YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

"Halk"ı mı, yoksa "demokrasi"yi mi feshedelim?

Bazılarımız ve mesela Cumhurbaşkanı Sezer, Kanun Hükmünde Kararname'nin hukuka aykırı olup olmadığını tartışıyor..

Bazılarımız ise, mesela askeri müdahalelerin, hukukun gereği olduğunu kanıtlamak için çaba gösteriyor.. Bunların arasında, 28 Şubat benzeri müdahalelerin, "halk hareketi" olduğunu söyleyenler de var..

Askeri müdahalelere, "halk" mı, yoksa "vatandaş" mı destek verir, bilemiyoruz..

Hatırladığımız gülünç olaylar vardır..

1950'lerden başlayarak köyden kente göç hızlanınca, eski kent-soylu İstanbullular'ın keyfi kaçmıştı.. Bu kesimin sık sık şöyle yakındığı duyulurdu..

- Eskiden Kadıköy vapurunda herkes birbirini tanır, selamlaşırdı.. Şimdi ise, bir tanıdık bile çıkmıyor vapurlarda..

Bir eski İstanbullu yazarın da, şöyle yazdığı söylenirdi..

- Halk geldi, vatandaş denize rahat giremez oldu!.

"Halk"ın devreye girmesi ile, Türkiye'nin bütün gerçekleri, büyük kentlerin, "orada bir köy var uzakta" diyen kesimlerinin önüne seriliverdi..

Türkiye'de kentlere büyük göç başlarken, aynı sırada Almanya'ya da göçen kırsal kesimden Anadolu insanı, "misafir işçi" (gastarbeit) konumunda, Avrupalılar'ı da böyle şaşırtmıştı..

Bir İsviçreli profesörün, Türk misafir işçileri hakkında şu yorumu yaptığı, hatırlardadır..

- Biz işçileri bekliyorduk.. Onlar bütün problemleri ile insan çıktılar!..

Şimdi Türkiye'deki bazı kesimler, 28 Şubat benzeri askeri müdahalelerin meşruiyetini ve kalıcılığını savunurken, gerekçe olarak da şunları söyleyebiliyorlar..

- Bu eğitim düzeyi ve bu ilkellikle, Avrupa Birliği'ne giremeyiz!..

Avrupa Birliği'nin üyeleri ve organları ise, olanca güçleri ile anlatmaya çalışıyor..

- Sizin demokrasinizin üzerinde askeri müdahale gölgesi varken ve insan hakları düzeyiniz düşükken, Avrupa Birliği'ne giremezsiniz.. Türkiye, toplumunun bütün öğeleri ile, hukuk, demokrasi ve insan hakları ortak zemininde uzlaşmalıdır..

Acaba kim haklı?.

Bizim sonradan olma, yeni kent-soylu laikçi vatandaşlarımız mı, yoksa "Avrupalılık" denilen çağdaş-uygarlık düzeyinin sözcüleri mi haklı?

Gerçekten 28 Şubat'lar olmadan ve bunların meşruiyeti kabul edilmeden, Türkiye'nin "bu halk"ı ile, Avrupa Birliği'ne girmesi mümkün değil mi?

Kim söylemiş hatırlamıyoruz.. Ama herhalde Hitler'e yakın bir ideolog söylemiştir..

- Bu halk demokrasiye layık değil.. Bu durumda demokrasiyi feshetmeliyiz!.

Bütün bu çeşitlemelerin ötesinde acı bir gerçek var..

2000'li yıllardayız.. Ama Türkiye'de belirli kesimler, Türk halkını fazla beğenmiyor.. Demokrasiyi Türkiye için lüks buluyorlar..

Geçenlerde, oligarşiyi temsil etmek konumundaki bazı ünlü isimlerle beraberdik..

Bunların Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i, çok açık biçimde beğenmediklerini görüp, dinledik..

Çankaya'da bir "hukukçu"nun olmasının getirdiği erdemler ve güvenceler, fazla anlam taşımıyordu onlar için..

Onlar her fırsatta Avrupa ve Amerika'ya gidenlerdendi.. Ama Avrupa ve Amerika'daki hukuk anlayışının, Türkiye'de devletin en tepesinde bulunması, onlar için bir anlam taşımıyordu..

Anlayacağınız, önümüzde aşmamız gereken uzun ve zor yollar var..

Bakalım, "halk" olmadan, sadece "vatandaşlar"la hiçbir yere gidilemeyeceğini, onlara nasıl anlatacağız?

ŞAKA

Birlikteliğe alışmak!.

17 Ağustos depreminden sonra üretilen bir slogan, hâlâ etkisini sürdürüyor.. Şöyle bu slogan..

- Depremle birlikte yaşamaya alışmalıyız!.

Bu son "Kararname krizi"nden sonra, Ecevit hükümetine yönelik olarak üretilen slogan da şöyle..

- Hukukla ve Cumhurbaşkanı Sezer'le birlikte yaşamaya alışmalısınız!.

AKIL

Aklı kısa olanın, çenesi düşüktür!.

Nice akıllı ve başarılı ana-babaların, akılsız evlatlara sahip olduklarını gördük.. Bir İngiliz atasözü var.. "Akıl ne tevarüs edilir, ne de miras bırakılır" şeklinde bu atasözü..

Türkiye'nin her zamankinden daha çok "akıllı insanlar"a ihtiyacı var şimdi.. Yeni bir çağın eşiğindeyiz.. Demokrasinin, insan haklarının, bireyselliğin, özgürlüğün ve serbest rekabetin egemen olduğu "bilgi ve iletişim çağı"nı ıskalamamak için, akla değer vermemiz şart..

Diktatörlüklerde bir kişinin, oligarşilerde belirli kesimlerin, demokrasilerde ise "bütün seçmenler"in aklına ihtiyaç vardır..

Hiç unutmayalım.. Aklın vatanı yoktur.. Akıllı adamın ülkesi bütün dünyadır..

Akıllı adamlar, inceler, tartışır, önerir, uzlaşır.. Akılsızlar ise yargılar ve inatlaşır..

Bir insanın en iyi hayat arkadaşı, akıldır.. Aklı olmayan servetin, değeri olsa bile anlamı yoktur..

"Saplantı", "ön-yargı", "kan-davası" gibi olgular, aklın düşmanlarıdır.. Aklı kısa olanın, çenesi düşük, dili uzun olur..

Türkiye, yeniden-yapılanma gereksinimini bütün şiddeti ile hissederken, öncelikle evrensel aklın özgürce çalışması sağlanmalıdır..


18 AĞUSTOS 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...