| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Devlet krizi...Siyasal erki temsil eden hükümetin başının, kendini devlet erki yerine koyarak, aslında devlet erkinin legal ve meşru temsilcisi olan Cumhurbaşkanı'nı 'devlet krizi' çıkarmakla etiketlemeye çalışması son derece anakronik bir durum. Başbakan'ın zihninde belli ki, derin tepkiler verme yeteneği olan bürokratlar devleti temsil ediyor, ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın devleti temsil etme yeteneği yok veya Cumhurbaşkanı devleti temsil noktasında daha geriden geliyor. Çünkü ancak böyle bir algı dünyasının içinden konuşulduğu zaman Cumhurbaşkanı'nı hükümetin arzuyla çıkarmak istediği bir kararnameyi geri çeviriyor diye 'devlet krizi' çıkarmakla suçlamak mümkün olabilir. O zaman mesele açıktır. Hükümet, dar alanda çalışan 'devlet aklı'nı temsil etmeye başlamışken, bunun nasıl bir otoriterlik olduğunu görememekte ve 'siyasal akl'ın karşısında yer almaktadır. Bu nokta önemli. Hükümetin siyasal aklın karşısında yer alması, Cumhurbaşkanı'nın karşısında yer almasıyla özdeş değil, çünkü Cumhurbaşkanı hükümetin oynadığı saha ya da varlık bulduğu zemin anlamında siyasal aklı temsil etmez -başka manada edebilir. Hükümetin siyasal aklın karşısında yer alması, Cumhurbaşkanı ile karşı karşıya gelmesini doğuran sebepten dolayıdır. Çünkü bu hükümet ne 'pozitif' ne de 'negatif' özgürlüğü korumaya dönük bir faaliyetin adresi değildir. Siyaset, her halde ve şartta, 'vatandaş'ın devlet karşısında özgürlüklerini koruma işleviyle oy talep eder. Bu, ya devletin belli haklara dokunmaması anlamında 'negatif özgürlükler'in korunmasıdır, ya da 'vatandaş'ın, devletin kendisi için tekelleştirdiği alanda daha çok söz sahibi olmasını ifade eden 'pozitif özgürlük' alanının genişletilmesidir. İşte asıl misyonu budur hükümet denen 'siyasi varlığın', fakat bu hükümet siyaset yaparak değil, siyasetsizleşme ile iktidara geldiğinden, 'siyasi bir varlık' olmanın gereklerinin tam tersini misyon olarak sahiplenmektedir. Bu durumda Cumhurbaşkanı'nın 'müdafaa-i hukuk' adına sergilediği iradeli tavır, kendi kabının dışına da su ulaştırarak, 'siyaset'in, 'siyasal özgürlükler'in ve 'vatandaş'ın varlık alanlarının özgünlüğünü de korumaktadır. İşte bu noktada, bu anlamda devletten, yani Cumhurbaşkanı'ndan (Cumhurbaşkanı'nın kişiliğinden öte makamdan) gelen tavır beklenenin çok üzerinde bir titreşim yaratarak, ülke üzerindeki kıskaçların şiddetinin azaltılmasına destek vermiştir. Buna rağmen, kararnameyi imzalamazsa Cumhurbaşkanı'nı 'devlet krizi' çıkarmakla suçlamak, devletin krizde olmadığı durumların, kıskaçların şiddetinin arttığı, siyasetin, özgürlüklerin ve 'vatandaşlık' bağının zedelendiği durumlar olarak tanımlanmasıdır ki, Başbakan şu anda böyle bir tanımlayıcılığın destekçisi görünümündedir. Oysa, kararnamenin Cumhurbaşkanı'na yeniden iadesinde öne sürülen gerekçelerden biri, 'Cumhurbaşkanı'nın yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki uyumu sağlamla yükümlü ve yetkili' olmasıdır. Kararnamenin, yasamanın alanının yürütme tarafından işgal edilmesi anlamına geldiği ortadayken, Cumhurbaşkanı'nın bunu geri çevirerek, üzerine düşeni yapmasına 'devlet krizi' etiketi yapıştırmak, 12 Eylül rejiminin yürütmeyi yasama aleyhine güçlendirici refleksini siyasi enstrümanlarla işletmeye soyunmak demektir. Asıl 'devlet krizi' de budur. Tabiatı gereği darbelere karşı olması gereken siyaset kurumunun, kesif sonuçları olan bir darbenin üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra bile, o darbenin mantığını sivil siyasetin araçları ile işlevselleştirmeye çalışması vahimdir. Hükümet, tanımını kendi yaptığı bir 'devlet krizi'ni, yine kendisinin şiddetini yükselttiği bir biçimde tırmandırmaktadır. Bunun anlamı, Cumhurbaşkanı'nın değil hükümetin istifasını gerektirecek bir sürecin başlamış olması demektir. Çünkü Cumhurbaşkanı 'hukuk devleti' tarafında dururken, hükümet 'hikmet-i hükümet'in safında yer almaktadır. Roller değişmiştir adeta. Bunun açık anlamı, 'istikrar' adına ortaya çıkan hükümetin, siyasetsizleşmenin olduğu, hukukun tam olarak işlemediği ve özgürlüklerin dondurulduğu bir noktada askıda temsil yeteneğinin olması, ama siyaset, hukuk ve özgürlükler temelinde bir temsil yeteneğinin kalmayarak kriz odağına dönüşmüş olmasıdır. Cumhurbaşkanı, bugün saat 11.00'de Başbakan'la görüşmesinde, kararnameyi yeniden iade edeceğini bildirerek, bu 'devlet krizi'ne son vermelidir. Aksi halde hükümet, istikrar adına, krizleri yerleşikleştiren ve süreklileştiren bir misyon icra etmeye devam edecektir.
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|