![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bu büyük fırsatı kaçırmamalıyız!.
Geçen hafta boyunca, cep telefonlarının bile ulaşmadığı Ege koylarında, bir Bodrum guleti ile, "Mavi Yolculuk" yaptım.. Ne gazete vardı o denizlerde, ne de televizyon haberlerini izlemek mümkündü.. Bazen bir uğrak limanında, birkaç günlük gazeteleri görebiliyordum. Özetle, kitaplarım, dostlarım, düşüncelerim ve doğayla birlikteydim geçen 8-9 gün boyunca.. Dün karaya ayak basınca, bu "yokluk" sona erdi.. "Güncel"in tek-düzeliği, olanca ağırlığı ile yine bastırdı.. Oysa yaşanılan dünyadan biraz uzak kalınca, birşeylerin değişebileceğini görmeniz mümkün oluyor.. Hergün nefes nefese yetişmeye çalıştığınız "gelişme"lerin, aslında bir "yerinde sayma" olduğunu, çok iyi görüyorsunuz.. "Gazete haberleri"nin yanında "kitap"ları da aynı ağırlıkla değerlendirince, Türkiye'nin açmazlarını daha iyi fark ediyorsunuz.. Örneğin bir "Ahmet Necdet Sezer olayı"nın, Türkiye için nasıl bir tarihi fırsat yarattığını, hissedebiliyorsunuz.. Paul Newman'ın başrolünü oynadığı bir filmde, bir avukatla, müvekkilinin "adalet" konulu bir tartışması vardı.. Haklı davasını mahkemeye götüren müvekkil, avukatına soruyordu.. - Mahkemeler olduğuna göre, adalet de vardır herhalde? Avukat, gülümseyerek şu cevabı veriyordu müvekkiline. - Mahkemelerin varlığı, bir ülkede adaletin varlığının kanıtı değildir.. Mahkemeler, adaletin var olması için, bir şans yaratır.. Cumhurbaşkanı Sezer'in, "hukukun üstünlüğü"ne inanmış bir eski yargıç olması da, buna benzer bir şans tanıyor Türkiye'ye.. "Üstünlerin hukuku"nun değil, "hukukun üstünlüğü"nün egemen olduğu, sosyo-politik bir ortamın varlığını, belki hatırlarız bu fırsatla.. Hep, Türkiye "Kopenhag Kriterleri"ne uymalıdır, diyoruz.. Bakarsınız, Kopenhag Kriterleri, Türkiye'deki toplumsal yaşamın temel alt-yapısı olur.. Ve Türkiye, Orta Asya ve Ortadoğu'daki hukuksuz ülkelere, "Kopenhag Kriterleri"ni ihraç etmek gibi bir misyonu üstlenir.. Sovyetler Birliği'nin çökmesi ertesinde doğan ve "Küçük Stalinler"in yönetimine geçen yani cumhuriyetler, Türkiye'den "sanal babalar"ın değil, "gerçek hukuk ve demokrasi"nin kendilerine gelmesini beklemeye başlar.. Bu ihtimal de, "Sezer olayı"nın yarattığı tarihi bir fırsat değil midir? Hepimiz biliyoruz.. Türkiye'de "hukukun üstünlüğü" ve "anayasal demokrasi" gerçek olmadan, dünyanın 1'inci lig ülkeleri arasında sayılmamız, mümkün değil.. Hukuk, sadece insan haklarının ve özgürlüklerin değil, "mülkiyet"in, "rekabet"in, "girişim"in de teminatıdır.. Türkiye'de hukukun üstünlüğü olmadan, buraya "yabancı sermaye" de gelmez.. Sadece "yüksek risk"i göze alan "sıcak para" gelir.. Türkiye'de, özgürlükçü ve evrensel hukukun kurallarına dayalı sivil bir demokrasi egemen olmadığı zaman, bu ülke, "müttefikleri" için, sadece "bölge"nin merkezinde bulunan bir "askeri üs" olarak görülür.. Ülkenin insanları, kültürü, potansiyeli yok sayılır.. Nasıl Pakistan'ın darbeci generali Perviz Müşerref ile de diyalog kuruyorlarsa, "bizimkiler"i de öyle, "ötekiler" gibi görüp, diyaloga girerler.. Sezer'in bir "demir-el" değil, bir "demir-leblebi" çıkması, bu tablonun değişmesi için bir şans yaratmıştır..
ŞAKA
Şimdi konuşmak kolay!.
G.S. Başkanı Faruk Süren, galibiyet üzerine şöyle demiş, - Demek Fatih (Terim) olmadan da oluyormuş.. Demek oyuncular daha önemliymiş.. Süren bu sözleri 550 yıl önce söyleseydi, başına neler gelirdi tahmin edin.. - Fatih (Sultan Mehmet) olmadan da olur.. Neferler (mesela Ulubatlı Hasan) daha önemlidir!.
KİTAP
Düşük Yoğunluklu Çatışma Projesi..
Türkiye'deki "demokratik ortam"ı, "düşük yoğunluklu çatışma" zeminine çeken post-modern müdahalecilerin en etkili silahı "medya"dır.. Tatilde okuduğum kitaplardan biri, "Post-Modern Savaş"tı.. (a.g.e. Chris Hables Gray, Çev. Derya Kömürcü, Alta Yayınları - İstanbul 2000) Bu kitabı okuyunca, "Amerikan Ordu Eğitim ve Doktrin Komutanlığı"nın ürettiği "Low-İntensity Conflict Project"in (Düşük Yoğunluklu Çatışma Projesi), sivil demokrasilerde nasıl uygulandığını da, öğrenebiliyorsunuz.. Bu proje içinde, demokrasi, "demokrasiyi kurtarmak adına", pekala ortadan kaldırılabiliyor.. Türkiye'de hâlâ, "28 Şubat haklı mıydı" veya "askeri müdahalelerden siviller daha fazla sorumludur" gibi başlıklarla konuya eğilenlerin, "Post Modern Savaş - Yeni Çatışma Politikası" adlı kitabı okumalarını, şiddetle tavsiye ediyorum.. Böylece, Amerika'dan bize sadece "Coca-Cola" ve "Mc Donalds"ın gelmediğini görebilirler..
mbarlas@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|