğüm kadarıyla, liranın tekrar serbest kalacağı bir dahaki yılbaşına kadar, Türkiye, yabancı yatırımcı yüzü görmeyecek... Herkes hesabını buna göre yapsın...


17.TEMMUZ.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...