| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Amerika neye benziyor? - ISinema sektörü öylesine Amerikan merkezli işliyor ki; artık ortalama bir televizyon seyircisi Amerika hakkında, kendi ülkesi hakkında bildiğinden daha çok şey biliyor. Ama bu bilgilerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı konusunda şüphelerim var. Çünkü tek tek bütün "puzzle"ları birleştirerek ulaştığımız Amerika portresi, Hollywood patentli bir saçmalıklar karmaşasından başka bir şey değil! Bakın filmlerin anlattığı Amerika nasıl bir yer: Büyük şehirler, başdöndüren yükseklikte gökdelenlerle dolu ve sık sık aşağıya birileri düşüyor. Bu yüksek binaların asansörleri inanılmaz bir sosyal aktiviteye sahip. Aşklar, cinayetler, rehin almalar, mahsur kalmalar, kaçıp kovalamacalar,itip kakmalar, idrak etmeler ve hakikate ermeler sık sık bozulan bu birkaç metrekarelik asansörlerde gerçekleşiyor. Bu yüksek binalarda çalışan insanlar iki muhabbet edebilmek için yemeğe çıkmak, sağlıklı olabilmek için de en yakın parklarda koşmak zorunda kalıyorlar. Kafalarının çalışması için de kahve içmeleri gerekiyor. Şehirli insanlar genellikle apartman dairelerinde yalnız yaşıyorlar. Buna rağmen evleri evli olanlardan daha hareketli oluyor. Evli olanlarsa aşırı meşguliyetleri sebebiyle birbirlerini göremez oluyorlar. Bu da zamanla kavgalara ve ayrılıklara neden oluyor. Kavga mekanı olarak genellikle mutfaklar seçiliyor. Şehirlerin asıl oğlanları, şirketlerde çalışan kravatlı takım elbiseli adamlar, muhteris avukatlar, kariyeri parlak işkadınları, uyuşturucu kullanan zenciler, pürzekâ gazeteciler ve bunalımlı polisler arasından çıkıyor. Diğerleri hep figüran... Küçük yerleşim yerleri ya da banliyöler, en fazla iki katlı, kapalı garajı, basketbol potası ve ön bahçesi olan evlerden oluşuyor. Bu evlerin kapılarına her sabah süt şişeleri bırakılıyor ve gazete fırlatılıyor. Küçük yerlerde yaşayan insanların hiç aile saadeti olmuyor. Babalar kesinlikle vizyon sahibi olmadığı halde otoriter tipler, anneler abartılı ev hanımları, çocuklarsa büyük şehir hayali kuran huysuz, takıntılı ve kesinlikle sopalık tipler... Gençlerin her gece mutlaka evden çıkmaları ve yine mutlaka belli bir saatte evde olmaları gerekiyor. Evden çıkmayan gençlerin sosyal uyumsuzluğundan, saatinde geri dönmeyenlerin de aşırı uyumluluğundan endişe ediliyor. Küçük yerlerde yaşayan aileler sabah kahvaltısını epeyce abartıyor. Süt ve mısır gevreğinin yanısıra yumurta, çörek ve başka bir sürü ağır şey yeniyor. Şehir merkezlerinde yaşayanlarsa alelacele bir fincan çay ya da portakal suyuyla geçiştiriyorlar kahvaltıları. Amerika'da hemen herkesin bir arabası var. Birileri kendilerini kovalamadığı sürece hiçkimse otobüse ya da metroya binmiyor. Zaten özellikle metrolar güvenli değil. Bugüne kadar hadise çıkmayan hiçbir metro görmedim filmlerde. NOT: Bu konuya Cuma günü devam edeceğiz (İşte oldu! Hep bir sonraki yazı gününe sarkıtabileceğim uzunlukta bir yazım olsun istemiştim!)
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|