| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Daha cesur bir muhasebe şartErtuğrul Özkök'ün 'Cesur bir muhasebe' başlıklı dünkü yazısını okurken içimi dayanılmaz bir hüzün kapladı. Hürriyet'in yüklendiği olumsuz misyon, belli ki, geceleri uykusunu kaçırmaya başlamış... Kendisinden "Müteveffa" diye söz eden eski arkadaşlarıyla karşılaşmamak için sarf ettiği çaba da onu yoruyor olmalı... Uykusuz kalmış yorgun bir vücut, insanı, sıkça 'muhasebe' yapmaya zorlar... 28 Şubat, bugün gelinen noktada, destekçilerinin vicdanını sızlatıyor. "Acaba gerçekten oyuna mı geldik; yetkilerini aşma gözükaralığını gösteren bir kaç kişi bizi yönlendirdi mi?" sorusu beyinlerini zonklatıyor. Özkök'ün üzerine yapışmış iki de sıfatı var: "28 Şubatçı" ve "Garnizon demokratı"... İleride bu sıfatlarla anılacağını bilmesi, artık sınıf atlamış ve TÜSİAD üyesi bir 'işadamı' kimliği kazanmış da olsa, bir zamanlar özgürlük türküleri söylemiş bir 'eski devrimci' için onur sorunu... Muhasebeden, vicdanını dindirebileceği, kendini teselli edebileceği bir tek gerekçe yakalayabilmiş: "28 Şubat sürecinde Refah Partisi'nin de günahı vardı; vardı ki, o günlerde her akşam insanlar evlerinin ışıklarını söndürüyorlardı..." Kendini inkâr da etse 'Türk aydını' eski hastalığından kurtulamıyor: İndirgemecilik... Özkök, ülkenin önünü kesen, toplumu gerip ortasından bölen, bireylerde kalıcı travmalar meydana getiren bir süreci, bir tek sebebe (RP'nin günahına) indirgiyor... Demokrasilerde, seçimden birinci olarak çıkmış bir partinin iktidar olması 'meşru' hakkı değilmiş, ya da yanlışının cezasını seçmenden görmesi gerekmezmiş gibi... Demokrasilerde, bazı formüllerin ağza biber sürülmeyi gerektirecek bir ayıp olduğunu da unutuyor... 28 Şubat'a 'halk desteği' denilen şey neydi? Ertuğrul Özkök 28 Şubat'a destek anlamı taşıyan eylemlerin arkasında organize güçler olduğunu benden iyi biliyor. 'Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık' eylemi hangi reklâm şirketinin 'cin' metin yazarları tarafından düşünüldü? Hangi örgütler, bazı konuları gündemde tutmak için, kimlerin teşvikiyle işbölümü yaptılar? Bütün bunlarda, devlet tarafından kurdurulmuş örgütler ve 'psikolojik savaş eğitimi' verilmiş kişiler kadar, geçmişte farklı ideolojik kutuplaşmalarda benzer amaçla kullanılmış koçbaşlarına bu kez de 'irtica karşıtı cephede' ön planda rol verildiğini gerçekten bilmiyor olamaz Ertuğrul Özkök... Bazıları, 28 Şubat'ı RP'nin iktidarı elde etmesinin tetiklediği bir gelişme olarak yansıtma kolaycılığına saplanıyorlar. RP'nin süreç içinde elbette hayati hataları oldu; ancak Hürriyet yönetmeni gerçeğin bundan çok farklı olduğundan mutlaka haberdardır... Yıllar öncesinden düşünülmüş, provaları yapılmış, ön hazırlıkları tamamlandıktan sonra düğmeye basılmış, çok boyutlu, değişik grup ve katmanların işbirliğiyle hayata geçirilmiş bir süreçtir 28 Şubat... Onu askere mal etmek, her düzeyden sivilin parmağını görmezden gelmek büyük bir ucuzculuk... Bir tek soruya cevap isterim: "Çankaya Köşkü'nde Demirel değil de farklı özelliklere sahip bir cumhurbaşkanı oturuyor olsaydı, gerçekleşebilir miydi 28 Şubat?" En önemli provalardan biri, Bosna Savaşı sırasında, Grozni'ye kimyasal bomba atıldığı haberinin duyurulduğu andan sonraki 24 saatte yaşandı. Dönemin devlet bakanı, o haberi duyurmak için, televizyon kanalları arasında mekik dokudu... Ertesi gün, nereden çıktıkları belli olmayan kalabalıklar, Ankara ve İstanbul sokaklarına taştılar. Ankara'daki gösterilerde, biri, ABD büyükelçiliği bahçesine atladı... Devlet tarafından yayılan bir yalan haber üzerine başgösteren 'isyan' manzaralı o olayların fâillerine ne oldu? 28 Şubat'a giden yolda başka bir 'kostümlü prova' da Avrasya feribotunun kaçırılması olayıdır... Bir grup eylemci feribota bindiler ve kameralar eşliğinde garip bir kaçırma olayı gerçekleştirdiler... O olayın fâilleri şimdi neredeler acaba? Bu iki olay (ve daha kimbilir nicesi), 28 Şubat süreci içerisinde yaşanacak 'garip' olayların öncüsü provalardı. Nereden mi biliyorum? Devletin, şimdilerde başka bir birime bağlı olarak çalışan, bir 'psikolojik mücadele dairesi' bulunuyor. O daire, yukarıda andığım iki olay vuku bulduğunda bir devlet bakanına bağlıydı. Hani, "Sırplar Grozni'ye kimyasal bomba attılar" haberini yayan bakana... Bakanın, bunu, bir 'psikolojik savaş' tatbikatı olarak yaptığını olaydan hemen sonra burada yazdım ben... 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından adını alan süreçten tam üç yıl önce... Dostum olan bakan, yazının çıktığı gün Meclis'te karşılaştığımızda ve daha sonra çeşitli vesilelerle, benim görüşümde haklı olduğumu teyitten kaçınmadı... Aynı bakan, daha sonra (Mayıs 1995) Selanik'te de bir 'olay'ın içine düştü... Kimbilir daha kimler, hangi örgütler, hangi siyasiler bu amaç için kullanıldılar? Psikolojik savaş oyunu, sadece insanları sokağa dökme provası değildir; kimlerin oyuna gelmeyeceğini, medyada ve siyasette kimlere güvenilebileceğini tespite de yarar... Türkiye, 28 Şubat'a böyle bir zemin üzerinde geldi... Şu noktada, daha sağlıklı ve daha cesur bir muhasebe yapıp son Abant toplantısının yaygınlaştırdığı deyimle 'demokrasi tövbesi yapmak' şart... İyice yalnızlaşan, çevresine yabancılaşan Hürriyet yönetmeni buna herkesten fazla muhtaç...
[email protected]
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|