YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Keşke unutmasak!

Bir acının ardından teselli niyetine "Allah bu acıyı unutturmasın" denir. Çünkü bir acı ancak daha büyük bir acı ile unutulur.

On beş gündür medya, sivil toplum 17 Ağustos'u unutmadığımızın, kapımızı çalmak üzere olan yeni deprem tehlikeleri için bilincimizin açık, idrakimizin tam olduğunu ihsas ettirmek üzere "biz uyumayacağız sen de uyuma" kampanyaları düzenledi. Kaç evde ışık yandı Çarşamba'yı Perşembe'ye bağlayan gece? Bizim sokağın yarısı aydınlık yarısı karanlıktı. Saat tam üçe çeyrek kala bir sokak köpeğinin ağıta benzer uluması duyuldu. Mahalle mahalle dolaştı köpek. Onun bu içli sesinden sonra ışık yanan evlerin sayısı arttı.

Bir yıldır deprem bölgesinde yaşamak çoğu insan için pek yaşamaya benzemese de "yaşayanlar" hiç de az değil. Mesela 17 Ağustos depreminde henüz inşaat halindeki dairelerin çatlayan yerlerini onardıktan sonra gazetelere ilan vererek "depreme dayanıklı ev" sattığını söyleyen müteahhit, ya da duvarındaki çatlaktan korkup evini satılığa çıkaran ama çatlaktan dolayı ne müşteri ne de para kaybını göze almayarak çatlağı alel usul kapatıp, evinin çok sağlam olduğunu, 17 Ağustos'ta hiç sallanmadığını söylemeye kalkan sıradan vatandaş. Kendileri yaşasınlar diye başkalarının hayat hakkını hiçe sayanlar. Onlar 17 Ağustos'tan sonra hiç de azalmadılar.

"Unutmadık" diye manşetler atıyoruz. Esasında unutmasak hiç unutmasak demek istiyoruz. Unutmayanlar unutmadığı sürece hayattayız çünkü. 83 yaşındaki Hacer teyze mesela. Emekli maaşıyla iki depremzede öğrenciye burs veren gönlü zengin Hacer teyze; abdest sularını biriktiriyor kaplarda israf olmasın diye. Biriktirdiği sularla balkonu yıkayıp, çiçeklerini suluyor. Her ikindi namazından sonra depremde ölenlere rahmet, kalanlara sabır ve gönül ferahlığı için Yasin-i Şerif okuyor.

Rüveyda Hanım her gün saat 8'i beş geçe Cevşen okumaya başlıyor. Saniye aksatmadan. 24 saatı dakika dakika paylaşmış olan arkadaşlarına uyarak. Her saniye Cevşen okuyan biri var İstanbul'da.

Unutmadık diye manşetler atıyoruz. Eyleme dökülmeyen herşey hafızanın kıvrımlarında kendisini oradan çekip çıkaracak bir çağırışım gelene kadar unutulur oysa. Arada 3,8'ler; 5,2'ler, Düzce olmasaydı yani deprem bize kendisini unutturmamak üzere tedbirini almamış olsaydı unutmaz mıydık sahiden? Her deprem sonrası birbirine giren ve her birini neredeyse sülalemizin fertlerinden daha iyi tanıyor gibi olduğumuz deprem profesörlerimizden eli kulağında diye ayak seslerini bize de duyurmaya çalıştıkları deprem senaryolarını o kadar sık dinlememiş olsaydık da yine de 17 Ağustos'u unutmamış olur muyduk?

"Unutmadık" diye manşetler atıyoruz. "Unutmadık" derken bile bir fani olarak ölümlü olduğumuzu unutmuş oluyoruz çoğu defa. Ölümlü olduğumuzu unutmadığımız sürece başkalarının hayatı da bizim hayatımız kadar kıymetli olacak. Enkaz altından çocuk kaçıranlar insanlıklarını unutmamış olsalar böyle bir vahşeti yapabilirler miydi? Evlatlarının yanı başından sağ çıkarıldığını görüp de bir daha haber almayan ana-babaların acıları ölüm acısından daha yaman. Haber alınmadan geçirilmiş her gün 17 Ağustos'tan daha acı.


18 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...