YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Terminatör olarak Türk medyası

Medya, bir ülkede elitlerle toplumun –temelde- paylaştıkları, yeniden icat etmek heyecanı içinde olmaları gereken duyarlıkları; yani bir ülkede yüzyılların deneyimi ve birikimiyle oluşturulan kültürel kodları, dinamikleri, anlam haritalarını tartışarak, uzun soluklu bir mahasebeye tabi tutarak yeni bir dille yeniden icat eden; hem kendince bir vasat oluşturan, hem de bu vasatın oluşmasına vasıta olan bir kurumdur. O yüzden tüm modern medya türlerinin anavatanı olan Batı'da medya, temelde, toplumun duyarlıklarının, sorunlarının, taleplerinin tartışıldığı ve yansıtıldığı; dolayısıyla, son kertede, bir kültür ve kimlik pekiştiricisi rolü üstlenen katılımcı bir vasat oluşturan vasıtalar olarak vardır ve varlığını böyle sürdürmektedir.

Bu nedenledir ki, Batı'da güçlü medya gelenekleri icat edilebilmiştir. Hem de öylesine güçlü medya gelenekleri icat edilmiştir ki, örneğin gazetelerin spor sayfalarında atılan manşetler ve başlıklarda bile kültürün kodları, dinamikleri, kavramları, kurucu isimleri yeniden "hatırlatılır" ve üretilir: Spor sayfalarındaki manşetlerde ve başlıklarda bile örneğin Shakespeare'e, İncil'e, Joyce'a vesaire sık sık göndermeler yapılır. (Elbette ki, bu olgunun narsist boyutları olduğunu ve de narsizmin çoklukla kültürel ve entelektüel donmaya işaret ettiğini ya da davetiye çıkardığını hatırlatmak gerekir. Ancak bizim elitlerimiz ve medyatörlerimiz arasında sözünü ettiğim bu narsizm biçimini ve sözkonusu sonuçlarını anlayabilecek zihinsel donanıma ve dürüstlüğe sahip olduklarını söyleyebilecek olanlar varsa, ses versin; öpeyim alnından onların!)

Türkiye'de böyle bir şeyi hayal etmek bile muhaldir: Çünkü Türkiye'deki medya'ya hakim olanlara hakim olan ve onların hareket alanlarını ve zihinsel kapasitelerini fena halde daraltan zihniyet, kurucu, yaratıcı değil; kırıcı, yıkıcı, "yiyici", ilkel bir zihniyettir. (Yüz küsur yıl önce ne demişti "dedem" Said Halim Paşa bizim feleğini şaşırmış elit ve aydınlarımız için: "Batılılar, yaratır; biz, yıkarız"! Demek ki, hala aynı yerdeyiz! Hala bu ülkeye, bu coğrafyaya ait ne kadar asıl ve asil şey varsa hepsini yıkmakla, tahrip ve tarümar etmekle ödevli sayıyoruz kendimizi! O yüzden hala aynı yerdeyiz; yerimizde sayıyoruz (Onuncu Yıl Marşlarını hem de trans halinde söyleyebiliyoruz!) O yüzden altımız oyuluyor; zihinsel melekelerimiz ve ahlaki özelliklerimiz gün be gün çürüyor ama biz tüm bu olan bitenlerin bize ne kazandırdığını veya kaybettirdiğini bir türlü farkedemiyoruz! Farketsek bile bu saatten sonra pek bir "iş"e yaramayacağını düşünüyoruz! Bu nasıl bir ruh haletidir; bu saldırganlık, bu toplumdan adeta intikam alma hali, bu bencillik, bu ilkellik, neyin nesi, neyin sesidir, anlamak güç doğrusu!)

O yüzden Türkiye'de güçlü medya gelenekleri yok; sadece "Sahibi"nin sesi olan "gücün medyası", güç ve çıkar çevrelerinin hizmetçiliğini, kapıkulluğunu, sözcülüğünü yapan medyalar ve gladyatörlere dönüşen medyatörler var. Hele de iş cadı kazanını kaynatıp, bu ülkenin en sessiz, sesini, soluğunu duyuramayan; tüm "kapı"ların şırrakkk diye suratlarına kapatıldığı masum "çocuklarını" mürteci diye avlamak gibi kimi medyatörlerin o ilkel şiddet ve saldırganlık duygularını tatmin ettikleri, iştah kabartan ve de sırt sıvazlatan gazetecilik türüne gelince tüm insaf, vicdan duyguları bir anda yokoluveren medyatörlerin cirit attığı bir ARENA var Türkiye'de!

Bu nedenlerledir ki ülkemizdeki iletişim vasıtaları, medyanın doğası gereği, toplumun sorunlarının, duyarlıklarının dillendirildiği, seslendirildiği; haklarının, taleplerinin ve çıkarlarının tartışıldığı yoğun katılımlı bir vasat oluşturan vasıtalar (sosyal bilimlerin diliyle, ara/cı kurum/lar) olamadı; olamıyor. Medya Türkiye'de tersinden ve tepeden "kel alaka" bir kimlik ve kültür taşıyıcısı işlevi görüyor! En mahrem "alanlar"ımıza girebildiği için de toplumun bilinçaltını delik deşik ediyor! O yüzden Türkiye'de medya(törler), birer misyoner ve de papaz!

Bugüne kadar sergilediği kurucu değil, yıkıcı, itici, şiddet yüklü, saldırgan, şiddet ve gerilim üreten, her bakımdan "yiyici", ilkel performans, Türkiye'de medyanın asıl işlevini bundan sonra da yerine getiremeyeceğinin apaçık bir göstergesi olarak okunabilir.

Bu tefessüh etmiş manzara, neye işaret ediyor, peki? Bu ülkenin medyatörlerinin hem kendilerini, hem de medyayı bitirdiklerine elbette ki! Bu kadarla kalsa, gene şükür diyeceğiz! Medya da tıpkı diğer pek çok şey gibi bir terminatör işlevi görüyor Türkiye'de! Hem kendini bitiriyor; hem de bu ülkenin imkanlarını, dinamizmini, enerjisini; Söyleyeceklerini ve de İddialarını!

Batılı misyonerler ve sömürgenler bile böylesi bir şeyi asla başaramazlardı!


28.AĞUSTOS.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...