YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

28 Şubat neden değil, sonuçtur!

Birkaç yıl önce İstanbul Belediyesi'nin katkılarıyla bir otelde düzenlenen İslâm-Türk Düşüncesi Sempozyumu'na -tebliğ sunmak maksadıyla- davet edilmiştim. Çeşitli fakültelerden gelen ilim adamları uzmanlık alanlarına uygun olarak gruplara ayrılmışlardı. İki gün boyunca bu özel gruplar dahilinde tebliğler sunulacak, müzakerelerin sona ermesiyle birlikte neticeler halka açık bir toplantıyla ilan edilecekti.

Katılmış olduğum grup 10-15 kişiden oluşuyordu. Nihayet sıra, Kayseri İlahiyat Fakültesi'nden bir öğretim görevlisine geldi. Tebliğ konusu, "kadının dövülmesi" meselesine temas eden Nisâ Sûresi'nin 34. ayetine dâir yeni (!) bir yorum denemesiydi. Tebliğci, bu konuya çözüm bulmak için uzun araştırmalar yaptığını, sözlüklerde d-r-b kökünün anlam listelerini gözden geçirdiğini, bu çokanlamlı sözcüğün dövmek anlamından başka karşılıklarının da bulunduğunu farkettiğini anlatıp, içlerinden günümüz zihniyetini rencide etmeyecek farklı bir anlamı tercihte karar kıldığını söyledi.

Kendisi biraz da neşeyle dinlenmiş, sadece bazı latifelerle mukabele görmüştü. Fakat birdenbire hâzirûn içerisinden bir İlahiyat doçenti kendini tutamayıp öfkeyle Batı'nın tesiri altında yapılan bu tür te'villere gerek olmadığından, ayetin bir hakikati dile getirdiğinden, kendisinin (yanlış hatırlamıyorsam) Portekizli bir hanımla ikinci evliliğini yaptığından, vs. sözetti.

Hatibin üslûbu, bu girişin sonunun pek iyi bitmeyeceğini gösterdiğinden olsa gerek ki herkes başını önüne eğmiş, gergin bir biçimde bir an önce konuşmanın bitmesini bekliyordu. Sonuç, beklenildiği gibi tam bir felâketle neticelendi ve hatib sesini daha da yükselterek, "Meselâ benim evliliğim gayet mutlu bir şekilde sürüyor. Bi kodum mu evde huzursuzluk filan kalmıyor. Kadın dediğin dayakla yola gelir... Nitekim geçenlerde..." diyerek şahsî tecrübelerinden misâller vermeye başladı...

Herkes donup kalmıştı. Bir ara başımı kaldırıp yanımda oturan arkadaşıma bakacak oldum; iskemlesi çoktan boşalmış; utancından alelacele dışarı çıkmıştı. Bu arada hatib de aniden susuvermişti; zira tam karşısında Dr. Nuray Mert'in oturduğunu farketmiş, ancak bir kere olanlar olmuştu.

Yüzüne -riyakârca- bir tebessüm yakıştırmaya çalıştı... "Şey..." dedi; "tabii ki sizin gibi modern hanımları istisna kabul etmek lâzım". Konuştukça batıyordu. Sinirleri sonuna kadar gerilmiş olan davetlilerin patlayan kahkahaları arasında başka şeyler söylemeye çalıştıysa da artık o eski kabadayılığından eser kalmamıştı.

Şimdi düşünelim bakalım, mizaçlarına, alışkanlıklarına, kabalıklarına, köylülüklerine Kur'an'dan mesned arayan bu tür kimselerle, güya Kelâm-ı İlahî'yi savunmak amacıyla onun ayetlerini sözlüklerden gelişigüzel seçtikleri anlamlarla -hem de beceriksizce- yamamaya kalkışan işgüzarlar arasında nasıl bir tercihte bulunacağız?

Öyle ya, bu ayete 1) H.H, "Eşiniz sizi dövmeye kalkışırsa, kendinizi savunun"; 2) E.Y, "Eşinizi başkasıyla aynı yatakta yakalarsanız, onu boşayın"; 3) H.A, "Eşiniz sizinle birlikte olmaktan kaçınıyorsa, iknaya çalışıp onunla cinsel ilişki kurun"; 4) Y.N.Ö ise, "Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin" şeklinde hiçbir yorum kaidesiyle kabil-i telif olmayan; bir-iki itirazla sapır sapır dökülecek durumda bulunan keyfiliklerle ma'lûl anlamlar yakıştırırlarken, mezkûr zâtın yanına düşmemek adına bu zevâtın laubaliliklerine razı olmak zorunda mıyız?

Birileri ayetin maksadını/muradını hiç ama hiç anlamaksızın zontalık yapacak, güya erkek-egemenliğe karşıymış gibi görünen taşralı dekadanlar ise vıcıklık... Elifi görse mertek zannedecek durumdaki bazıları da sözüm ona hakem rollerine soyunup bu keşmekeşten istifadeyle adam idadına girmeye çalışacaklar...

Peki ya, Kelâm-ı İlahî? Mübarek Kitabımızın bu vaziyete düşürülmesi kimsenin yüreğini sızlatmıyor mu? Kimse, nereye gidiyor bu işin sonu diye düşünmüyor mu? "Ne olsa gider" şeklindeki vıcıklığı görüp de "lütfen biraz ciddiyet" diyecek ehl-i insaf da mı yok bu memlekette?!?

Kimse, ama kimse 28 Şubat'ı başımızdaki gâilelerin müsebbibi olarak sunmaya kalkışmasın; 28 Şubat bir sonuçtur; hem de hak edilen bir sonuç!


18 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Dücane Cündioğlu

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...