Logo... Düşünce...


7 Haziran 1999 Pazartesi


Apo çıtayı düşürüyor


Kuzey Irak, PKK ve terör üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Doç. Dr. Ümit Özdağ'la Öcalan davasını ve ardından gelen süreci arkadaşımız Nasuhi Güngör konuştu. Özdağ, öğretim görevlisi olarak çalışmanın yanında, Avrasya Merkez'de strateji ağırlıklı çalışmalarını yürütüyor.


NASUHİ GÜNGÖR

Uzun zamandır gelişmeleri izliyorsunuz. Bu açıdan Apo'nun ifadelerini geriye doğru okursanız, neler görüyorsunuz?

Burada PKK'nın izlediği stratejiye bakmak gerekiyor. Abdullah Öcalan ve PKK 1994'den beri askeri alanda gerilemeye başladı. 1997 itibarıyla ise bu tamamen pekişti. Yani PKK çok açık ve net bir yenilgiye uğradı. Bu tarihten itibaren ise Öcalan ve PKK'nın yeni arayışlara girdiğini görüyoruz.

Ne türden arayışlar?

Askeri alanda gerileyen ve bu alanda toparlanma şansı olmayan PKK, bu kez daha yoğun biçimde siyasi alana yöneldi. Yani çok kullanılan ifadeyle PKK'nın siyasallaşması için çalışma yapmaya başladı. Gerçi 1997'lerde ordulaşma gibi birtakım sloganlar kullandıklarını da görüyoruz örgütün. Ama bunlar gerçeği yansıtmıyor ve tüm çalışmalar özellikle siyasallaşma alanında yoğunlaştırılıyor.

Bir tür geri çekilme, ama aynı zamanda yeni bir atak mı, böyle görebilir miyiz?

Şu şekilde ifade edebiliriz. PKK hep stratejik denge durumundan, stratejik saldırıya geçmek için gayret etti, ama bunu başaramadı. Örgütün yapılanması daha çok stratejik savunmanın özelliklerini taşıyordu. Böyle bir yapıya mecbur edildi bir bakıma. Mesela 1997'de PKK'nın durumuna bakarsanız, Kuzey Irak'ta sürekli operasyona uğruyor. Güneydoğu'da köşeye sıkıştırılıyor. Böyle bir aşamada siyasallaşma dönemine girmeyi kaçınılmaz buldular.

PKK başından beri siyasal faaliyetleri olan bir örgüt. Ama o tarih itibarıyla süreç mi hızlandı?

Aslında sürecin hızlanması biraz daha sonra. Tarih vermek gerekirse, Öcalan'ın Suriye'den çıkışıyla birlikte siyasallaşma arayışı hızlandı. Bundan sonraki süreci de bu anlamda izlemek gerekiyor.

İsterseniz davaya gelelim. Apo'nun yaptığı savunma üzerinde biraz duralım.

Abdullah Öcalan'ın yaptığı savunmanın çok belirgin iki özelliği var. Daha doğrusu iki taktik üzerine kurulu. Birinicisi temel savunma ekseni hayatını kurtarmak. Bunun için oluşturduğu ikinci zemin ise, hayatını kurtarma karşılığında devlete birşeyler vermesi gerektiği. İşte Öcalan, kendi siyasi hedefiyle bunu uzlaştırmaya çalışıyor. Yani bir taraftan hayatta kalmak, bir yandan bunun karşılığında birşeyler vermek ve bunlar arasında bir uzlaşma bulmak.

Yani adeta devlete bir proje sunmaya mı çalışıyor?

Evet, devleti ikna etmek için onun kabul edeceği bir proje sunmaya çalışıyor. Bu arada dikkat çekici olan nokta, bunu gerçekleştirmek için kendi tezlerini inkar ediyor. Çıtayı sürekli olarak düşürüyor. Bu arada çelişkilere de düşüyor. Ama tüm bunları onun izlediği strateji üzerinde değerlendirmek daha doğru olur.

Çelişkileri, aslında izlediği stratejinin ürünü mü?

Öcalan'ın temel tezi, yani mahkeme boyunca izlediği yol şu: "Benim siyasi projem yanlıştı. Türkiye Kürtler'i ezmedi, onlara baskı yapmadı. Kürtler Türkiye'deki siyasal sistem içinde demokratik haklara sahihptir, siyaset yapabilmektedir. Şu halde mesele kültüreldir. Bu haklar tanınnırsa iş biter." Öcalan burada meseleyi kültür temeline indirgeyerek çıtayı düşürüyor. Bu arada da "Onları dağdan ben indiririm, barışı sağlarım" gibi sözler söylüyor.

Ama aslında yeni bir süreci başlatmaya çalışıyor? Söylediklerinizden bunu çıkarıyorum.

Evet, öncelikle kendisini kurtarmaya çalışıyor. İkincisi PKK'nın siyasallaması için alan, zemin ve meşruiyet arıyor. Söylediklerini bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Onun sözlerinde samimiyet ya da doğruluk aramak anlamsız. Çünkü daha beş ay önce bugün mahkemede söylediklerinin tamamen tersine sözleri vardı. Ama dediğim gibi, meseleyi kültürel olarak tanımlayıp taktik alan oluşturuyor.

Bu tarihten sonra Öcalan hangi sürecin parçası ya da sürükleyicisi olabilir? Böyle bir ihtimal var mı?

Öcalan bundan sonra hiçbirşeyin parçası olamaz. Türkiye'deki siyasi konjonktür buna müsait değil. Dünyadaki şartlar da uygun değil. Zaten o da bunun farkında ve kendi açısından bütün kozlarını oynuyor.

PKK bölünme sürecinde

Apo'dan sonra PKK nasıl şekillenecek?

Apo'nun tasfiyesi PKK içinde bölünmeleri getirecektir. Buna ait işaretler var zaten. Bu konjonktürel olarak terörde tırmanma getirecektir. Birtakım büyük eylemler arayışına gireceklerdir. Burada önemli olan davanın seyridir. Eğer burada ortaya çıkan sonuçla Apo ismi etrafında bir "mit" ya da efsane oluşturulursa, bu örgüte dinamizm kazandırır. O zaman bununla başa çıkılması zor olacaktır. Oysa yargılama sürecinde Apo siyasi olarak bitirilirse, o zaman bu tehlike kalmaz.

Peki şu ana kadar davanın seyri bu söylediğinizi ortaya çıkarabilir mi?

Zaman zaman evet, zaman zaman hayır.

PKK içinden yeni bir liderlik çıkması ihtimali var mı? Mevcut Başkanlık Konseyi örgütü ne kadar yürütebilir?

Öcalan'ın yerini alacak kimse yok. Zaten böyle bir isim olsa onu hayatta bırakmazdı. Başkanlık Konseyi'ni ise geçici olarak görüyorum. Söylediğim gibi örgütün parçalanmasını kaçınılmaz buluyorum.

Devlet kinle hareket etmez

İdam tartışmaları üzerinde neler düşünüyorsunuz?

Şimdi toplumun önemli bir bölümünde Apo'nun asılması talebi var. Bu haklı bir taleptir. Toplumu bu anlamda kimse kınayamaz. Benim başından beri savunduğum düşünce şuydu. Öcalan ülke dışında bulunduğu dönemde Türkiye istihbaratı tarafından elimine edilmeliydi. Şimdiki durum ise daha farklı. O zaman yaşayan eşkıya ve ölü eşkıya ikilemi vardı. Şu anda ise hapisteki eşkıya ve ölü eşkıya paradigması ile karşı karşıyayız. Öcalan'ın gerçekleştirdiği eylemlerin siyasi boyutu da var. Henüz karar aşamasında bir dava var. Onun için konuşmak doğru değil. Ancak milletler duygusal olabilir. Bunda da sonuna kadar haklıdır. Ancak devletler daima rasyonel davranmak zorundadır. Gelecek yüzyılı ve muhtemel gelişmeleri de hesaba katarak akılcı politikalar izlemek zorundadır. Yani devlet, kin esasına göre hareket etmez.

Buradan idama karşı olduğunuz ya da olmadığınız gibi bir sonuç çıkarmak yerine, sanki yapılacak olanı doğru olarak ortaya koymalı mı demek istiyorsunuz?

Kararla ilgili benim bir şey söylemem sözkonusu değil. Kararın muhtevasını tartışmıyorum. Sadece davanın seyri, siyasi ve toplumsal boyutları doğru ortaya konmalı ve çerçevesi iyi çizilmeli diyorum. Alınacak her karar için geçerlidir bu söylediklerim.

İdamın infazı, Türkiye için özellikle yeni ve sıkıntılı bir dönemi getirir mi? Özellikle dış baskılar açısından?

Türkiye bunların hepsini göğüsleyecek güçtedir. Yeter ki söylediğim gibi çerçeveyi düzgün ifade etsin ve ortaya koysun.



D ü ş ü n c e   G ü n l ü ğ ü
Yöneten: Hamit Can
FAKS: 0212 613 14 92 - 93


 
 




Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED