YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Yeter ki parasını ödeyin...

Siz okumayabilir, hatta "Tirajlarının yarıdan fazlası benzincide bedava dağıtımdan" deyip küçümseyebilirsiniz de; ancak, bu, üç 'iri' gazetenin, Türkiye'de geniş yığınların ev ve işyerlerine girdiği gerçeğini değiştirmiyor...

Cumartesi sabahı kapıma bırakılan gazete tomarında bir gariplik sezip bunun 'iri' gazetelerin bembeyaz bırakılmış ilk sayfalarından kaynaklandığını anlayınca ağzım açık kaldı. Gazeteler, üçüncü sayfalarını ilk sayfa gibi düzenlemiş, birinci ve ikinci sayfalarını (sonuncu ve sondan bir evvelkini de) ülkemiz ekonomisinin yeni yıldızına terketmişlerdi: İş Bankası... İlk sayfaları banka logosu yanında sadece "İyi çalışmalar" sözcüğü süslüyordu; sayfanın geri kalanı bembeyaz bırakılmıştı...

Ben anlatanların yalancısıyım: İş Bankası ülkenin öndegelen üç gazetesinin ilk iki ve son iki sayfasını reklâm amaçlı kullanma fikrini ortaya attığında, reklâm şirketi yetkilileri, "Aklınızdan bile geçirmeyin" demişler; hiçbir gazetenin, câzip de olsa böyle bir teklife "Evet" cevabı vermeyeceği düşüncesiyle... İlk görüştükleri gazete yetkilisi ise, teklifi duyunca, heyecandan açılmış gözlerle, "Kaç para?" demiş...

Fıkrayı duymuşsunuzdur... Coca Cola yetkilileri randevu alıp Papa'yı ziyarete gelmişler... Firmanın kiliseye yüklü bir bağışta bulunacağı umudundaki kardinaller, kapının önünde birikip seslere kulak vermişler... Firma yetkilileri bir şeyler söyleyip bir milyar dolar teklif etmiş; Papa "Hayır" diyormuş bağırarak... Karşı taraf cömertliği her artırışta Papa'nın olumsuz cevabı da hiddetleniyormuş... Sonunda teklif 50 milyar dolara kadar çıkıp Papa redten vazgeçmeyince firma yetkilisi ısrardan vazgeçerek görüşmeyi terk etmiş... Kardinaller, Papa'ya, "Ne teklif ettiğini bilmiyoruz efendim, ama" demişler, "Verecekleri para çok işimize yarayabilirdi; acaba biraz daha düşünseniz..." Yüzü kıpkırmızı olan Papa, "Ne diyorsunuz" diye haşlamış dinadamlarını, "Adamlar, bana, her duadan sonra, bütün papazların, 'min' yerine 'Coca Cola için' demesini teklifetti..."

Los Angeles Times gazetesi çalışanları, ek olarak verdikleri bir derginin Stapples firmasının 'gizli reklâmı' olduğu anlaşılınca, yönetime isyan bayrağı açtılar... Kısa bir araştırma, cumartesi günü bizde yaşanana benzer bir görüntünün, öykündüğümüz Batı ülkelerinin hiçbirinde söz konusu olamayacağını gösterdi... Sadece bir Kanada gazetesinde buna benzer bir çizgi dışılık sergilenmiş, okur ayağa kalkmış ve çalışanlar yönetimi yaptığına pişman etmişler... Bizdeyse, POAŞ'tan sonra GSM ihalesini de alarak ekonomi içindeki ağırlığını olağanüstü artıran İş Bankası'nın açtığı çığırı başkaları da tepe tepe kullanacaktır, göreceksiniz... Her şeyin fiyatı var bizde...

Gazetelerin satış rakamları kâğıt üzerinde arttı, ancak bu artışın yapay olduğu, McDonalds'lar ve benzincilerde bedava dağıtılan gazetelerin bir kenara atıldığı bilindiği için, reklâm girdileri iyice azaldı. Reklâmverenler reklâm pastasından gazetelere ayırdıkları dilimi küçülttüler, televizyonları daha fazla tercih etmeye başladılar. Bu da, esasen ucuza satılan ve satıştan müthiş zararlar eden 'iri' gazetelerin boğazının iyice sıkılması demek... Fiyat indirimi yapan gazeteler eski zam eğilimlerini aynen korumuş olsalardı, bugünlerde fiyatlarının 400 bin lira civarına çıkması gerekecekti; oysa 125 bin liradan satılıyorlar... Reklâm girdisi de azalınca telkinlere iyice açık hale geldikleri bir gerçek...

İstanbul Ticaret Odası (İTO) başkanı Mehmet Yıldırım'ın, "On banka daha batacak" açıklaması sonrasında yollarını Ankara'ya düşüren bankalı medya grupları, gücünü tepe tepe kullanan bir politikacıyla görüştüler... Tam da KHK tartışmalarının sürdüğü günlerde gerçekleşen o görüşmede, politikacı, çok açık bir dille, "Kendinize çeki düzen verin" mesajını iletmiş olmalı...

Bazıları "Can Ataklı'yla tartışması yüzünden..." diyor, ama ben Kürşat Bumin'in Yeni Binyıl'da yazılarına son verilmesine çok daha farklı bakma eğilimindeyim. Yeni Şafak'tan ayrılıp Yeni Binyıl'a giden Kürşat Bumin orada fazla uzun ömürlü olamadı. Kürşat belki de hayatının en az dikenli üslubuyla yaklaşmıştı Ataklı'nın "KHK'nın çıkmasını askerler mi istiyor?" diye soran yazısına; Ataklı'nın cevabı fazla sert geldi bana... Kürşat Bumin'in gözden çıkarılmasının sebebi bu çekişme ise, diğer iki 'Binyıl' yazarına "Yazı kes" tâlimatı neyin nesi? Evet, dergicilikten sonra köşe yazarlığında da varlığını kabul ettiren Alev Er ile "Bizde Lozan'dan başka azınlık yok" diyenlere göre bile 'azınlık mensubu' gazeteci Hrant Dink'e de köşe kapattırdı Binyıl...

KHK üzerinde tartıştığımız şu bir ay, sadece Cumhurbaşkanı Sezer'e "Türkiye'de kim kimdir?" dersi teşkil etmekle kalmadı, medya konusunda halkın da gözünü açtı. Hiçbir ülkede, her eve ve işyerine girmeye çalışan 'saygın' gazetelerin, halkın yüzde 85'inin tasvip ettiği bir cumhurbaşkanını gözden düşürmeye, ya da tartışmalarda halkın çoğunluğuyla birlikte tavır koyan yazarları cezalandırmaya çalıştığı görülebilir mi?

Haklısınız, haklısınız: Bizdeki 'iri' gazetelerin cumartesi günü yaptığı gibi, birinci sayfalarını bembeyaz çıkartacak şekilde reklâma da ayırmıyor o ülkelerdeki gazeteler...


28.AĞUSTOS.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...