|
Hani hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı?
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı... Ama, herşey eskisinden bin beter. Yine hazırlıksız yakalanacağız, yine umutsuzca "hırsız müteahhitler" ve "aciz devlet" olgusunu masaya yatıracağız. Yine toplanan yardımların nereye sarfedildiğinden emin olmadığımızı seslendireceğiz.
Her mahfilden, her odaktan aynı itirazlar...
Sanki "hırsız müteahhitler"le "aciz devlet" olgusu temel "insan sorunsalı"ndan, daha doğrusu mevcut insan kalitesinden bağımsızmış gibi.
Tastamam bir yıl oldu.
Hiçbir şey değişmemiş.
Ahlâkın, erdemin, duanın kıymet hükmü yoksa; iyi vatandaş, dürüst insan, adil devlet, erdemli davranış lafızları, yalnızca lafız olarak kalacaksa, neden değişsin?
17 Ağustos afetinden sonra gazetelerde bol bol hırsızlığa, erdemsizliğe, ahlâksızlığa lanet yazıları okuduk.
Normal şartlarda her türlü kaptıkaçtılığı, her türlü erdemsizliği "vatanseverlik" kılıfı altında pazarlayan refiklerimiz bile, afetten sonra "biçim" değiştirip "suçlu" arama telaşına kapıldılar.
Reflekstir.
Her olaydan sonra "suçlular" ararız.
Bu rahatlatır bizi.
Sorumluluklarımızdan azade kılar.
Peki, "kredi" ve "teşvik" adı altında devlet imkanlarını sorumsuzca yağmalayıp "öteki"nin gözyaşları üzerine servet ve iktidar bina edenler?
Onların suçlu arama pervasızlığı temel insan sorunsalından bağımsız mı?
Türkiye'de insan malzemesi kalitesiz.
Dolayısıyla, bu insanların yaptığı evler de, oluşturdukları toplum düzeni de kalitesiz olacaktır. "Bileşik kaplar" örneğinde olduğu gibi, bu kronik "halet", her alanda, her durumda, her olguda kendini gösterecektir.
Yöneticilerimiz mi çok kaliteli?
Askerlerimiz mi?
Aydınlarımız mı?
Gazetecilerimiz mi?
Sanatçılarımız mı?
Aradan bir yıl geçti, toplanan yardımların deprem bölgesine ulaşıp ulaşmadığı hâlâ bir muamma... Bu yardımların nereye harcandığı, hangi kanallara akıtıldığı...
Devlet ne işe yarar?
Baskı mekanizmalarını devreye sokmaktan, insanların hayatını karartmaktan, deprem bölgesine akan "sivil yardımlar"ın altında çapanoğlu aramaktan başka?
Sıradan "Yurttaşlık Bilgisi" kitaplarında "devlet", örgütlü toplumların oluşturduğu ve insanların hayatını kolaylaştıran bir "organizasyon" olarak tanımlanır.
Yani, cismanî bir güç değildir devlet.
Bir imece...
Bir dayanışma ve üleşme mekanizması.
Gelgelelim, ideolojik yapılarda devlet deyince ister istemez akla gayrı kaabil-i tecezzi bir odak, bir güç merkezi, bir oligarşik yapı geliyor.
Giderek kendi doğruları içine kapanan ve her türlü farklılığı cezalandırılması gerekli bir ispat-ı vücut cehdi olarak algılayan yapılarda devletin görevi, öncelikle o gayrı kaabil-i tecezzi odağı tahkim etmek olacaktır.
Öyle de oluyor...
Kafası, Ankara'daki "iktidar oyunu" ve "entrika"lardan ötesine basmayan memur konvansiyonunun depremlerle, afetlerle, kendi varlığını devletin varlığıyla kaim gören "saf vatandaş çoğunluğu"nun acılarıyla uğraşacak ne zamanı, ne isteği, ne de enerjisi var artık.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Çünkü, her şey eskisinden bin beter.
18 AĞUSTOS 2000
|