| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Ecevit, Sezer'e ne diyecek?Başbakan Ecevit'in, "Hükümetimiz bir yılı aşkın bir süredir bütün dünyada hayranlık uyandıran bir uzlaşı sergiliyor. Bunun Sayın Cumhurbaşkanı ile de devam edeceğini umud ediyorum. Kararnameyle ilgili olumsuz bir sonuç çıkmasını düşünmek bile istemiyorum" cümleleri, bugün Cumhurbaşkanı ile yapacağı görüşmeden bir sonuç çıkması ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Ecevit, bu sözleriyle Sezer'e bir Cumhurbaşkanı'ndan çok "devletin işleyişinden habersiz toy bir bürokrat" muamelesi yapmaya devam ettiğini göstermiştir. Esasen, hükümette var olduğunu iddia ettiği uyum, bu yapının devamından en fazla yararlanan kudretin kim olduğu belli olduğu için, çok da ciddiye alınacak bir tesbit sayılmamalıdır. Bu kudret elbette, tartışmakta olduğumuz 'Kanunsuzluk Hükmündeki Kararname'yi bile gözü kara savundurtacak bir hükümetin uyumu için herşeyi seferber edecektir. Ve elbette, Çankaya'yı da bir an önce bu uyuma dahil etmek için elinden geleni yapacaktır. Bu öyle bir uyumdur ki ortaklar, içlerinden birisinin parti işlerini düzenlerken tâbi olduğu "töre"ye, devlet işleri düzenlenirken müracaat etmekte sakınca görmemektedirler. Uyum denilen şey aslında MHP'nin töre ile tesis ettiğinden farklı değildir. Tahakkuku için her türlü vasıta meşru kılınmaktadır. Ecevit ve yardımcılarının "Sezer imzalamak zorunda" cümlesini kaç kere ısrarla sarfettiklerini sayamadım. Ama, hükümet kanadının bu cümleyl yapmak istediğinin eski köye yeni adet getirme girişimini küçümsemek olduğu ve üsluplarının nezaket sınırlarını aşarak, hiç de ustaca olmayan bir demagojiye dönüştüğü açıktır. Cumhurbaşkanı'nın iade gerekçesinde dile getirdiği "Disiplin suç ve cezası öngören kuralların KHK ile değil yasa ile düzenlenmesi gerekmektedir" cümlesi bile bu demagoji fırtınasında kendisine geri dönmüştür. Hükümet, bu gerekçeden şu inanılmaz hükmü çıkarmıştır: "Cumhurbaşkanı madem bu KHK'ya kanun muamelesi yapıyor. O halde, ikinci kez gönderildiğinde tıpkı Meclis'in gönderdiği bir kanuna yapılması gerektiği gibi imzalamak zorundadır." Koalisyon liderlerinin Sezer'i hedef alış biçimi, üslubu, referansları ve öncekilere göre başarısız sayılsa da kamuoyu oluşurma biçimi ortaya asla hukukla telif edilemeyecek bir yapı çıkmaktadır. Hükümet, devletin çıkarları adına hukukun çizdiği sınırları aşmakta sakınca görmemektedir. Siyasal iktidar, son tahlilde Devlet Töresi'nden vazgeçememekte, bütün itirazlara bu gayrıresmi ilke ile gözdağı vermektedir. Ecevit'in bugün Sezer'e "ikinci kez" anlatacağının da bu olduğunu tahmin etmek için fazla bir çaba saretmeye gerek yoktur. Başbakan Cumhurbaşkanı'na bu kez, herhalde ima yoluyla değil açık açık, "Senin bildiğini ben de biliyorum ama bu ülkede işler böyle yürüyor..." diyecektir. Peki, işler hep böyle mi yürüyecek? Sezer'in önünde değil, başının üzerinde Demokles Kılıcı gibi durmakta olan kararnameyi imzalayıp imzalamamasının önemi de zaten bu sorudan kaynaklanmaktadır. "İmzala" diyenlerin öfkesi de, "İmzalama" diyenlerin umudu da bu cevapta gizlidir.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|