YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Sezer'in çürüğü olsaydı

Şu anda bir odağın hayret verici bir açlıkla, Cumhurbaşkan'ı Sezer'e ilişkin bir "çürük dosyası" hazırlamak için çaba sarfettiği tahmin olunabilir. Ve yine tahmin olunabilir ki, şu ana kadar böyle bir "çürük izi"ne rastlanmamıştır.

Düşünün ki, Sezer'i ziyaret eden bir başyazar, onun kullandığı çay bardağının kalite düşüklüğüne kadar çürütme malzemesi olarak kullanıyor.

Düşünün ki, Anayasa Mahkemesi kararları didik didik edilip, orada, Cumhurbaşkanı Sezer'i bugün vurabilecek bir "çürük" bulunup bulunmadığı araştırılıyor. Bazı kararlarda Haşim Kılıç'la paralel hareket etmiş meselâ... Vur! Bazı kararların imzasını geciktirmiş meselâ; yine vur! Ya geçmişteki kararlarıyla bugünküler arasında bir çelişki bulunabilseydi, vur ki vur!

Acaba Yekta Güngör Özden ile makam otosu tartışmaları ile gerilen ilişkilerinden bir maraza çıkarılamaz mı?

Yoksa Anayasa Mahkemesi Başkanı'yken Atatürk'ü anma toplantılarına gitmemiş miymiş?

"Ahmet Bey" diye "Cumhurbaşkanı" unvanından soyutlanmış küçümseme ifadeleri üretiliyor. (Yoksa bu, biz adamı titrinden de soyutlarız anlamına bir tehdit midir?)

Tevazuundan, sade yaşamasından eksiler konuyor dosyasına... Satın aldığı kitaptan, kişilik tahlillerine gidiliyor.

Bütün bunlar, çürük arama çabasının ürünü.

Ve herhalde bu sade Anadolu insanının geçmişinde, bugünkü ilişkilerinde bir çürük bulamayışın çaresizliği içinde akıl almaz şaklabanlıklar yapılıyor.

Şu kolaylıkla söylenebilir ki, eğer Ahmet Necdet Sezer'in bir çürüğü bulunabilseydi, şu yaşadığımız gerilim içinde paramparça edilirdi.

Belki de "bakın şu dosyalara, bunların gündeme getirilmesini ister miydiniz?" diye sorulurdu...

Hatırlamak gerekli, Doğan Güreş'e nasıl etek giydirildiğini... İnsafı yoktur bir kesimin... Cumhurbaşkanı demez, eski Genelkurmay Başkanı demez yerler... Rahmetli Mehmet Ali Taşçı'nın bir "Adamyer Fikri" tipi vardı hikâyelerinde... Adamyer Fikri'lerden geçilmiyor memlekette. Ve Cumhurbaşkanı'nı bile yemek için dişlerini biliyorlar.

Bir dosya üretilemedi demek ki Cumhurbaşkanı Sezer için! Onun için göbek altı vuruyorlar. Ve bunlar, toplum zemininde hiçbir yankı bulmuyor. Aksine, Cumhurbaşkanı Sezer, kararlılığı ile, tevazu ve sade hayatı ile derin yatırımlar yapıyor toplum şuurunda...

İşin ilginç yanı, Cumhurbaşkanı'nı bile diz çöktürme çabasındaki o çarpık çizgi, müthiş bir azalış halinde olduğunu da farketmiyor. Baksa şöyle sağına soluna, dün aynı telden çalanların bile, çevresinden ayrılıp, artık yalan şatolarına vurduğunu görecek. Hani diyorum, "liboş" diye suçlanma takıntısı, "numaracı Cumhuriyetçi" diye suçlanma endişesi olmasa, "İslâmcılar'la birlikte mi oldun?" gibi sıkıştırılmayacağını bilse, pekçok insan, bu yalan şatosuna bir kazma da kendisi vuracak...

28 Şubat mantığı öylesine yalnızlaştı ki...

Ben, pekçok 28 Şubat yazarının, şu sıralarda, bir zihin restorasyonu yaşama arefesinde bulunduğunu düşünüyorum.

Değilse ne yazacaklar, önümüzdeki zorunlu özgürlük, insan hakları, demokratikleşme atılımlarında?

İşte Türkiye, BM'nin "Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi" ile "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi"ni imzaladı. Bu anlaşma bireylere kendi politik, ekonomik, sosyal ve kültürel durumunu belirleme (self determinasyon) hakkı tanıyor. Sözleşme keyfi gözaltını ve tutuklanmayı önlüyor, insanları işkence, küçültücü muamele ve cezaya karşı koruyor. Adil yargılama hakkı öngörüyor, bağımsız bir mahkeme şartını getiriyor. Herkese, inandığı değerleri hayata geçirme hakkı tanınmasını şart koşuyor.

Ne yani, iç hukukun bağlayıcı kabul ettiği böyle uluslararası anlaşmaları imzalayıp imzalayıp rafa mı kaldıracağız? Ya da, imzaladığımız anlaşmalara aykırı hareket ettiğimiz için çuval çuval tazminat mı ödeyeceğiz? Birileri birilerine işkence yapacak, tazminatı 65 milyon ödeyecek! Bunu sürdürmek mümkün mü?

28 Şubat kafası bu defa, mazisinde çürük dosya bulunmayan, sade, mütevazı ama hayret verici bir biçimde prensiplerinde tutarlı olmaya çalışan bir devlet adamına tosladı. İlk sınamalarda işinin zor olduğunu görmüş olmalı.

Cumhurbaşkanı Sezer ise, gene bu ilk toslamada, arkasında çok farklı yelpazeden oluşan derin milletin muhabbetini hissetmiştir muhakkak.

Bize kalırsa hükümet, bir oy kaygısı taşımayan Cumhurbaşkanı ile gerilimi tırmandırmak yerine, onun kararlılığından da istifade ile, sivil siyasetin, yani bizzat kendisinin özgürleşme zeminini büyütmeye gayret etmelidir. Cumhurbaşkanı ile itibar yarışı içine girmek son derece anlamsızdır. Çünkü Cumhurbaşkanı kendisinin rakibi değildir.


18 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...