![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bir vicdanın çığlığıMarmara Üniversitesi İlhiyat Fakültesi'ndeki görevinden ayrılan Prof. Dr. Hayreddin Karaman'ın Mustafa Karaalioğlu ile mülâkatını dün okudunuz. Orada, son birkaç yıl içinde defalarca yaşadığım bir duygu içimde yeniden depreşti. Şu satırlar yüreğimi yaladı geçti: "Çocukların bir kısmı peruk çözüm değil diye başını açıyor ama sadece okuldayken. Dışarıda örtmeye devam ettiği için kanaati değişmiyor, ama tedirgin. Başına peruk takan kuşkulu, suçlu, üzüntülü bir tavırda sınıfa kendini atıyor. Sınıftan çıkmıyor. En az görülebileceği bir yerde oturmayı tercih ediyor. Önündekinin arkasına kafasını eğip, saklıyor. Bir kısmı da yüzünü avucuna alıp, sadece ağlıyor. Böyle bir ıstırap." Evet, işte böyle bir ıstırap. Ne der, yeni dekan Zekeriya Beyaz'ın yüreği bu ıstırap karşısında bilemiyorum. Meselâ elinden oyuncağı alındığı için, annesini-kız kardeşini kaybettiği için ağlayan bir kız çocuğunu görünce ne hisseder? Bu duyguyu anlatamadık yıllardır Türkiye'yi yönetenlere... Hayreddin Hoca, yönetici sınıftaki bu empati yoksunluğuna temas ediyor. "... O yağmurun, soğuğun altında bazen polis copuyla karşılaşan ve her defasında "Başımızı açmayız ama okuma hakkımızdan da vazgeçmeyiz" diyen" kız öğrencileri anlamamakta direnenleri değerlendirirken "İnancı gereği hayatında bir defa böyle bir fedakârlık yapmamış bir insan, inancın insanı fedakârlığa götüreceğini nereden bilsin." diyor. Nereden bilsin? Hani bir kocakarı "Bilmeyecektin de neden halife oldun?" diye soruyor Hazreti Ömer'e... Bilmek gerek. Bir cumhurbaşkanının, bir başbakanın, tek tek her milletvekilinin, Meclis'in bilmesi gerek. Bir kız çocuğu, başından örtüsü çıkarıldı diye sıraya kapanıp ağlıyor ve siz görmüyorsunuz. Olabilir mi bu? Ben Zekeriya Beyaz'ı düşünüyorum. Kapıdan girecek içeri ve başörtüsünü çıkarmayacak olan öğrenciler kapıda kalacak... Bin kadar kız öğrenci olduğunu öğreniyorum Marmara İlâhiyat'ta... Kapıda bin öğrenci yığılacak. Belki bir o kadar da erkek öğrenci arkadaşlarını desteklemek için birikecek kapıda. Dekan aralarından geçecek ve o çocuklar okula giremeyecek... Neler hisseder bir insan bu manzara karşısında? Doğrusu yüreğini merak ediyorum böyle bir insanın... Belki de polis olacak kapıda. Çünkü Marmara İlahiyat'ta hiçbir öğretim üyesinin öğrencilerine "Başınızı açın" diyeceğini sanmıyorum. O zaman başörtülüleri içeri almamak için polis görevlendirilecek. Acaba İlâhiyat kapısında da, diğer üniversitelerin kapısında yaşananlar olur mu? Kız öğrenciler yaka paça tutulup ekip arabalarına bindirilir mi? Çığlıklar yükselir mi? Neler hisseder bunu görürken yeni Dekan Zekeriya Beyaz? Düşünüyorum ki, bir misyonu üstlenmek başka, hayata geçirmek başka? Bir yığın sınavdan geçmek söz konusu... Önce bir kalb ve vicdan sınavı... Biliyorum, son dönemde yukardan gelen dayatmalar karşısında pek çok vicdan iflâs bayrağını çekti. Acaba Zekeriya Beyaz'ın kalbi, vicdanı ne diyecek? Gözler nasıl yansıyacak Zekeriya Beyaz'ın içine, sözler nasıl yansıyacak? "Başörtüsü bir bez parçasından ibaret" diyen İlahiyat kökenli bir dekanın, nasıl bir toplumsal duyarlılığa çarptığını görmüş olmalı bir insan diye düşünüyorum. İslâmî hassasiyet sahibi olmak gerekmiyor Türkiye'de başörtülü öğrencinin öğrenim hakkını savunmak için... TESEV'in yaptığı araştırma bile, Türkiye'de yüzde 80'ler civarında bir toplum kesiminin, sadece öğrencinin değil, kamu görevlisi bayanların da başörtüsü takabilme hakkına olumlu baktığını ortaya koydu. Bu toplum kesiminin duygularıyla çarpışmak... Ne kazandıracak bu Zekeriya Beyaz'a? İkinci bir Profesörlük ünvanı mı? Şu işe bakın, bir insan, öğrencilerin başörtülü öğrenim hakkını savunabilmek için görevden ayrılıyor, bir başkası öğrencilerin başörtüsünü çıkarabilmek için görev üstleniyor... Ben de bir empati yapıp, kendimi Zekeriya Beyaz'ın yerine koymaya ve onu anlamaya çalışıyorum. Hayır, içime sinmiyor bu rol! Onur bulmuyorum bu rolde... İnsanların en azından giyim özgürlüklerini yok saymak, sonra inanç özgürlüklerinin üzerine yürümek, sonra gençlik duyarlılığını görmezden gelmek.... Bunlar onurlu işler mi? Ne karşılığında yapacak bunu Zekeriya Beyaz? Ona dostça söyleyebileceğim tek şey var: Yol yakınken, böyle bir misyonu üstlenmekten vazgeçmek. Görevi verenlere "Ben bunu yapamam, kimse de yapmamalı" demek. Tıpkı selefleri olan ilim adamları gibi... Bu beklenti bile, kendisine önemsediğim içindir. Eğer önemsemesem, "bildiğini yap" derdim. Bugüne kadar bildiğini yapanların millet vicdanındaki yerine havale ederek. Hayreddin Hoca'nınki bir vicdan çığlığıdır. Öğrencileri için, çocukları için ve tüm ülkenin çocukları için bir vicdan çığlığı... Bugüne kadar başörtüsü sebebiyle öğrenimlerinden olan, göz yaşlarında yıkananlar için... Anlayana sivri sinek saz, demişler... Anlamayana Hayreddin Hoca'nın çığlığı bile yetmez... Zaman herkesin anlama kapasitesini ölçüyor.
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|