|
Barak ve Emin-zâde
Dün neşredilen "El çek ilâcımdan" başlıklı yazıyı özellikle kaleme aldım. Türkiye'de cereyan eden "Kör Ebe" oyununa dikkati çekmek için. Yazının başlığının "El çek ilâcımdan tabip" olması gerekiyordu. Leylâ'nın hasreti dolayısıyla çöllere düşen Mecnûn'un, doktora yakarmasını ifade ediyordu o mısra parçası; "Bana ilaç değil, Leylâ'nın hasreti dolayısıyla içine düştüğüm bu derttir şifa", demek istiyordu Mecnûn!..
Bu küçük girizgâhtan sonra meselenin aslına doğru ilerleyelim. Geçen haftanın basını MGK toplantısını, varsa yoksa kararname krizine indirgemişti. Sanki Türkiye'nin başka hiçbir meselesi yoktu ve bir deli gömleği giymiş gibi, Kör Kuyu'ya düşmüş sanılan bir taşı çıkarmaya çalışıyordu ülkenin ileri gelenleri.
Halbuki bizim öğrendiğimize göre, MGK normal gündemini geniş geniş müzakere etmiş ve ancak ondan sonra kararname konusuna el atılmıştı. MGK bildirisinin birinci maddesi olarak kaleme alınması ise, işin sadece nezaketi olarak değerlendirilebilirdi. Burada Ecevit'in gönlünü almaktan tutun da, gidebileceğiniz kadar gidin!.. Yani iş rayına oturuyor, Ekim'de açılacak Meclis süreçlerinin önü böylece açılmış oluyordu.
Zülfün yüzüne perde
Son MGK toplantısının asıl gündemi peki nerede? Kıbrıs meselesine ilişkin müzakereler basına niçin yeterince yansımıyor? Hele Ortadoğu konusunda Türkiye'nin geliştirdiği yeni konsept? Bunların hiçbiri ne basında, ne televizyonlarda zerre kadar yer almıyor. Peki soru:
Bu tür nazik konulara basın mı ilgi duymuyor; yoksa bizatihi politik karar alıcılar mı basına yansıtılmasına mânî oluyor? Yoksa bilinçli bir saptırma mı söz konusu?
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu meselelerdeki yaklaşım tarzı, benim de kafamı karıştırmıyor değil. Türkiye'de irticanın yoğun şekilde tartışılmaya başladığı sıralarda, mutlaka önemli birşeyler oluyor. Sadece bunu farkediyorum.
Nitekim bu tartışmalar sırasında, yani MGK toplantısının hemen akabinde, İsmail Cem Filistin'e uçmuştu bile. Dikkat ettim İsmail Cem haberleri, her gazetede tek sütun!.. Televizyonların çoğunun gündeminde bile yok. Kimse de sormuyordu, İsmail Cem Filistin'de ne yapıyor, ne yaptı diye. Ama Emin-zâde iri puntolarla veriliyordu.
O zaman biz soralım:
İsmail Cem'in Filistin'e gidişini, Arafat'la görüşmesini, en önemlisi de Barış Planı konusunda Arafat'a sunduğu tekliflerin basına yansımalarını kim sınırlıyor dersiniz? Yani burada, basının olumsuz bir gayretkeşliği mi söz konusu, yoksa irtica şamataları arkasına gizlenmek istenen bir husus mu var? Halbuki birkaç gün sonra, mesele yavaş yavaş aydınlanıverdi. Türkiye'nin, Filistin ve İsrail tarafını ikna için geliştirdiği bir paketti bu!.. Ve doğrudan doğruya Mescid-i Aksa ile ilgili!.. Doğu Kudüs, Mescid-i Aksa ve Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki bir uygulamanın esas alınması!.. Eğer yanılmıyorsam paketin özü, mukaddes bölgenin, Filistin'in yani Müslümanlar'ın kontrolünde bırakılması, Mûseviler'e de ibadet imkânının sağlanması. Tabiî ki Ağlama Duvarı kasdediliyor burada. Cem'in üstü kapalı açıklamasında, bu bölgenin İslâm âlemine âit olduğu vurgusu da ayrıca dikkati çekiyor. Bununla da yetinilmiyor, eğer kabul edilirse(!), Eylül ayında bu mesajın ABD ve İsrail tarafına da iletilebileceği belirtiliyor. Yani Camp Davit'deki yeni buluşmada.
Bu trafik nereye?
Bütün bunlardan ne çıkıyor?
Hiç kuşkusuz Türkiye Ortadoğu barış süreciyle yakından ilgileniyor. Hem de gırtlağına kadar bu işin içine girmiş. Size birşey söylesem, bilmem inanır mısınız? Hem de en başından beri bu işin içinde!..
Bu sütunda bir, buçuk ay önce, Ortadoğu barışının olumlu sonuçlar doğuracağını yazdığımız bir sırada, Dışişleri'ne sıhrî derecede yakın bir okuyucumuz (diyelim) aramıştı. Anlattıklarını dinleyince, projeksiyonumuzun ne kadar sağlıklı olduğuna bir kere daha inanmak durumunda kaldım. Halbuki o sıralarda, Arafat'ın Filistin'i satmak için memur edildiği biçiminde iddialardan geçilmiyordu. İşte böylesi karamsarlıkların ortalığı kapladığı ve Ortadoğu'nun geleceğine ilişkin ümitvâr yazılarımızı okuyan bir profesör dostum daha aramıştı o sıralarda. "Sayın Turinay demişti, bu yazılarını kütüphaneme astım. Hergün gözümün önünde!.. Sonucu bekleyiyorum, o zaman sizi tekrar arayacağım!.." İnanır mısınız, içim titredi o anda.
Eminzade ve Barak Ankara'da
Evet yüzde 90, Ortadoğu barışı önümüzdeki sonbaharda imzalanacak. Sonra arkasından Suriye-İsrail müzakereleri yapılacak ve Golan Tepeleri de iâde edilecek. Yani Ortadoğu inşaallah bir sulh denizine dönüşecek. Ayrıca RAND'ın Musevî Makovski'nin açıklaması dikkatinizi çekmiyor mu? Ne diyordu haşmetlû Makovski son raporunda? "Yakın bir gelecekte Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasına imkân yok."
Vay benim köse sakalım!.. APO Türkiye'ye getirilirken, Kıbrıs'ın satıldığını, ya da Kuzey Irak'taki Kürt devletinin sağlama alındığını (o da satılmıştı değil mi) bağıra çağıra ilân edenler, hani nerde şimdi? Satılmak bir tarafa, Kıbrıs'ta iki devlet tezi konuşuluyor niçin görmüyoruz bunu?
Bu arada size çok yüksek bir ihtimalden de söz etmek isterim. İranlı Dışişleri Bakan Yardımcısı Emin-zâde'nin Türkiye'ye gelişi de, doğrudan Ortadoğu barışı ile ilgili. Arafat'a ulaştırılan Türkiye tezi konusunda bilgi vermek için. Yani davetli olarak Ankara'da idi Emin-zâde!..
Şimdi de İsrail Başbakanı Ankara'da. Hem Arafat'a sunulan teklif, hem de Arafat'ın cevapları konusunda bilgi almak için.
Bütün bu temaslardan bakalım hangi sonuca ulaşılacak?
28.AĞUSTOS.2000
|