![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bir "mütedeyyin" tanımı oluşturmakKıyım "mütedeyyin" insanlara yönelik olmayacak. Bu yöndeki ithamların izale edilmesi için bakanlar durumu halka anlatacaklar. Benzer bir ifadeyi bir yerlerden hatırlıyoruz. 27 Mart 1998 tarihli MGK toplantısından da böyle bir karar çıkmıştı. "İrtica ile mücadele samimi dindarları rahatsız etmeyecek ve hukuk kuralları çerçevesinde olacak"tı. Bu, bir ANAP jesti idi. Belki samimi olarak, belki de parti tabanını tutmak için, böyle bir "şerh"e gerek duyulmuştu. Ama mücadele bildiği gibi seyretti. Başbakanlık Takip Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği'nin ölçüleri neyse o uygulandı ve pekçok "samimi dindar"ın canı yandı. Acaba neydi MGK'nın altını çizdiği "samimi dindar" insan? Ya da şimdi nedir Anasol-M hükümetinin kıyımdan korunacağını vadettiği "mütedeyyin memur" tipi? Hani bir söz var, "Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır", diye... Eğer böyle bakarsak, ki başka türlü bakmamız için elimizde bir gerekçe yok, eskiden "Samimi dindarı sakınıyoruz" diye kıyılanlar, şimdi "Mütedeyyin memuru sakınıyoruz" diye kıyılacak... Bir ara "Sıra eşi başörtülü ilahiyatçılara geliyor" diye yazdığımda, çok çarpıcı bir şey yazdığımı sanmıştım. Ama, yaşanılanlara baktığımda, çok daha ileri çarpıklıkların Türkiye için normal hale gelebileceği görülüyor. Hükümetin "Mütedeyyin memuru sakınacağız" vadine çok inanan iktidar ortağı partilerin milletvekilleri, özellikle de "eşi başörtülü" olanlar, yakında "eşi başörtülü insanların milletvekili olamayacağı" yönünde bir kural getirileceğini düşünmelidirler. "Başörtülü bir bayan"ın nasıl milletvekili olamayacağını TBMM'deki ürkütücü infazla gördü Türkiye... Şu an "eşi başörtülü kaymakam"ın "ayıklanma"sı normalleştirilmeye çalışılıyor. "Eşi başörtülü milletvekili"ne neden tahammül etsin bu zihniyet? Peki "kadın eli sıkmamak" gibi çağdaşlık dışı bir eylemi mevcut bulunmadığını sandığımız "Eşi başörtülü Diyanet İşleri Başkanı", acaba "mütedeyyin memur" kapsamına girer mi? Ya da müftüler, imamlar? Bunların hepsi de devlet memuru ve muhtemel ki eşleri başörtülü... "Eşi başörtülü" bir kaymakam veya validen, ya da milli eğitim müdüründen, devletle ilişkileri açısından ne farkları var Diyanet İşleri Başkanı veya müftülerin-imamların? Ne demek mütedeyyin memur? Bir tanım arıyor olmalı hükümet... Laik bir ülkede, hükümet kanalıyla bir dindarlık tanımı yapılmalı ve o şablona uyanlar kalmalı, uymayanlar gitmeli! Müthiş bir laiklik uygulaması bu değil mi? "TBMM'nin başörtüsüne özgürlük kararını iptal eden" Anayasa Mahkemesi gerekçesine göre "TBMM "din eksenli" bir düzenleme yapamaz"dı! Ama negatif yönden, yani dindarlığı kısıtlamak söz konusu ise pekala bir düzenleme yapılabileceğini müşahede ediyoruz. Yani pekala "Şu şu hareketleri dindarlık içine sokamazsınız" deme hakkını görüyor laiklik mantığımız. Malkara Milli Eğitim Müdürü'nün görevden alınma gerekçesine, eşinin başörtülü olmasından başka gerekçeler de eklenmişti. Mesela beş vakit namazını kılıyordu Milli Eğitim Müdürü, sokakta başörtülü eşiyle dolaşıyordu ve cumhuriyet balolarına eşiyle birlikte katılmıyordu. Üstelik ilçede, dindar kesimlerle ilişki kuruyordu. Sanki önce atmayı kafaya koyuyor, sonra gerekçe üretiyor gibiyiz... O zaman da, "hedef insan"ın "Müslümanlık adına yaptığı her şey" ona not verecek kişi ve kurumlar açısından suç haline geliyor. "Kanunsuz suç olmaz" yönündeki temel kural kimin nesine? "Hedef insan", suçlamalardan korunmak için eşinin başını açmaktan başlıyor, sonra namazları azaltıyor, sonra başka şeyleri... İslam'ı gün gün azalan bir insan haline geliyor... Sonunda posası çıkıyor ama bu defa da "bunları samimi yapmamak"tan, yani sisteme sadakatsizlikten atılıyor.... "Mütedeyyin memurun sakınılacağı"na dair vaad, ancak "irtica yanlısı memur"la "mütedeyyin memur"un tanımları kanun maddesi haline geldiğinde anlamlı olabilir. Hukuk devleti (!) duyarlılığı da bunu gerektirmez mi? Adamı yargılayacaksanız (acaba yargılayacak mısınız?) o zaman önüne suç dosyası koymanız gerekir: Beş vakit namaz kılıyorsun, üstelik teheccüde kalkıyorsun, namazdan sonra tesbih de çektiğin görülmüştür... Burada emniyet raporu var, çocuğun ilkokul beşten önce Kur'an eğitimi almış vs... O zaman hükümetten Meclis'e getireceği kıyım tasarılarında bir memurun hangi somut davranışlar yaptığında "irtica yanlısı" olabileceğine dair ölçüler getirmesini bekleme hakkımız vardır. Diyelim kaç vakit namaz irticaya, kaç vakit mütedeyyinliğe girer, bilmeli bunu memur... Cuma namazları irticaya mı mütedeyyinliğe mi girer, bilmeli... Kaç oruç irticadır, kaçı mütedeyyinliktir, değil mi, bunlar irtica ve dindarlık ayrımında önemli kıstaslardır! Hükümet bir kere zaten sistem kargaşası yaşayan devleti dört dörtlük bir "negatif teokrasi" haline getirmeyi kafasına koydu ise, bunu bu kıyım kanunları vesilesiyle yerine getirmeli... Böylece, 21'inci yüzyıla nasıl bir sistem modeli armağan edebileceğimizi göstermeliyiz!
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|